Npc Günlükleri-Hagane Kai

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Npc Günlükleri-Hagane Kai

Mesaj tarafından Captain 'God' Usopp Bir Paz 27 Ara. 2015, 13:42

11 sene önce..
South Blue'da..

14 yaşından öncesini hatırlamıyordu. Gözünü açtığında gördüğü, yaşlı bir adamın oturduğu yerde uyuya kaldığı, ve odada ki tek yatakta yattığıydı. Ne ses çıkarabiliyordu, ne de hareket edebiliyordu. Gözünü kapattı. Tekrar açtığında adam orada yoktu. Dışarıya baktığında geçen seferden beri belli bir zaman geçtiğini biliyordu. Çünkü güneşin dolduğu odada, gölgelerin yerleri değişmişti. Bu belli bir zaman geçtiğinin kanıtıydı. Ama gölge ters yönde ilerlemişti. Bu başka bir güne geçildiğinin kanıtıydı. En azından 16 saattir uyuyor olmalıydı. Ayağa kalkmaya çalıştı ama, hem sırt bölgesi hem göğsü acıyordu. Zorladı ve tek seferde kalktı ayağa. Yaşlı adamı arıyordu ama göremedi. Dışarı çıktı. Sert bir rüzgar karşıladı önce onu. Sanki içeride tutmaya çalışıyordu onu. Aştı rüzgarı ve mükemmeli gördü. Dağın tepesine kurulmuş küçük bir kulubeden çıkan küçük adam. Tanrı'nın tahtından dünyayı izliyormuş gibi, baktı aşağıya. Ormanları, denizi, nehirleri, göller ve gölcükleri, şehirleri görebiliyordu. Ve mükemmeliği görebiliyordu. Oturdu kayalığa ve rüzgarın ve manzaranın tadını çıkardı. Tüm ağrıları rüzgar tarafından taşınıyordu sanki, tüm arzularını karşılıyordu manzara. Arkasından duyduğu sesle irkildi birden. "Hoş manzara değil mi?". Yaşlı amcaydı bu. Bir şey demedi. Ne cevap vereceğini bilmiyordu. Çünkü tanıyıp tanımadığını bile bilmiyordu karşısında ki adamı. Hatırlamıyordu hiç bir şey. "Güzel manzara. Hiç bir şey hatırlamıyorum. Sizi tanıyor muyum?" diye sordu yaşlı adama. "Hayır. Geçen gece seni denizde sürüklenirken gördüm buraya getirdim, 4 gündür uyuyorsun." dedi. O kadar uzun süre uyuduğunu bilmiyordu.

"Bir süre daha kalmama izin verir misiniz? İyileştiğim anda gideceğime emin olabilirsiniz." dedi ve cevap bekledi. Yaşlı adam kafasıyla onayladıktan sonra, içeri geçip uzanmaya devam etti. Uyandığında yaşlı amca tekrar yoktu. Dışarı çıkıp manzarayı izlemeye başladı. Amca çok geçmeden geldi. Elinde balıklar vardı. Pişirdi ve birlikte yediler. Yaşlı amca başladı "Yaralarına bakarsak yüksek bir yerden düşmüş olmalısın. Başını vurmuşsun anladığım kadarıyla, hafızanı kaybettiğine bakılırsa." diyerek. Karşılık vermedi. Uzun zamandır yemediği için çok aç hissediyordu kendini. Yemeğini yedi ve düşünmeye başladı. Her ne kadar yaşlı adam kalmasını dert etmese de bir süre sonra onu kovmak isteyecekti, bu durumda henüz terk etmeyi göze alamazdı burayı. Yaşlı adamı öldürebilirse bu cennete sahip olabilirdi. Hem yaşlı bir adamı öldürmenin ne zorluğu olabilirdi ki. Plan yapmaya başladı, uyuduktan sonra yaşlı adamı öldürebilirdi, ama işini garantiye almak için masada duran bıçaklardan birini el çabukluğuyla, kıyafetinin koluna sıkıştırdı. Yemek için teşekkür edip müsaade istedi. Yatağa dönüp gözlerini kapattı, ama bilinci açıktı. 3 saat sonra yerinden kalktı ve dışarı çıktı, yaşlı adam tepede, bir tentenin altına serdiği minderde yatıyordu. Kai yavaşça yaklaştı, rüzgarı karşısına alacak şekilde ilerliyordu, bu durumda yaşlı adam geldiğini fark etmezdi, sürünerek ve ses çıkarmadan ilerledi ve bıçağını kaldırıp, yaşlı adamın göğsünü işaretledi. Bıçağını indirip kumaşın yırtılma sesini duydu, ama deldiği minderdi, et değil. Sağ tarafından yüzüne tekme yiyip, yuvarlanana kadar 1 saniye olmamıştı bile. Bu adam öylesine yaşlı bir adam değildi. Böylesine bir hız herkesin sahip olacağı bir şey değildi. Tepe boyunca yuvarlanıp, uçurumun ağzına kadar gelmişti. Düşmeden önce tutunmayı başarmıştı ama, her yeri ağrıyordu. Sabah cennet gibi görünen yer, şimdi tam bir cehennem gibiydi. Düşerse öleceğini biliyordu. Bıçağı da elinden düşürmüştü, sol eli tepeyi tutarken, sağ eliyle de tutunacak bir yer arıyordu. Ayağını koyacak bir yer, basacak ve ya tırmanacak bir çıkıntı arıyordu. Ayak sesleri duyana kadar uçurumdan tırmanmaya çalışıyordu ama ayak sesleri umutsuzluk salıyordu. Her bir adımda kolundaki gücü kaybediyordu sanki, sonunda ayakları gördüğünde pes edecekti, yaşlı adam kolunu uzatıp yakaladı onu.

Piç sebepsiz yere beni öldürmeye çalışma.” deyip arkasına fırlattı. Kai yattığı yerde kaldı.
Artık kimseyi öldürmeyeceğime yemin ettim, neredeyse yeminimi bozduracaktın bana. Daha denizcilik yaptığım zamanlarda, adı duyulmuş zalim bir korsanın ailesiyle birlikte burada yaşadığını haber almıştık. Bir gemi dolusu adam buraya o korsanı almaya geldik, ama burada yoktu. Gözüm dönmüştü, karısını ve 5 yaşındaki oğlunu soğuk kanlılıkla öldürdüm, cesetlerini bu uçurumdan aşağı atacakken fark ettim hatamı. Tanrı’nın yarattığı bu manzara karşısında fark ettim ne kadar küçük olduğumu, ne kadar küçük olduğumuzu.
"
Küçük mü? Kai’nin manzarayı gördükten beri aklında tek bir düşünce vardı. Bunu yaratan Tanrı’ysa, yok eden ne olurdu? Kai kesinlikle gücünün ötesine varacaktı, insan potansiyeli küçük olmaktan çok uzaktı, Kai kesinlikle Tanrı olacaktı. Ama önce güçlenmesi gerekiyordu. Bunun için yaşlı adama yalvarması gerekmişti, ama yaşlı adam birkaç hafta sonunda onu eğitmeyi kabul etmişti. Ona denizci kor-amiraliyken korsan gemisinden aldığı bir şeytan meyvesi vermişti. Çelik üretmesini sağlayan bu meyve ile Tanrı olma yolunu açacaktı...

5 sene önce..
South Blue'da..
Ay ışığı, tutarlı, ayarlı ve mükemmel. Saatlerce baksan bile yakmaz gözlerini, aksine gün ışığının. Korkutmaz karanlık gibi. Ay ışığı, gece, çiftleşmek için haykıran tüm canlıların uyuduğu, ağaçların bile insanlık için oksijen vermek yerine tükettiği oksijeni, kötülüğün hüküm sürdüğü, karanlığın gizlediği her şeyi... Uzandığı salda dinlerken geceyi ve gözlerken ay ışığını, tüm dertlerinden uzakta, Tanrı'ya hayranlık ve kıskançlık duyarken, içinde ki hırs her bir saniye daha da büyürken küçük dalgalar taşıyordu salı sarsarak.

Kai kadere inanırdı. Hemde mutlak kadere. Gerçekten beyninin uç noktasında gitmek istediği bir yer yoksa genelde salı kendi haline bırakırdı. Kader onu gitmesi gereken yere taşıyacaktı. Eğer aklında gitmek istediği bir yer varsa, zaten kader böyle istediği içindi. Eğer gittiği yerde başına bir şey gelecek olursa bu kader istediği için olacaktı. Pişmanlık duymazdı, çünkü hiç bir şeyin sorumlusu kendisi değildi, yaşamak için herkesi, her şeyi katledebilir, çünkü kader böyle istemiştir. Tanrı olması da kaderinde olan bir şey. Yoksa neden kader o manzarayı göstermişti ona, ya da neden vermişti bu güçleri ona. Tanrı olacaktı ve bunu durduracak kimse yoktu.

Doğruldu salda birden, aniden. Dengesizlik sarsılmasına neden oldu, ama ağırlığını kullanarak salı dengeye aldı. Etrafına bakındı, neredeyse 2 gündür denizdeydi, kader böyle arzu etse de sıkılmaya başlamıştı Kai. Dolunayın aydınlattığı, ve gözünün görebildiği dünyada kara parçası göremese de, insan kokusu aldığını hissediyordu. Yakınlarda bir ada bulacağından emindi. Dalgalar büyümeye başlamış gibi hissediyordu. Bu gelgitin etkisi olabilirdi. Gelgit hissediliyorsa, yakında denizin çekildiği bir kara parçası olmak zorundaydı. Güneş doğmadan önce uyumaya karar verdi. Hesaplarına göre 5 saati filan kalmıştı güneşin doğmasına. Uzandı tekrar salda ve kapadı gözlerini karanlığa. Ay ışığının Tanrısal etkisi göz kapaklarını deliyordu sanki, arzularını kabartmıştı bu manzara. Kendisini bir tahtta yıldızların arasından dünyaya bakarken hayal etti. Bu rüyayla uyandı sabaha. Kalktı ve güneşe baktı. Doğalı 1-2 saat olmuştu. Ceketini çıkardı, gecenin soğuğundan ziyade 1-2 saatlik güneş etkisi terlemesine sebep olmuştu. Gömleğini de çıkarıp suya koydu. Koltuk altını, boynunu ve yüzünü yıkadı. Biraz serinlemek için ayaklarını da suya koydu. Sala serdi kıyafetlerini ve etrafına bakındı bir kara parçası görebilmek için rüyasını hatırlarken.

Dünya küçücük görünüyordu, yıldızlar arasından. Ve Tanrı elinde büyük bir çelik top oluşturup bıraktı dünyanın üzerine. Büyük top dünyayı delip geçerken, çığlık sesleri yıldızlara ulaşıyordu, ve gülümsedi Tanrı, aynı anda Kai...

İnsani arzular, yavaşta olsa ele geçirmeye başlıyordu Kai'yi. Açlık zalim bir düşman gibi saplarken kordan kılıcını midesine, kulaklarında ki dalganın kıyıya vurduğu sesler rahatlatmıştı onu. Kader yine yüz üstü bırakmamıştı onu. Martılar çirkin sesleriyle söylerken şarkılarını, burnundan giren merhametli bir nefes, yakında bir yerde balık piştiğini söylüyordu. Tekrar sıyrıldığında hayal dünyasından, baktı etrafına ve gördü Kader'in seçtiği yeri. Yaklaşırken salıyla toprağa, koparken her bir saniye denizden, yeşili kokladı gözleri, sanki bir huzur çukuruna düşmüşçesine, yeşilden başka hiçbir şey görmezken gözleri, temiz havanın bedeniyle sevişmesine izin verdi. Girerken gözeneklerinden temiz hava, döngüyü tamamlamak için karbondioksit saldı doğaya. Doğadaki saniyelik görevini yapmış olmanın verdiği huzurla ilerledi kıyıya doğru.

Yaklaştıkça her saniye kıyıya, şeytanın nefesini görmek kolaylaşıyordu. Adanın arkasında soluyan şeytan havaya kötü gaz salarken, her an patlayıp yok edebilecek gibi duruyordu koca adayı. Yanardağ tehlikeliydi, ama kader bu adayı uygun görmüştü Kai için. Pişmanlık duyacak bir şeyi yoktu. Usulca ilerledi adaya. Ne kadar zamanı olduğunu bilmiyordu ama, adada bir mola verip, geçici de olsa karnını doyurması gerektiğini biliyordu. Bu ormanda yiyecek bir şeyler bulacağından emindi. En kötü ihtimal balık kokusunu takip ederek doyurabilirdi karnını.
Deniz taşırken onu kıyıya, planını tamamlamıştı. Kıyıya varır varmaz, adanın kıyı uçlarında dolaşıp yiyecek bir şeyler bakacaktı, sonra yeri ve yanardağı dinleyip tahmini bir hesap yapacaktı. Uzman olmasa da yerdeki titreşimler ve havadaki gaz oranı volkanın tahmini patlama zamanına dair ipucu verebilirdi. Rüzgarın nereden estiğini ölçüp, balık kokusunu ona getiren yere ilerleyecekti, eğer volkan patlayacak gibi olursa salıyla kıyıdan adanın etrafını dolaşacak, yiyecek için ormanın derinliğine ilerlemeyecekti. Risk almak mantıksızdı…

Fazla düzenli ve fazla sessizdi, tesadüf olmayacak kadar biçimliydi ağaçlar. Etrafında ki tek canlı da kendisiyken kuşku duymuştu bu adadan. Tek bir insan bile yokken etrafta, pişmiş balık kokusu nereden geliyordu? Yanardağın etkisiyle miydi? Şimdiden akmaya başlamış mıydı lav? Bu durumda geçtiği meyve ağaçlarından meyve toplayıp tekrar yola çıkması mantıklı olurdu. Ama merak insanları asla bırakmazdı. Beyninin ucunda oluşan merak dürtüsü, kaderin isteği miydi? Yoksa insani zayıflığın bir eseri mi? İnsani bir zayıflık yüzünden ölecek miydi şeytanın kanında, yoksa Kader kurtaracak mıydı onu böylesine dehşet bir kaderden?

Bilinmeze doğru ilerlerken, kaderin çatalına vardı. Yol ayrımları Kader’in en sevdiği oyundu. Birinde ölüm diğerinde sonsuz acı olurdu genelde. Ama iki türlüde iyi bir yere çıkan yol geri dönmekti. Ama insanoğlu merakla yaratılmıştı. Bu yüzden Kai devam etmeye karar verdi. Beyninin ucundaki dürtü Kaderin emriydi. Akla gelen ilk düşünce, uzun süre önce karar kılmıştı buna. Bu dürtüyü takip edecekti…

İkiye ayrılan yolun ağzında durup düşünürken sonraki hamlesini, gözlerini kapatıp dinlemeye başladı. Önce sadece dinledi, belki bir canlı sesi duyma umuduyla, kokladı sonra, balık kokusunu almak için tüm sinirlerini kullandı. Hissetti sonra, rüzgarı ve titreşimleri, sonra bütün duygularını kapattı ve içgüdülerine yoğunlaştı. Tehlike var mıydı? İçgüdüleri bugün sessizliğini koruyordu. Kader böyle uygun gördüyse uymaktan başka seçeneği yoktu Kai'nin. Kıyıya yakın yoldan yürümeye başladı. Gizemi çözmek istiyordu. Risk almıştı belki, ama kader böyle uygun görmüştü. Pişmanlık duymayacaktı...

Kaderin aydınlattığı yolda yürürken, önü görünmez karanlıktı. Kader onu bir uçuruma mı, yoksa bir altın dağına mı götürüyordu? Bunu bilmek imkansızdı. Sağ taraftaki yolu seçip ilerlemişti, ama garip bir şey yoktu. Sıradan bir yol gibi görünüyordu. Sağ tarafından dalganın kıyıya bıraktığı hırçın öpücükleri duyuyordu.

Biraz daha ilerledikten sonra bazı ağaçların üzerinde gördüğü delikler, daha da meraklanmasına neden olmuştu. Hiç bir canlı varlığa rastlamadığı adada, sincap deliklerine benzeyen deliklerin anlamını çözememişti. İçgüdüleri yardımcı olmasa da burnu işlevini hala tamamlıyordu. Belli bir yürüyüşten sonra karşıdan, sanki gelme diye yalvaran rüzgar balık kokusunun kesilmesine neden olmuştu. Balıklar ilerlediği yönde değildi yani. Yolu terkedip, tekrar balık kokusuna yönelecekti ya da bu gizemli rüzgarı takip edecekti. Aklında ki dürtüye bıraktı kararı ve yürümeye devam etti.

İlerledikçe rüzgar şiddetini arttırıyordu, ceketi arkasından dalgalanırken, saçları rüzgarla yüzünü tarıyordu. Kulaklarında ki küpeler boynuna vuruyordu. Ceketini kapattı ve yürümeye devam etti. Rüzgar kulaklarını doldururken şarkısıyla, ahengi bozan çıtırtı sesleri bir an irkilmesine sebep oldu. Bir canlıya ait ilk izler ortaya çıkmaya başlamıştı. Sese yöneldi hemen, sonra arkasını güvene almanın iyi olacağını düşündü. Bu klasik taktikti, ses çıkarıp arkadan saldırmak. 3 kişilik bir saldırı taktiği, ya da daha fazla. Ağaçlar ve çimenlere mesafesini koruyarak içlerini görebilmek için hareket etti. Gözlerini ve kulaklarını açtı ve bir hareket bekledi. Hareket etmeye devam etti, kolay bir hedef olmayacaktı...

Akıl, çarpıtırken en ufak ipucunu, hayal gücü desteklerken korkunç görüntülerle, bir çıtırtı bir komploya dönmüştü. Kai Bir tavşanı 3 adamlık saldırı timi sanarken, tombul tavşan çalıların arasından göstermişti kendini. İşte bu iyi yemekti. Kai hemen hareketlendi, daha farkına varmasına bile izin vermeden tüm hızıyla tavşanı yakalamak için hamle yaptı. Kulaklarından yakalayabilirse boynunu kıracaktı tavşanı, sonrasında etraftan kuru dal toplayıp ateş yakacaktı.

Normalde bu rüzgar ateş yakmasına engel olurdu, ama ateşi bir ağacın arkasında yakıp, sadece bir kısmını rüzgarda bırakacak olursa, iyi bir körükleyici olurdu bu rüzgar. Ayrıca kokuyu sadece geldiği yöne taşırdı bu rüzgar, geldiği yerde kimse olmadığı için kokunun oraya taşınması o kadar da büyük bir tehlike yaratmazdı. Yemeğini yedikten sonra, rüzgarı takip edip neler olduğunu görebilirdi...


En son Captain 'God' Usopp tarafından Cuma 26 Şub. 2016, 14:58 tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
avatar
Captain 'God' Usopp
Admin

Mesaj Sayısı : 285
Kayıt tarihi : 18/12/15

Kullanıcı profilini gör http://oprpg.forumdizini.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Npc Günlükleri-Hagane Kai

Mesaj tarafından Captain 'God' Usopp Bir Cuma 26 Şub. 2016, 14:56

Boynunu koparmak kolaydı zavallı bir tavşanın, ama peki ya bir insanın? Ateşte pişirdiği tavşanla bir ziyafet çekmişti Kai rüzgarlı adada. Bu garip rüzgar hala aynı yöne doğru esiyordu. Yemeğini yedikten sonra rüzgara doğru hareket etmeye devam etti. İleride bir yerden su sesi geliyordu. O kadar gürültülüydü ki, bunun bir şelale olduğuna emindi.

Rüzgar biraz şiddetlenmişti sanki, içinde su damlaları da bulunduruyordu artık. Kai'nin ucu bilinmez yürüyüşü devam ediyordu. Ses artıyordu, Kai yürüyordu. Sonunda vardı bu yerçekiminin güzel kıldığı su birikintisine. Yaklaşık 10 metre genişlikte olan şiddetli şelale yolun yarasında çıkıntı yapmış kayaya vurup altındaki göle daha yumuşak vuruyordu. Göl bu yüzden güvenliydi. Kai takım elbiseni soymaya başladı. Siyah ceketini çıkardı önce, katlayıp koydu kenara. Sonra kırmızı kıravatını gevşetti ve gömleğinden çıkardı, sonra tek tek açtı gömleğinin düğmelerini ve onu da çıkardı, katlayıp düzgün bir biçimde ceketin üzerine koydu, sonra pantolonunu ve donunu da çıkarıp diğer eşyalarının yanına koydu. Çırıl çıplak kalmıştı, göle doğru ilerledi. O sırada sudan bir yüz fırladı. Sadece kafası görünen insan konuştu;
"Su soğuk."
"Fark etmez." dedi Kai ve ilerledi suya.
"Ayrıca derin." dedi kadın.
Kai tereddüt etti. İlerlemeye başladı, bir bacağını koydu önce toprağı hissetti, sonra diğer bacağını attı. Kadın sağa yatırdı kafasını ve izlemeye devam etti. Kai bir kaç adım daha attı, beline kadar suyun içindeydi şimdi. Yavaş ve temkinli adımlarla ilerliyordu.
"Bir adım daha atarsan, öleceksin." dedi kadın.
Kai durdu.
"Bulunduğun noktadan itibaren çukur. 100 metre aşağı gidiyor. Yüzemiyorsun değil mi?" dedi kadın.
Kai sadece izledi. Geri doğru ilerlemeye başladı. Su soğuktu ama bunu belli etmiyordu. Kadın Kai'ye doğru ilerledi. Ayak basacak toprak bulduğunda vücudunun üst kısmı da görünmeye başlamıştı. Saçlarını dağıtınca ne dolgun göğüsleri sallandı. Muhtemelen o da çıplaktı. Dolgun dudakları kırmızıydı. Büyük gözlerinde yansımasına baktı Kai. Geri doğru yürürken, kadında ona doğru yürüyordu.

Kai sudan çıkıp oturdu çimenliğe. Yukarı baktı. Güneş batmak üzereydi. Kadın çıkıp yanına oturdu. Bakıştılar bir süre. Kai kadının güzel yüzünü inceledi. Kuzgun siyahı uzun saçları omuzuna düşüyordu. Uzun kirpikleri ve büyük siyah gözleri, kırmızı dudakları ve beyaz teni ile mükemmel görünüyordu. Kai yok etmek istedi onu bir anlığına, sonra vaz geçti. Büyük elini kadının yüzüne götürdü. Tuttu yüzünden. Sonra yaklaştırdı yüzünü, kadın geri çekti kendini. Kalkıp suya girdi tekrar. Çukurun olduğu kısma gelip, Kai'ye baktı büyük gözleri ile.
"Bana güvenirsen seni cennete götürebilirim." dedi kadın yaramaz bir yüz ifadesi ile. Kai kalktı oturduğu yerden. Kadını takip etti. Çukurun ucuna geldiğinde bir adım daha attı derin bir nefes alıp ve sonsuzlğuğa gömüldü.
Kendini kaderin ellerine bırakmıştı Kai. Her zaman yaptığı gibi. Kader Kai'yi Tanrı olması için seçmişti. O yüzden kaderi takip etti. Suyun içinde hareketsiz bir ağırlık olarak düşerken, nefes alamamanın ciğerinde bıraktığı acıyı benimsedi. Ölecek miydi? Hayır kesinlikle ölmeyecekti, Tanrı olana kadar ölmeyeceğine yemin etmişti. O yüzden korkmuyordu. Çukurun dibine geldiğinde omuzunda iki el hissetti. İki el onu yukarı çıkaracağına düz çekiyordu. Yine de korku hissetmedi Kai. Bir süre sonra bir mağaraya girdiler. Nefesinin bitmek üzere olduğunu hissettiği anda bir çift dudak yapıştı dudaklarına. Nefesi verdi ihtiyacı olan. Sonrasında bir süre daha çekti kadın Kai'yi. Mağara bittiğinde şelalenin sesini aşağıda duyuyordu. Mağaradan yürümeye başladı Kai. Üşüdü biraz. Garip rüzgarın kaynağı burasıydı belli ki. Yukarı baktı, güneş batmıştı. Dolunay ise tüm ihtişamı ile parıldıyordu. Şelalenin ucuna geldiğinde güzelliği gördü. Tanrı'nın ihtişamını gördü. Şelalenin aktığı yerde sıçrayan suların ay ışığı altında yarattığı mükemmel harmoniyi izledi. Sonra aşağıda ormanda uçuşan ateş böceklerinin ormanı aydınlattığı kısıma baktı. Mükemmel manzara ayaklarının altındayken, hafızasında ki ilk yeri hatırladı. Orasını gördükten sonra ettiği yemini hatırladı. Bunları yaratan Tanrı'ya inat, bunları yok eden Tanrı olacaktı.

Kadın geldi tuttu ellerinden, sonrasın öptü dudaklarından. Ateşli bir öpücük eşliğin Kai yere götürdü kadını. Çıplak bedenler şelalenin sesine inat çığlık atarken, tüm orman bu şarkıya eşlik ediyordu...

_________________
avatar
Captain 'God' Usopp
Admin

Mesaj Sayısı : 285
Kayıt tarihi : 18/12/15

Kullanıcı profilini gör http://oprpg.forumdizini.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz