[Karne] Karl Deamy

Aşağa gitmek

[Karne] Karl Deamy

Mesaj tarafından Captain 'God' Usopp Bir Perş. 21 Ocak 2016, 18:42

Ad Soyad: Karl Deamy
   Irk: İnsan
   Yaş: 20
   Boy: 1.70
   Kilo: 70
   Cinsiyet: Erkek
   Meyve: -
Taraf: Denizci
   Bulunduğu Deniz: South Blue
   Grup: White King & Gökyele
   
   
Kişilik + Geçmiş:

           
Kişilik: Sessiz, sakin bir yapıdadır. En zor anlarda bile sükunetini korur ve tabii bu, soğukkanlılığının getirisidir.  Herkesle içli dışlı olmaz, belli bir disiplinli duruşu vardır. Şakalardan hoşlandığı söylenemez. Hemen hemen her şeyi umursar ve duruma göre hareket eder. Şu anda içinde bulunduğu kuruma öncelik verir. Bunların dışında halkın yanındadır ve halka karşı sorun çıkaran herkesin karşısındadır. Geldiği yeri asla unutmaz ve geldiği yerler gibi nice yerlerin olduğunu düşünür. Tabii geldiği yer gibi, oradaki insanların da yardıma muhtaç olduğunu, ama ellerinden bir şey gelemediği için yardım beklediklerini düşünür. Tabii bu halkadamı dostumuza göre oradaki halkın tutumu ve halkın sorununa göre hareket eder. Eğer ki halk haksızsa halka karşı bir tavır sergiler; ama sorun kendi içlerindeyse en doğru yolu izlemeye çalışır. Tabii bulunduğu kurum dışında sorun çıkaranın cezası ölümdür. Böyle bir kafa yapısındadır.
Bunların yanında çocukluğunda gördüğü işkence sonucu karşısındaki kimseye gözlerini kırpmadan kitlenebilir. Bir de bu çocukluk döneminde yaşadığı işkenceden dolayı kabuslar görür ve bunun nihayetinde uyku problemi çeker; kafasını dağıtmak için ara sıra içki ile sigara tüketir.
           
Geçmiş:     "Kapalı kapıların hiç bu kadar bariz belli olduğu bir yer yoktur."
   Bir ada düşünün insanlar dışarıya çıkmaz; bir adam düşünün tüm hakimiyet elinde. Kontrol sizde diyenler her zaman rahat içindedir. Her neyse,  bu adada sayılı bürokratların elinde oynattığı insanlar ve bankerlerin kıyasıya rekabetine sebep olan bir ticaret vardı. İnsanlar her şeyin farkındaydı, ama elden ne gelirdi?  Kendileri aydın sayan kimseler ise sadece köpekti, diğerlerinin köpeği! Halkı uyandırmaya çalışmayı bırakın, uyuması için ninni söyleyen de onlardı! Böylesi sefil, pislik ve insanların en alçağına rastlanılan bir yeri hayal edin. Burası o yerden bile beterdi. İkiyüzlülük ve alçaklık onlar için sorun değildi; birinin malını çalmak, ırzına geçmek, emeğini sömürmek  gocunulmayacak bir şeydi. İnsanlık suçu mu? Belki. Doğru mu? Buradaki insanlara göre, evet. Herkes yapıyorsa ve kimsenin şikayeti yoksa normal değil mi? Adalet burası için sadece bir kavramdı: İçi boş, tıpkı insanların beyni gibi.
   Her şeyin zıtlıklarla dolu olması dışında, şehrin o uzunca, ama gözden uzak binalarındaki beyaz ile yazılmış yazılar vardı:" Beyaz, ne kadar  göz alıcı olabilirdi ki? Peki ya sen?"
   Her köhne yerde beyaz renkle yazılmış yazı buydu; gözden uzak siyah binalar ve hatta siyah zeminin üzerinde bile. Karanlığın ortasına hapsolmuş bir ada için oldukça ilginçti. Birileri bir şeyler yazmıştı her köşe başına veya birisi kim bilir. Hemen hemen hepsi aynıydı, ama bir şey dışı: Adanın kurucusu olan Sylvester Blind'in mezar taşındaki yazıydı o:
   "Beyaz Kral gelecek!
   Beyaz gülün kırmızıya çaldığı vakit.
   Beyaz atın sarardığı gün.
   Beyaz nehrin siyaha çalındığı zamanda.
   Ve beyazlıktan eser kalmadığı anda."

   Ada karanlıktaydı ve insanlar dışarıya çıkmıyordu. Böylesi bir adanın ilgi çeken hiçbir tarafı yoktu. Fabrikaların bacalarından çıkan siyah dumanlar şehri siyaha bürümüştü. Ne zaman gündüz, ne zaman gece bilinmiyordu. Burada sadece para konuşurdu, ama tabii sadece üst kimseler için. İnsanlar ise hastalıktan, korkudan ve ellerinden bir şey gelmediğinden ötürü evlerindeydi; evlerinde olmayanlar ise fabrikadaydı. Genel olarak insanlar fabrika ve evlerinde kalır ve öyle ölüm için saat tutardı; tabii saatin hızı böylesi bir yerde normale göre çok hızlıydı. Eskisi gibi görkemli bir beyaz binalar, sakura ağaçları, park alanları, belediye binaları, halkevleri, okul, hastane ve aklınıza gelebilecek halk için hiçbir şey yoktu. Bir yabancı buraya uğrasa, yıllar önce terk edilmiş  sanırdı veya sadece fabrikaların bulunduğu bir ada. Hal böyle iken, düşünün gerisini.
   İnsanlar eğitim nedir bilmezdi. Okuma-yazma veya dış dünya hakkında hiçbir bilgileri yoktu. Ahlak kelimesi ise bilinmeyen bir şeydi ve kaldı ki bilinmeyen bir şey istemsizde olsa yapılabilirdi, ama cehalet bunları alıp götürüyordu. Ahlaki duygulardan yoksun yaşayan insanlar hayvandan farksızdır diyebilirsiniz, ve belki de daha beteri. Öyleydi işte. Ah, şu sözde aydın kimseler, sadece sözdeydi. Ada da büyüyenler veya dışardan gelenler sadece yalakalık yaparak o yüce mertebeye erişmişti. Oldukça trajik değil mi? Hatta Trajikomik!

   Dönelim asıl meseleye, dostumuz ise bu adada dünyaya geldi. Kimden geldiği belli değildi. Beş yaşından öncesini hatırlamıyordu ve hatırladığı tek şey bir kaldırım üzerinde bulunduğuydu; daha doğrusu aklı o vakit başına geldi. Tabii onu sahiplenecek kimseler de yoktu.  Kendi başına yaşadı ve ölmemek için çaldı, çırptı; başıboş bırakılmış evlere girdi. Böylece hayatını devam ettirdi. Tabii adada bulunan kimseler böyle bir çocuğu fark edince sonuç kaçınılmaz oluyordu. Bu kimseler dostumuzu bir zindana kapattı ve türlü türlü işkenceler yaptı. Ve bunun sonucu vücudunun hemen hemen yerinde morluklar oluştu. Ve bir gün bir gürültü ile yerinden doğruldu; demirden kapıya hızlıca gelen top kapıyı aşağıya indirmişti. Ve böylece sonunda o zindandan çıkmayı başardı. Ve dışarıya çıktığı vakit devasa gemiler gördü. Aslında bu karanlık adada yaptığı ilk büyük iş, adaya gelen büyük denizci gemilerini karşılaması oldu diyebiliriz. Gelen gemilerde bulunan rütbeli bir kimsenin başını okşayarak yoluna devam etmesi ise, unutamayacağı bir şeydi. Denizciler adayı dünya haritasından sildi ve sağlıklı bireyleri gemiye aldı.
   Denizci gemisine binen insanlara uzunca bir nutuk çekildi, ama akıllarına kazınan ve anı anlatan söz ise şu oldu: "Her şeyin bitişi, bir şeyler başlangıcına ön hazırlıktır."
   Dostumuz ise, bir kimlik edindi. Ve belki de sonradan yaşananlar  kaderin cilvesiydi: Askeriyedeki kimseler dostumuzun elinden tuttu. Ve kendi himayeleri altına aldı. Askeriyede eğitim almaya başladı. Kimsesi yoktu yanında ve burada uzunca bir süre geçirdi. Boş zamanlarında sokağa çıktığında etrafı izlerdi: Bu seyir halinde gördükleri ise, şeker dükkanına selam veren bir beyfendi olurdu kimi zaman; kimi zaman da çocuğunu aralarına alan bir çiftin şen şakrak halleri ile o gülümseyen suratları. Ve tabii şu da vardı: Şeker dükkanını işaret parmağıyla ebeveynlerine gösteren çocuğun başındaki el, hiçbir zaman O'nun başında değildi. Hiçbir zaman sevgi gösterilmemiş bir çocuğun hissettikleri yazıya dökülemez herhalde. Belki de dökülebilir, ama biraz zor. Mutsuzdu ama alışıyordu, alışması gerekiyordu!
   Dostumuzun getirildiği ada ise oldukça tuhaftı. Genel itibari ile halk volkanik dağın hemen alt kısmındaki alanda mesken edinmişlerdi; ancak dağ yamaçlarında da yer yer evler mevcuttu. Adanın merkezinde ise renkli renkli -sarı, pembe,mavi vs.- binalar, eskiden efsane olarak anılan veya anılmış olan denizcilerin ve yetkili kimselerin heykelleri ile adlarının bulunduğu dükkanlar vardı. Bunların dışında zemin yapısı düz ve taştandı, ama belirli yerlerde çatlaklıklar mevcuttu: Belediye çalışıyor! Bunların dışında liman bölgesinde birden fazla denizci gemisi ve ticaret gemileri bulunuyordu. Ve tabii limanı cepheden gören yerde bir adet koskoca, görkemli, bembeyaz bir Denizci Karargahı!

   Denizci Karargah'ında büyüdü ve orada sevildi. Disiplinli kimseler çok olsa da, babacan insanlarla doluydu burası. Denizci Karargah'ında ilk başlarda getir, götür işleri yaparken, sonraları Askeri eğitim almaya başladı ve tabii özel olarak kılıç eğitimi. Her şey istediği gibi değildi. Bazen azar işitiyor ve gururu inciniyordu; ama ailesiydi onlar onun. Ne uzun vadeli gidebilir, ne de küsebilirdi. Çocuk değildi, büyümüştü. Ve tabii kurtarıcısı olduğu adam ile Askeriyede kalarak konuşma fırsatı buldu. Ve şehirdeki yazılar hakkında soru sordu; ama muhatabı olduğu adam konu hakkında hiçbir bilgisi olmadığını söyledi. Tabii arkasından sorulan soru, mezar taşındaki yazının kimin için yazıldığıydı ve o yazıdaki kişinin o olup, olmadığı yönündeydi. Ve gelen cevap da önceki gibiydi. Ve o gün anladı. O yazıların kimin için yazıldığını veya yazılmış olabileceğini. Kurtarıcı olmamıştı, ama aracı mı olmuştu? Düşündü tüm gün boyu. O değildi belki ama bir gün o olabilirdi; belki de dostumuzun doğumundan dolayı o şehir kurtulmuştu. Ve böylece bileklerine ve avuç içlerine geçmişini ölümsüzleştirmek ve de unutmamak adına dövmeler yaptırttı. Geçmişini unutan birisi olmak istemiyordu. Sonrası bilindiği üzere Askeriye'de yerini aldığıydı.


   
                                   
Statlar
   Güç:1.2
   Dayanıklılık:1.3
   Hız:1.4
   Farkındalık:1.3
   
Meslek Statları
   [Kaptanlık]:0.2
   [Meslek 2]:-

   
Meyve Statları
   Meyve İsmi: -
   Türü: -
   Saf Meyve Gücü: -
   Kullanım Süresi: -
   Ek Güçler: -
   Mod/ Ek Dönüşüm: -
   Kontrol: -
   
Dövüş Tekniği:
   Tekniğin Adı: Beyazın Dansı
   Tekniğin Stili: Kesici
   Teknikte Kullanılan Ekipman yada Ekipmanlar: Tek Kılıç
   Tekniğin Açıklaması:
Spoiler:
Karl, tek kılıç kullanımına sahiptir. Kılıcını rakibinin en zayıf -savunulması zor yer- noktasını hedef alarak savurur. Saldırı sırasında geriye adım atmayı düşünmez. Tekniğin özelliği, ardı arkası kesilmeyen seri hareketlerle rakibinin işini bitirmeye dayalıdır; ama ani bir hareketle sıyrılıp rakibinin hayati bölgelerine saldırılar gerçekleştirebilir. Genel olarak olabildiğince hızlı bir biçimde rakibinin işini bitirmeye dayalı bir tekniktir.



   
Tekniğin Altdalları:
   Teknik: 3
   Yetenek: 3
   Yan Stil: -
   Mod: -
   Özel Stil: -

   
Değerler-Eşyalar
   Eşyalar: İyi Kılıç -Katana-
20 Sigara-Sigara Kutusu (Sigara Kutusunun içinde sigaralar.)
Siyah Zippo

   Kafa Ödülü:-
   Para: 224.200
   Dağıtılmamış Stat: -
           

_________________
Captain 'God' Usopp
Captain 'God' Usopp
Admin

Mesaj Sayısı : 286
Kayıt tarihi : 18/12/15

Kullanıcı profilini gör http://oprpg.forumdizini.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz