Gråt Gladius [Kiyora Victoria]

1 sayfadaki 14 sayfası 1, 2, 3 ... 7 ... 14  Sonraki

Aşağa gitmek

Gråt Gladius [Kiyora Victoria] Empty Gråt Gladius [Kiyora Victoria]

Mesaj tarafından East Blue Anlatıcı Bir Paz 24 Nis. 2016, 19:53

‘’YAPMA!’’
"Ona... Nasıl... Niye yaptın!"
"K-Kağan'ın nerede olduğunu bilmiyorum.’’
‘’ Lütfen ona daha fazla zarar verme!"


Bir anda yatmakta olduğun yataktan fırlıyorsun.   Gül deseni işlemeli duvarlar, Rayl, Lecter, üzerindeki pahalı kıyafetler,kılıcın,  paraların… hepsi kaybolmuş durumda. Görebildiğin tek şey oldukça eski bir yatak,  gri renkli küflenmiş  duvarlar, küçük bir tuvalet ve  dışarı çıkmanı engelleyecek demir parmaklıklar. Parmaklıkları görünce bir tür hücreye konulduğunu anlıyorsun. Hepsinden önemlisi ise bulunduğun odanın hafifçe hareket ettiğini hissediyorsun. Eğer konsantre olacak olursan dışarıdan gelen martı seslerini   duyabilirsin. Parmaklıkların yakınına yaklaşıp çevreni gözlemleyecek olursan  da bulunduğun hücrenin sağ tarafında kalan birkaç parmaklık  görebilirsin.

Kendine gelmenden itibaren iki gün geçiyor. Bu iki gün boyunca , hücrene günde bir defa yarım ekmek ve bir bardak su getiren görevli hariç kimseyi görmüyorsun.  Gördüğün görevli de hiçbir şekilde senle iletişim kurmuyor. Getirdiği yemeği hızlıca parmaklıkların altındaki küçük boşluktan bırakıp suratına bile bakmadan gidiyor. Sen de açlık ve susuzluktan yorgun düşmüş vücudun ve aklındaki onlarca soru ile birlikte daracık hücrende belirsizliğe doğru yol alıyorsun.

İkinci günün sonunda çok büyük bir gürültü duyuyorsun. Duyduğun ses  bir top atışı sesini andırıyor.  Top atışı sesleri birkaç kere daha tekrar ediyor. Hemen ardından bulunduğun hücre şiddetle sallanmaya başlıyor. Sarsıntıdan dolayı yatağından parmaklıklara doğru fırlıyorsun. Sırtın oldukça sert bir şekilde parmaklıklara çarpıyor ve bilincini kaybediyorsun.


Bilincin yerine geldiğinde kendini güvertenin ortasında buluyorsun. Ellerin ve ayakların bir iple sıkıca bağlanmış durumda. Çevrene baktığında pek çok  denizci görüyorsun. Birkaç tane de sivil var. Hepsinin ortak noktası elleri ve ayaklarının bağlanmış olması. Neler olup bittiğini anlamaya çalışırken sol tarafından gelen bir ses duyuyorsun. Duyduğun ses bir kadın ve erkeğin konuşma sesi.

‘’Bütün ganimetlerini aldık değil mi Sebastian?’’
‘’Evet, leydim.’’
’Güzel. Ellerini ve ayaklarını o kadar sıkı bağlamadın değil mi?  Denizin ortasında açlıktan ölmesinler.’’
‘’Hayır, leydim. Bağlamadım.’’
‘’İyi.Yapacak bir şey yok.  Sonuçta onlar bize saldırdı. Canlarını bağışladığıma şükretsinler.’’  
‘’Haklısınız, leydim.’’
‘’ Tamam o zaman. Burada işimiz bitti. Yolumuza devam edeceğiz.’’
‘’Emredersiniz, Leydim.’’

Konuşan iki kişi de yavaşça yanına doğru geliyor. Bu iki kişinin biri uzun saçlara sahip, saçına mavi renkli bir çiçek takmış, mavi gözlere ve soğuk bir yüze sahip genç bir kadın.  Kadının 1.55- 1.60 boy aralığında olduğunu tahmin ediyorsun. Üzerinde uzun siyah bir elbise var. Ellerine de yine aynı renkte bir eldiven takmış.
Öbürü ise orta uzunlukta saçlara ve kızıl gözlere sahip. Üzerinde bir takım elbise var. Adamın boyunun iki metreye yakın olduğunu tahmin ediyorsun.
Bu ikilinin yanında ise üçüncü bir kişi daha görüyorsun. Üçüncü kişi bir çocuk. Başında yeşil bir şapka var. Üzerine mavi bir elbise giymiş. Sarı saçlara ve kırmızı gözlere sahip.

Çocuk seni görünce kadının elbisesinin kolundan çekiştiriyor ve kadına: ‘’ Leydim. Şurada kızıl saçlı biri var’’ diyor.Bunun üzerine kadın uzaktan sana bakıyor. Ardından çocuğa dönüp: ‘’ Gösterdiğin kişi oldukça genç bir bayan. Bizim aradığımız kişiler ise artık yaşlanmış olmalı. Her gördüğün kızıl saçlıyı bana gösterme. Haydi, gemiye dönüyoruz.’’ Diyor; fakat çocuk kadının koluna daha da asılıyor ve: ‘’Ama leydim! Aptal Mey-Rin size ne zaman birini gösterse yanına gidip konuşuyorsunuz. Bir kez de benim gösterdiğim biriyle konuşun.’’ Diyor.

Çocuğun bu sözleri üzerine takım elbiseli adam kollarını sıvayıp çocuğun üzerine yürümeye başlıyor; fakat kadın onu durduruyor ve çocuğun elinden tutup yanına doğru geliyor. Bıkkın bir ifade ile yüzünü biraz daha inceledikten sonra sağ elini kaldırıp parmaklarını oynatıyor ve:     ‘’Selam!’’diyor. ‘’Acaba annenin veya babanın adını öğrenebilir miyiz? Merak etme, isimleri Gurch olsa bile sana bir zarar vermeyeceğiz.’’



Kadın:
Gråt Gladius [Kiyora Victoria] PzD7Mr
Adam:
Gråt Gladius [Kiyora Victoria] 1vA8DB
Çocuk:
Gråt Gladius [Kiyora Victoria] 4rJEq7

East Blue Anlatıcı

Mesaj Sayısı : 299
Kayıt tarihi : 17/01/16

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Gråt Gladius [Kiyora Victoria] Empty Geri: Gråt Gladius [Kiyora Victoria]

Mesaj tarafından Kiyora Victoria Bir Paz 24 Nis. 2016, 21:52

Karanlık... Derin, sonu olmayan bir karanlık ve güçlükle açmaya çalıştığım gözlerim. Sanki etraf sallanıyor... Acaba neredeyim? Kendime gelmeye başlamıştım yavaş yavaş. Bayılmış olmalıydım, bu psikopat beni kaç kere daha bayıltmayı düşünüyor diye düşünürken... Bir anda hatırladım. "Rayl!" diye sayıklayarak fırladım yerimden. Sonuna kadar açılmış gözlerimle, hızlı hızlı nefes alıp verirken etrafıma bakındım. Son gördüğüm yerle alakası olmayan bir yerdi burası. Gösterişli duvarlar yerini mat gri, rutubetli duvarlara ve demir parmaklıklara bırakmıştı. Soluk alış verişim hızlandıkça kalbimin atışını hissediyordum sanki. Rayl yoktu. Evet, o adam ona zarar vermişti. Neredeydi? Rayl nerede olabilirdi? İyi miydi? Tüm bu sorular beni delirtme noktasına getirmişken bir dakika önce fırladığım rezil yatağa geri oturdum. Kılıcım, paralarım, hiçbir şey yanımda değildi. Belli ki biri benden çalmıştı ve bariz şekilde tutsak ediliyordum. Rayl için endişelendiğimden ve geçmişimde hücreler ile hiç hoş anılarım olmadığından ellerimin titremesine bir türlü engel olamadım. Daha sonra gözlerimi kapatıp nerede olabileceğim hakkında fikir yürütmeye başladım. Muhtemelen bir gemideydim, kulağıma ilişen martı seslerinden ve sallandığına emin olduğum zeminden bunu anlayabiliyordum. Biraz daha sakinleşmiştim, ayağı kalkıp parmaklıkların ötesine bakmaya çalıştığımda işe yarayan pek bir şey göremedim.

İki gün boyunca kafamı kurcalayan milyonlarca soru ile rutubet kokan, küçücük hücremde delirmemek için kendimi zor tuttum. Günde bir defa yemeğimi getiren er dışında kimseyi görmemiştim, günde yarım ekmek ve bir bardak su dışında mideme hiçbir şey girmiyordu. Ekmeği idareli kullanıp günün farklı vakitlerinde yediğim için açlık pek de problem olmuyordu ama susuzluk beni oldukça yorgun düşürmüştü...

Ekmeğimden bir parça alıp çiğnemeye başladım. Ne kadar uzun çiğnersem o kadar az acıkırdım. Ağzımda tamamen öğütene kadar sürekli çiğniyor, bir yandan ise düşünüyordum. Bana ne olacaktı? Rayl'e ne olacaktı? Burada daha fazla kalmak delirmeme yol açabilirdi belki de. Buradan çıkmak zorundaydım. Yatağıma uzanıp gözlerimi kapattım.

Çok büyük bir gürültü. Sanki o zamanki gibi, iki geminin birbiri ile savaştığı zamankine benzer sesler. Top atışları. Beni korkutup yarı uykulu hâlimden tamamen uyandırmaya yetmişti. Sallantı, sanki deprem oluyordu. Sanki tüm yer sallanıyordu. Sarsıntının etkisiyle yatağımdan düşüp yere doğru sürüklendim. Sırtımda bir acı, ve tekrar karanlık.

Kendime geldiğimde hissettiğim ilk şey sırtımın sızlayışı oldu. Hemen sonra gözlerimi açtım. El ve ayaklarım bağlanmıştı ve artık o hücrede değildim. Derin bir nefes aldım, belli ki güvertedeydim. Etrafta çok sayıda denizci, onlara nazaran daha az sayıda sivil vardı. Hepsinin de benim gibi elleri ve ayakları iple bağlanmıştı. İşler iyice karmaşıklaşıyordu ve ben şaşkınlığımı hala üzerimden atamamıştım. Etrafı inceliyordum.

Hemen sonra bir kadın ve erkek konuşmaya başladı. Kafamı o yöne doğru çevirmeyip konuşmalarını dinledim. Adamın adı Sebastian'dı ve kadına leydim diye hitap ediyordu. Ganimetlerden söz ediyorlardı ve konuşmalarına göre birileri kendilerine saldırmıştı. Canlarını bağışlamış olduğundan söz ediyordu kadın. Konuşma kısa süre daha devam ettikten sonra konuşan ikili bana doğru yaklaşmaya başladı. Yarı açık gözlerimle kafamı kaldırdım. Kadın benden on-onbeş santim kadar kısa sayılabilecek, siyah uzun saçlı biriydi. Saçında mavi bir çiçek, üstünde ise siyah uzun bir elbise vardı. Şık görünümü ile kendisine leydi denmesine hiç de şaşırılmayacak biriydi belli ki. Yanındaki adama baktığımda ise dikkatimi çeken ilk şey kırmızı, parlayan gözleri oldu. Orta uzunluktaki düz saçları ve iki metreye yaklaşan boyu ile yakışıklı sayılabilecek biriydi. Yanlarında ise sarı saçlı, tatlı bir çocuk vardı, onun da gözleri kırmızıydı. Bu çocuğu görünce nedense gülümsedim.

O sırada çocukla göz göze geldik. Çocuk siyahlar içindeki kadının elbisesini çekiştirdi ve "Leydim. Şurada kızıl saçlı biri var" dedi. Nedensiz bir şekilde telaşlandım. Konuşmak istiyordum, ama ne diyeceğimi bilmiyordum. Leydi bana doğru baktı ve çocuğa benim genç biri olduğumu, kendilerinin daha yaşlı kimseleri aradığını söyledi. Her kızıl saçlıyı kendisine göstermemesi konusunda çocuğu uyardı. Hemen ardından ufaklık itiraz etti ve ‘’Ama leydim! Aptal Mey-Rin size ne zaman birini gösterse yanına gidip konuşuyorsunuz. Bir kez de benim gösterdiğim biriyle konuşun.’’ dedi. Şaşkınlık ile konuşmalarını izliyordum, olacak her şey benim için önemliydi.

Çocuğun sözlerinden sonra uzun boylu adam çocuğun üzerine doğru yürür gibi olduysa da siyah elbiseli kadın ufaklığın elinden tutup yanıma yaklaştı. Şaşkın bakışlarımı kadına yöneltmiştim artık. Yüzündeki bezmiş ifadeyle yüzümü inceledi. Tam o sırada utandım. İki gündür saçma bir yaşam sürüyordum, kim bilir ne hâldeydim, nasıl gözüküyordum... Derken kadın bana selam verdi ve konuşmaya başladı; ‘’Acaba annenin veya babanın adını öğrenebilir miyiz? Merak etme, isimleri Gurch olsa bile sana bir zarar vermeyeceğiz.’’

Bu soruyu hiç beklemiyordum. Annem ve babam... Bir anda bakışlarım yere düştüyse de neyi amaçladığını anlamaya çalışan bakışlarımla inceledim kadını bir saniyeliğine. Yalan söylemem bir şeyi değiştirmeyeceğinden dolayı doğru cevapları verdim kadına. "Gin ve Namida. Uzun süre önce öldüler." Hemen ardından sorularımı sormam gerektiğini hissettim. Aklımdaki milyonlarca sorudan en önemlilerini ve en gereklilerini seçtim. "Neden buradayım? Eşyalarım, arkadaşım nerede ve amacınız ne?"
Kiyora Victoria
Kiyora Victoria
Ödül Avcısı
Ödül Avcısı

Mesaj Sayısı : 214
Kayıt tarihi : 17/01/16
Nerden : East Blue

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Gråt Gladius [Kiyora Victoria] Empty Geri: Gråt Gladius [Kiyora Victoria]

Mesaj tarafından East Blue Anlatıcı Bir Paz 24 Nis. 2016, 23:27

Annenin ve babanın adını söyleyip aklındaki soruları sorduktan sonra çocuğun yüzünde kocaman bir gülümseme oluşuyor. Kadının da göz bebeklerinin büyüdüğünü fark ediyorsun. Kadın çocuğun elini bırakıp Sebastian’a doğru gidiyor. Sebastian’ın yanına gittikten sonra parmak uçlarına basıp yükseliyor ve Sebastian’ın kulağına doğru fısıldamaya başlıyor. Gerçi bu yaptığına fısıldama denebilir mi şüpheli. Kadının sesi oldukça gür çıkıyor çünkü.

‘’Hey Sebastian! Gin ve Namida diyor!’’
‘’Evet leydim. Öyle diyor.’’
‘’Yani o…’’
‘’Evet Leydim. Tekrardan karşılaşmak istediğiniz kişilerin kızı olmalı.’’
‘’Şaka gibi. Onların kızlarıyla karşılaştık. Keşke onlarla da karşılaşabilseydik; fakat uzun zaman önce öldüklerini söyledi.’’
‘’Evet leydim. Öyle dedi.’’

‘’Yazık. O da benim gibi… peki ne yapalım? Gemimize mi davet etsek?’’
‘’Siz bilirsiniz leydim.’’
‘’Bu gemide ne işi vardı acaba? Yüzü de berbat gözüküyordu. Onu tam olarak nerede bulduğunu hatırlıyor musun?’’
‘’Maalesef leydim. Onu Alfred çıkarmış olmalı. Tahminimce hücreye tıkılmış suçlulardan biridir.’’
‘’ Anne ve babası olmayınca kötü yola mı düştü acaba?’’
‘’Leydim kabalığım için bağışlayın; fakat heyecanlandığınız zaman yüksek sesle konuşma  huyunuz nüksetmiş gibi. Muhtemelen hakkında konuştuğumuz kişi  sizi ve beni rahatça duyuyordur.’’


Sebastian’In son söylediği cümleden sonra kadın panikliyor ve Sebastian’ın arkasına geçiyor. Bir süre öksürdükten sonra önce Sebastian’ın sağ omzundan gizlice sana bakmaya çalışıyor. Ardından da Sebastian’ın arkasından çıkıp yanına doğru yürümeye başlıyor. Yanına doğru geldiği sırada da Sebastian’a geminin kaptanını bulup yanlarına getirmesi emrini veriyor.

Yanınıza geldikten sonra sarışın çocuğa senin iplerini çözmesi için emir veriyor. Sarışın çocuk ellerin ve ayaklarındaki ipleri çözmeye çalışırken kadın da çömelip bir süre daha seni izliyor. Ardından da konuşmaya başlıyor: ‘’Neden burada olduğun hakkında en ufak bir fikrim yok. Bunu Sebastian kaptanı getirdiğinde kaptana sorarsın.  Eşyaların eğer bu gemiye bindiğinde yanındaysa şu an bizim gemimizdeler. Eğer gemiye eşyaların olmadan bindiysen nerede oldukları hakkında en ufak bir fikrim yok. Bunu Sebastian kaptanı getirdiğinde kaptana sorarsın. Arkadaşına gelince… Bunu da Sebastian kaptanı getirdiğinde kaptana sorarsın. Bu arada ben Anna. Yanımdaki  de küçük  kardeşim Lulu. Memnun olduk.’’

Anna’nın konuşması bittikten sonra Sebastian’ın kaptanı getirdiğini görüyorsun. Anna, senin ona sorduğun soruları geminin kaptanına soruyor. Kaptan baştan sorulan sorulara cevap vermeyi reddetse de Sebastian’ın kaba kuvvet kullanması sonucu sorularının cevabını veriyor.
Kaptan yaşlı gözlerle seni bu hücreye tıktıran kişinin Teğmen Lecter olduğunu, büyük bir hapishaneye yollanmak amacıyla bu gemiye bindirildiğini söylüyor. Gemiye konulduğunda yanında kılıcından ve eski kıyafetlerinden başka bir şey olmadığını, kılıcını da hücrenden kaçma ihtimaline karşı elinden aldıklarını ekliyor. Son olarak Rayl’ın  ve birkaç suçlunun da  gemideki hücrelerden birinde olduğunu; fakat şu an nerede olduğunu bilmediğini söylüyor.

Kaptanın bu konuşmasının ardından Anna Sebastian’a bakıp başı ile denizi işaret ediyor. Bunun ardından Sebastian tereddüt bile etmeden  üstündeki gömleği çıkarıp denize doğru atlıyor.  Sen şaşkın bakışlarla ne olduğunu anlamaya çalışırken Anna sana dönüyor ve: ‘’Bizim gemimizde yemek  yemek ister misin? Oldukça halsiz gözüküyorsun. Hem senle annen ve baban hakkında konuşmak isterim. Arkadaşını kafaya takma. Eğer hala yaşıyorsa Sebastian onu bulup getirecektir.’’ Diyor. Bu sırada Lulu da ellerini ve ayaklarını çözme işini bitiriyor.

East Blue Anlatıcı

Mesaj Sayısı : 299
Kayıt tarihi : 17/01/16

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Gråt Gladius [Kiyora Victoria] Empty Geri: Gråt Gladius [Kiyora Victoria]

Mesaj tarafından Kiyora Victoria Bir Ptsi 25 Nis. 2016, 00:40

Konuşmamı bitirip boş ve cevap isteyen bakışlarla kadına baktığım sırada, küçük çocuk birden gülümsedi. Ne olduğunu anlamaya çalışıyordum ki, kadının da şaşırmışa benzeyen yüz ifadesiyle karşılaştım. Hemen ardından kadın yeşil şapkalı çocuğun elini bıraktı ve Sebastian'a doğru ilerledi. Boş bakışlarımın yerini merak almıştı şimdi, her şeyi dikkatlice izliyordum. Leydi, Sebastian'a iyice yaklaşıp hiç de alçak olmayan bir sesle konuşmaya başladı. Belli ki fısıldadığını düşünüyordu ama her kelimesini net şekilde duymuştum. Anne ve babamın ismine verilmiş tepkilerdi bunlar. O anda birden duraksadım. Bu insanlar... Ailemi nereden tanıyordu? Tedirgin olduğumu belli etmeyerek Sebastian ve Leydi'nin arasında geçen diyaloğa kulak misafiri olmaya devam ettim. "Onların kızıyla karşılaştık." demişti Leydi. Merakım git gide artıyordu, kesinlikle ailemi tanıyorlardı. Daha sonra benim neden burada olduğumu merak etmiş olsa gerek, ona dair birkaç soru yöneltti uzun boylu adama. Ben ise bakışlarımı kaçırmakla uğraşıyordum çünkü dış görünüşümün pek de hoş olmadığından bile konuştular... Kadın, Sebastian'ın ses seviyesi konusundaki uyarısından  sonra bir anda garip bir şekilde adamın arkasına geçti ve kısa süreli olarak öksürdü. Adamın sağ omzundan doğru bana bakmakta olduğunu görebiliyordum. Daha sonra kadın yanıma doğru yaklaştı ve Sebastian'a kaptanı bulması emrini verdi.

Tüm bunları anlamaya çalışıyordum. Hayatımda ilk defa gördüğüm bu insanlar, anne ve babamı tanıyordu. Rayl'e ne olduğu konusunda hiçbir fikrim yoktu. Neden burada olduğum hakkında da. Sadece onun güvende olduğunu bilmek istiyordum. Çünkü zaman geçtikçe içimdeki huzursuzluk beni büyük bir boşluğa sürüklüyor, çaresiz bırakıyordu.

Yanıma yaklaştığı gibi küçük çocuğa iplerimi çözmesini söyledi. Çocuk iplerimi çözmekle uğraşırken yavaş yavaş gevşeyip rahatladığımı hissettim. Gerçekten de sıkı bağlanmış iplerdi. Bu sırada kadın beni inceliyordu. Muhtemelen dünyanın en çirkin canlısına benziyordum o hâlde iken. Lecter denen heriften nefret ediyorum! Nefretimi büyük bir ustalıkla içimde tutarak kadına baktım, konuşmaya başlamıştı.

Sorularıma cevap verecekti belli ki. Neden burada olduğumu kendisinin de bilmediğini, eşyalarımın kendi gemilerinde olabileceğini, cevabını alamadığım soruları ise kaptan gelince kaptana sormam gerektiğini söyledi. Başımla onayladım. Demek ki Rayl'ın yerini bilmiyordu. Konuşmasına devam etti; "Bu arada ben Anna. Yanımdaki  de küçük  kardeşim Lulu. Memnun olduk.’’ Hafifçe gülümsedim ve kendimi anlatma kısmını sonraya bıraktım. Çünkü Sebastian yanında bir adamla bize doğru geliyordu.

Bu kişinin kaptan olduğunu anladım, Anna kendisine sorduğum soruları doğrudan kaptana aktardı. Kaptan bu soruları cevaplamak istemiyordu belli ki, bir an için kötü hissetsem de Sebastian'ın özel muamelesinden sonra adam bildiklerini anlatmaya başladı. Hücreye Lecter yüzünden atıldığımı, hapishaneye götürüleceğim için bu gemide bulunduğumu söyledi adam. Bir anlık sinirle yumruğumu sıktım. O adamı öldürmek istiyorum. Kaptan hala yaşlı olan gözleriyle anlatmaya devam etti, gemiye kılıcım ve kıyafetlerim ile gelmişim. Buralarda bir yerlerde olmalılar herhalde... Yani, umarım öyledir. Daha sonra adam asıl önemli olan şeyi söyledi. Rayl de buradaydı. Bu gemideki hücrelerden birinde imiş o da. Bir anda içim rahatladı. Yüzümdeki nefret ifadesi yerini rahatlığa bırakmıştı şimdi. Hemen onu bulup buradan çıkmalıydım. Bir şekilde. Yaşıyordu. Buna emindim.

Kaptan konuşmasını bitirdiğinde Leydi Sebastian'a baktı ve denizi işaret etti. Eş zamanlı olarak adam gömleğini çıkardığı gibi suya atladı. Şaşırtıcı derecede hızlı gelişen olayları takip etmekten yorulmuştum. Nereye gidiyordu ki bu şimdi?

Sebastian suya daldıktan sonra Anna bana döndü ve beni gemilerine davet etti. Orada yemek yiyebilirmişim. Hem de ailem hakkında konuşurmuşuz. Karnımın gurultularına ve merakıma söz geçiremeyeceğim kesin bir durumdu lâkin Rayl'ı bulmak zorundaydım. Bu her şeyden daha önemliydi. Tam konuşmasını bölüp, gitmek zorunda olduğumu söyleyeceğim sırada kadın devam etti; "Arkadaşını kafaya takma. Eğer hala yaşıyorsa Sebastian onu bulup getirecektir.’’ Minnettar olduğumu belli eden bakışlarla gülümsedim kadına. O sırada iplerden tamamen kurtulmuştum, Lulu'ya dönüp teşekkür ettim.

Daha sonra Anna'ya dönüp konuşmaya başladım; "Yaptığınız her şey için teşekkür ederim. Ben bir suçlu değilim. Arkadaşım ile beraber yolculuktaydık ama garip bir denizci subayı bizi alıkoydu. Belli ki yapmadığımız işler yüzünden ceza çekecektik. Ailemi nereden tanıdığınızı ve kim olduğunuzu bilmiyorum, ama arkadaşımı kurtaracağınızı söylediniz. Bu yüzden geminize gelmekten memnun olurum. Orada detaylıca konuşuruz."

Bu insanlara güvenmekten başka yapabileceğim bir şey yoktu. Bu kadar çabuk güvenmek benim için imkansız sayılabilecek bir şey olsa da, yapacağım en mantıklı hareket bu olacaktı. Rayl'ı kurtaracaklardı.
Kiyora Victoria
Kiyora Victoria
Ödül Avcısı
Ödül Avcısı

Mesaj Sayısı : 214
Kayıt tarihi : 17/01/16
Nerden : East Blue

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Gråt Gladius [Kiyora Victoria] Empty Geri: Gråt Gladius [Kiyora Victoria]

Mesaj tarafından East Blue Anlatıcı Bir Ptsi 25 Nis. 2016, 12:42

‘’Anlıyorum.’’ Dedi , kendi  güvertelerine yönelmekte olan Anna. ‘’Yürek umutlara gebe olduğundan beri dostlukluklar ayrılıklara yenik düşmezmiş derler. Takma kafana.’’

Anna ve Lulu ile birlikte güverteye çıkıyorsun.  Gemi oldukça sıradan gözüküyor. Güvertenin iki uç tarafında merdivenler görüyorsun. Bu merdivenlerin biri  geminin çiçek  şeklindeki baş tarafına, öbürü ise bir kapıya çıkıyor.  Ayrıca geminin direklerinden biri güvertenin ortasında. Başını kaldırıp yukarı bakacak olursan büyük siyah yelkeni ve yelkenin üzerindeki korsan simgeleri olan başında mavi bir çiçek olan kuru kafayı görebilirsin.

Anna ve Lulu kapıya çıkan merdivenlere yöneliyor ve merdivenleri çıkıp kapıdan içeri giriyor. Sen de onları takip ediyorsun. İçeri girdiğinde gördüğün ilk şey karşındaki duvarda asılı olan annen ve babanın büyütülmüş resimleri oluyor. Bu resimlerin altında ise bir musluk var. Musluğun sağında ve solunda tencere, tabak, çatal, bıçak gibi  mutfak aletleri var.  Odanın sağ köşesinde ise bir ocak görüyorsun.
Odanın ortasında oldukça büyük bir masa var. Masanın üzeri bembeyaz bir örtü ile kaplı. Odanın sağ ve sol taraflarında iki koltuk var. Sağdaki koltukta üzerinde geleneksel bir elbise olan  yaşlı bir kadın uyukluyor. Soldaki koltukta ise kızıl saçlı, hizmetçi kıyafetleri giymiş oldukça büyük bir gözlük takan bir kadın ile görünümü Sebastian’a benzeyen, Sebastian gibi uşak kıyafetleri  giymiş oldukça uzun  boylu bir adam var.

Anna odanın ortasına doğru ilerledikten sonra sağ elini kaldırıp parmaklarını oynatıyor ve yüksek sesle ‘’Selam!’’ diyor. Bunun üzerine odadaki herkes ayağa kalkıyor. Anna öncelikle odadaki uşağa dönerek : ‘’Alfred, bize hemen güzel bir ziyafet hazırla.’’ Diyor. Ardından da yaşlı kadına dönüyor ve: ‘’Tanaka- sama, elimizdeki ganimetleri de satarsak yaklaşık ne kadar paramız olur?’’ diye soruyor. Kadının 8-9 milyon cevabı üzerine ‘’İyi, o zaman 1-2 milyonunu gözden çıkarmamız sorun olmaz.’’ Diyor. Ardından da: ‘’ Sana zahmet Mey-rin ile birlikte  ganimetlere bakmaya gidebilir misin? Ganimetlerin arasında sıradan denizci kılıçlarından farklı olması gereken bir kılıç var. Onu bulup getirirsiniz.’’ Diyor. Bunun ardından Tanaka adlı yaşlı kadın ve Mey-Rin adlı kız odanın sol ucundaki kapıdan çıkıyorlar.

Bu sırada Alfred’in masanın karşılıklı uçlarına  bir tabak çorba ve garip görünümlü bir et yerleştirdiğini görüyorsun. Anna, Alfred’in her zamanki gibi çok hızlı olduğunu söyledikten sonra masanın  resimlere yakın olan ucuna geçip sandalyesine oturuyor ve sana bakıp: ‘’Otur lütfen. Çekinmene gerek yok. Şu an muhtemelen aklında pek çok soru vardır.  Kısaca özetlemem gerekirse bizim denize açılmamızın sebebi annen ve babanın zamanında hayatımı kurtarması. Peki senin denize açılmanın sebebi ne?  Annen ve baban ecelleriyle mi öldü yoksa başka bir şey oldu? İstersen önce sen anlat. Ya da istersen önce yemeğini ye, oldukça aç gözüküyorsun.  O sırada da ben anlatayım. Fark etmez.’’

Anna senin ardından sağdaki koltuğa oturmuş olan Lulu’ya dönüp: ‘’Lulu hemen buraya gel. Alfred sana da et koyacak. Yemezsen büyüyemezsin. Bir yemeği şekline göre yargılama!’’ diyor.


Alfred:
Gråt Gladius [Kiyora Victoria] E8jpRD
Tanaka:
Gråt Gladius [Kiyora Victoria] LjA9Wp
Mey-Rin:
Gråt Gladius [Kiyora Victoria] 21p59O

East Blue Anlatıcı

Mesaj Sayısı : 299
Kayıt tarihi : 17/01/16

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Gråt Gladius [Kiyora Victoria] Empty Geri: Gråt Gladius [Kiyora Victoria]

Mesaj tarafından Kiyora Victoria Bir Ptsi 25 Nis. 2016, 16:36

Kadınla bir süre ayaküstü sohbet ettikten sonra Lulu da yanımızda, gemilerine doğru ilerlemeye başladık. İlerlerken hâlâ el bileklerimi ovuşturuyordum. Derken güverteye çıktık, oldukça sade bir gemiydi. Sağ ve solda bulunan merdivenlerden, kapıya çıkanına doğru ilerliyorduk ve ben etrafı inceliyordum. Geminin ortasında kocaman bir direk vardı, kafamı kaldırdığımda siyah yelkenin üzerindeki korsan simgelerini gördüm. Denizcilerle olan hiçbir anım güzel sonuçlar doğurmamış olduğundan, biraz rahatladım. Bir denizci yerine, bir korsana güvenmek çok daha iyidir... Belki de başından... Başından beri güvenmem gereken taraf İsmail Abi'nin tarafıydı. Verdiğim iç savaşı hızla sonlandırdım, çünkü bunları düşünmenin sırası değildi. Anna ve Lulu ilerlediğimiz merdivenlerin bitimindeki kapıdan içeri girdiler, ben de peşleri sıra basamakları hızla çıkıp yanlarına gittim.

Odaya girer girmez büyük bir şaşkınlıkla olduğum yerde kaldım. Onları, fotoğraftan bile olsa uzun zamandır görmüyordum. Karşımda anne ve babamın fotoğrafları duruyordu.
Gin:
Gråt Gladius [Kiyora Victoria] G8QrrR
Namida:
Gråt Gladius [Kiyora Victoria] 9ojL9N

Birkaç saniye öylece durup duvara baktım. En sonunda gülümseyerek Anna'ya çevirdim bakışlarımı. Belli ki bir düşmanlıkları yoktu, aksine aileme saygı duyuyor olmalıydılar... Etrafa bir göz attığımda buranın geminin mutfağı olduğunu anladım, odanın etrafındaki büyük beyaz örtülü masa ilgi çekiyordu. Odada bulunan koltuklarda oturan insanları incelemeye başladım dikkat çekmeyecek bakışlarımla. Uykulu, günlük bir kimono giyen yaşlı bir kadın, hizmetçi kıyafeti içinde, şişe dibi gözlüklere sahip kızıl kafalı kız ve görünümü tıpkı Sebastian'ı andıran uzun boylu, siyah saçlı bir adam. Tayfa üyeleri olmalıydı bu kişiler, uzun boylu olan acaba Sebastian'ın kardeşi mi diye düşündüm birden. Özelikle o ilgimi çekmişti. Ben etrafı analiz ettikten hemen sonra Anna elini kaldırıp odadakilere selam verdi, hemen ardından oturan herkes ayağı kalktı. Belli ki Anna bu tayfanın kaptanı idi. Uzun boylu adama dönüp bir ziyafet hazırlamasını söyledi, daha sonra ise yaşlı kadın ile ganimetler hakkında konuştu. Tayfa içinde bir düzen hakimdi, neticede herkesin tayfa içinde bir konumu olmalıydı. Konuşmaya devam eden Anna, Tanaka'ya Mey-Rin ile birlikte ganimetlerin arasında bulunan bir kılıcı aramaları gerektiğini söyledi. Bu benim kılıcım olmalıydı, hafifçe gülümsedim. Aldıkları emirlerden sonra yaşlı kadın ile gözlüklü kız odadan ayrıldı.

Eş zamanlı olarak Alfred masaya çorba ve et yemeği tabaklarını bıraktı. Eli oldukça çabuktu demek ki, bu kadar hızlı yemek yapabilmesi güzel bir şeydi. Masadaki eti görür görmez birden hatırladım. O hasta ruhlu pislik adam Rayl ile bize ne eti yedirmişti kim bilir! Anna'ya güvensem bile kesinlikle o eti yemeyecektim. Kesinlikle. Karnımın gurultuları kilometrelerce öteden duyulsa bile şuan o eti yiyecek psikolojide değildim.

O sırada Anna sandalyesine oturdu ve hemen ardından çekinmeyip benim de oturmamı söyledi. Yavaşça sandalyeye oturdum ve ellerim dizlerimin üstünde, kadını dinlemeye başladım; "Şu an muhtemelen aklında pek çok soru vardır.  Kısaca özetlemem gerekirse bizim denize açılmamızın sebebi annen ve babanın zamanında hayatımı kurtarması." Bunu duyunca mutlu olmuştum. Ailem hakkında bir şeyler öğreniyor olmak mutlu ediyordu beni. Konuşmaya devam eden kadın, "Peki senin denize açılmanın sebebi ne?  Annen ve baban ecelleriyle mi öldü yoksa başka bir şey oldu? İstersen önce sen anlat. Ya da istersen önce yemeğini ye, oldukça aç gözüküyorsun.  O sırada da ben anlatayım. Fark etmez.’’ diyerek sözlerini bitirdi. Hemen ardından Lulu'yu da masaya yemek yemesi için çağırdı. Çok aç hissettiğim için çorbamdan birkaç kaşık aldım. Karnıma sıcak bir şey girmeyeli yıllar geçmişti sanki... Kaşığımı bırakıp konuşmaya başladım. Açıklamam gereken ve açıklanması gereken şeyler vardı belli ki.
"Öncelikle, ben Kiyora. Denizde kendimi özgür hissettiğim için bu yolculuğa çıktım. Hayallerim için, arkadaş edinmek için... Arkadaşıma verdiğim sözü tutup, güçlenmek için." derin bir nefes alıp sözlerime devam ettim; "Ailem, benim yaşayabilmem için öldü. Bir gün denizciler tarafından kaçırıldım. Aileme teslim olmazlarsa öleceğimi söylemişler. Böylece Nota Korsanlarının kurucusu olan Gin ve Namida Victoria, teslim oldu ve hain bir pusu ile öldürüldü. Belki de beni kaçırdıkları yerden kurtulamayacaktım ama zor bela kaçabildim. Yeni bir hayat kurdum kendime. Onların intikamını bir gün kesinlikle alacağım.Kesinlikle." Sinirden kızarmaya başlayan gözlerimi bir süre kapattım. Bu konuyu hatırlamak benim için yeterince acı verici olmuştu.

Daha sonra konuşmaya devam ettim; "Ailemle nasıl bir geçmişiniz oldu? Belli ki size yardımları dokunmuş..." Gülümsedim ve çorbamı bitirdim.


En son Kiyora Victoria tarafından Ptsi 25 Nis. 2016, 21:56 tarihinde değiştirildi, toplamda 2 kere değiştirildi
Kiyora Victoria
Kiyora Victoria
Ödül Avcısı
Ödül Avcısı

Mesaj Sayısı : 214
Kayıt tarihi : 17/01/16
Nerden : East Blue

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Gråt Gladius [Kiyora Victoria] Empty Geri: Gråt Gladius [Kiyora Victoria]

Mesaj tarafından East Blue Anlatıcı Bir Ptsi 25 Nis. 2016, 17:49

‘’O günü hiç unutmuyorum. O zaman 9 yaşındaydım.’’ Dedi Anna, çorbasından bir kaşık alarak. ‘’Mavi lale adası denilen laleleriyle ünlü bir adanın kralının dört çocuğundan biriydim. Bir abim ve iki küçük kardeşim daha vardı. Böyle kral dediğime falan bakma. Yaşadığımız evin, adanın geri kalan bölgesinden biraz daha yukarıda olması dışında hiçbir ayrıcalığımız yoktu. Mutlu mesut geçiniyorduk. Ta ki o güne kadar.’’

Anna bu sözlerinden sonra bir anlığına  susup derin bir nefes aldı. Bu sırada da Alfred,  sana ve Anna’ya  orta büyüklükteki bir tabağa hazırlanmış  salata ve  geniş, üstünde çikolata parçacıkları olan  pudinge benzeyen bir tatlı getirdi. Alfred gittikten sonra Anna sözlerine devam etti:

‘’İsimleri Kan korsanlarıydı. Yaklaşık 30 kişi falanlardı. Adaya ayak bastılar ve adada yaşayan herkese saldırmaya başladılar. Kadınlar ve çocuklar… Özellikle zayıf olanları hedef alıyorlardı. Babam adanın askeri gücünü onlara yönlendirmiş olsa da bu onları yavaşlatmadı bile. Adaya korku ve umutsuzluk yayan korkunç şeytanları andırıyorlardı. En sonunda yukarıda kalan evimize kadar geldiler. Babam abimi, beni ve Lulu’yu bodruma indirdi. Ardından henüz bebek olan  en küçük kardeşimizi de bodruma indireceği sırada korsanlar içeri girdi. Bunun üzerine babam hızlıca bodruma inen kapıyı kilitledi. ‘’

Anna bu sözlerinden sonra yine  bir süreliğine susuyor. Ellerine baktığında ellerinin titrediğini görebiliyorsun. Titreyen elleriyle tatlısından bir kaşık alıyor ve sakinleştikten sonra konuşmasına devam ediyor: ‘’Sonradan yaşanan olayları az çok tahmin ediyorsundur. Oraları atlıyorum. Bir süre sonra kapıda iki adamın sesini duyduk. İkisi de bağırarak konuşuyordu ve sesleri oldukça korkutucuydu.  Adamlardan biri öbürüne kaptan diye sesleniyordu ve Nota adlı korsan grubunun adaya çıktığını söylüyordu. Bunu duyan öbür adam ise birkaç küfür sıraladıktan sonra hemen adayı terk edeceklerini söyledi ve kapının önünden uzaklaştılar. Onlar gittikten bir süre sonra biri kapıyı kırdı. Haliyle üçümüz de çok korktuk ; fakat kapıyı açan kişi bize aynen şöyle dedi: ‘’ Bizden korkmanıza gerek yok. Bir korsan grubu olsak bile korkmuş ve savunmasız çocuklara zarar vermeyi düşünecek kadar insanlıktan çıkmadık.’’''


Tatlısından  bir kaşık daha alan Anna’nın yüzünün kocaman bir gülümseme ile kaplandığını görüyorsun. Sana gülümseyerek bakan Anna konuşmasına devam ediyor: ‘’ Kapıyı kıran kişi babandı. Anne ve babamızın ölmüş olması ve küçük kardeşimizin ortalıktan kaybolmuş olması sebebiyle o an gözüm hiçbir şeyi görmüyordu; fakat şu an düşünüyorum da… Annen ve baban gerçekten havalı insanlardı.  Baban hırçın görüntüsü ile bir mafya babasını andırıyordu. Annen ise kısa kızıl saçları ve tatlı yüzüyle bir soyluya benziyordu. Keşke o an kendimi toparlayıp onlara teşekkür edebilseydim.’’

Bunları söylediği sırada elindeki kaşığıyla iç çeke çeke tatlısı ile oynayan Anna, kaşığını bırakıp sana  oldukça sert bir şekilde bakıyor ve: ‘’ Ben onlarla konuşamasam bile abim onlarla konuşmuş. Birini kurtarmak için  Orange adlı bir yere savaşa gidiyorlarmış ve adamıza erzak almak için uğramışlar; fakat olanları görünce dayanamayıp müdahale etmişler ve Kan korsanlarının mürettebatının üçte birini yenmişler.  Ailenin teslim olduğunu nereden  duydun bilmiyorum;  fakat geçerken uğradıkları bir adada yaşanan zulme sessiz kalmayıp savaşan  biri, söz konusu kendi kızı olduğunda asla paşa paşa teslim olmaz. Böyle saçma düşünceleri aklından çıkar.’’ Diyor.

Ardından da sert çıktığını düşünmüş olacak ki bir kahkaha atıp ellerini başının arkasına atıyor ve sandalyesine yaslanıyor. ‘’Böyle işte.’’ Diyor gülümseyerek. ‘’Sizin bir çeşit hayranınız oluyoruz sanırım. Denize açılmamızın sebebi ailenle bir daha görüşmek ve kan korsanlarından hesap sormaktı. Şimdilik amaçlarımızdan biri kaybolmuş gibi.’’

Anna konuşmasını bitirdikten sonra Tanaka ve Mey-Rin’in içeri girdiğini görüyorsun.  Tanaka elinde senin kılıcını tutmakta. Yanına yaklaştıktan sonra titreyen sesiyle : ‘’Güzel kızım, kılıcın bu mu?’’ diye  soruyor.

East Blue Anlatıcı

Mesaj Sayısı : 299
Kayıt tarihi : 17/01/16

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Gråt Gladius [Kiyora Victoria] Empty Geri: Gråt Gladius [Kiyora Victoria]

Mesaj tarafından Kiyora Victoria Bir Ptsi 25 Nis. 2016, 19:56

Hidden Past:

Çorbamı bitirmiş, sonunda su ve ekmek dışında bir şey karnıma girdiği için mutlu olmuştum. Anlatma sırası Anna'daydı. Dikkat kesilip kadını dinlemeye başladım. "O günü hiç unutmuyorum. O zaman 9 yaşındaydım.’’ dedi ve çorbasını yudumladı. Garip bir his olsa gerek, biraz sonra anlatacağı şeylerin benim için önemli olduğunu hissediyordum...

Konuya girdiğinde önce kısaca ailesini ve yaşadığı yeri anlattı. Mavi Lale Adası denilen bir yerde, ebeveynleri ve üç kardeşi ile yaşıyormuş. Söylediğine göre babası bir kralmış ve evleri adanın diğer evlerine kıyasla bir miktar daha yukarıdaymış. "Mutlu mesut geçiniyorduk. Ta ki o güne kadar.’’ dedi Anna, ve derin bir nefes aldı. Anlatması zor olacak bir konuya giriş yapacağı her halinden belliydi. O hissi çok iyi biliyorum. Anna sustuğu sırada Alfred, Anna ve bana salata ve tatlı getirdi, tatlı oldukça hoş gözüküyordu. Belki birazdan yemeye başlayabilirdim. Alfred'e sessizce teşekkür ettim ve tekrar aynı dikkat ve ciddiyet ile Anna'yı dinlemeye devam ettim. Kan Korsanları ismindeki grup Mavi Lale Adası'na saldırmış. Ada sakinlerine, çocuk-kadın demeden saldırmışlar. Özellikle de zayıfları hedef almışlar... Bunları duymak hiç hoşuma gitmemişti. Anna'nın babası her ne kadar askeri gücü onları durdurmak için kullanmış olsa da bu pek işe yaramamış... "En sonunda yukarıda kalan evimize kadar geldiler." dedi Anna. Birden içimi bir huzursuzluk kapladı. Sanki hikâyenin sonu kötü bitecekti. Hissediyordum. "Babam abimi, beni ve Lulu’yu bodruma indirdi. Ardından henüz bebek olan  en küçük kardeşimizi de bodruma indireceği sırada korsanlar içeri girdi. Bunun üzerine babam hızlıca bodruma inen kapıyı kilitledi. ‘’ Hüzünlü olduğum her hâlimden belli olmalıydı. Ne garip, dünyada annem ve babam gibi iyi korsanlar varken böyle masumların hayatı ile oynayan korsanlar da vardı, ve karşımdaki iyi niyetli insanın hayatıyla da oynamışlardı...

İkimiz de bir süre sustuk. Titremeye başlayan ellerini görebiliyordum. Onun için zor olmalıydı, benim için de zordu. Hem de çok zordu. Bir süre sonra Anna'nın tatlıyı yemeye başlamasıyla ben de pudingimden bir kaşık aldım. Tadı çok güzeldi. Anna sakinleştiği gibi anlatmaya devam etti; "Sonradan yaşanan olayları az çok tahmin ediyorsundur. Oraları atlıyorum. Bir süre sonra kapıda iki adamın sesini duyduk. İkisi de bağırarak konuşuyordu ve sesleri oldukça korkutucuydu.  Adamlardan biri öbürüne kaptan diye sesleniyordu ve Nota adlı korsan grubunun adaya çıktığını söylüyordu." O ismi duyar duymaz içime bir huzursuzluk çöktü. Hiçbir tepki vermeyerek dinlemeye devam etsem de gözlerimin dolmaya başladığını hissediyordum. Aklımdan atmak için her şeyi yaptığım geçmişim şimdi tekrar aralanacaktı. Yine de kendimi tutmaya özen gösterdim. Anna'nın dediğine göre babam ve annemin tayfasının adaya ayak bastığını öğrendiklerinde adayı terk edeceklerini söylemişler ve evlerinin önünden uzaklaşmışlar. Bunu duyduğum zaman acı acı gülümsedim. Geçmiş de olsa, onları bir şekilde hatırlamış olmak içten içe beni mutlu ediyordu.

Korsanlar evin çevresini terk ettikten sonra birisi kapıyı kırmış. Bodrumda saklanan Anna ve kardeşleri hâliyle çok korkmuşlar ama kapıyı kıran kişi şöyle demiş; "Bizden korkmanıza gerek yok. Bir korsan grubu olsak bile korkmuş ve savunmasız çocuklara zarar vermeyi düşünecek kadar insanlıktan çıkmadık."
Anna birden en içten şekilde gülümsedi ve "Kapıyı kıran kişi babandı." dedi. Artık, gözyaşlarımı güçlükle zaptediyordum. Böyle iyi insanların benim yüzümden ölmüş olmaları içimi acıtıyordu. Kızarmış gözlerim ve yanaklarımla Anna'ya gülümsedim. "Anne ve babamızın ölmüş olması ve küçük kardeşimizin ortalıktan kaybolmuş olması sebebiyle o an gözüm hiçbir şeyi görmüyordu; fakat şu an düşünüyorum da… Annen ve baban gerçekten havalı insanlardı.  Baban hırçın görüntüsü ile bir mafya babasını andırıyordu. Annen ise kısa kızıl saçları ve tatlı yüzüyle bir soyluya benziyordu. Keşke o an kendimi toparlayıp onlara teşekkür edebilseydim.’’ dedi ve tekrar duraksadı.
Hayır. Bir başkasının önünde ağlamayacaktım, ama onları tekrar hatırlayınca ne kadar özlemiş olduğumu farkettim. Ağlamamak için kendimi var gücümle tuttuğumdan dolayı burnumun direği acıyordu. Sanki tüm hatıralarım gün yüzüne çıkmıştı. Annemin hediyesi olan ilk kılıcım, babamın saçlarını çekiştirişim, gemide koşuşturuşum, son sarıldığımız zaman, onların öldüğünü bir denizciden öğrenişim ve o günden sonra altüst olan hayatım. Hepsi ortadaydı şimdi. O günleri bir daha geri getiremeyecektim.

Gözümden akan bir damla yaşı ustalıkla gizleyip tatlıma yumuldum. Derin derin nefes aldım ve Anna'nın ciddi bakışıyla dinleme moduma geri döndüm. Ses tonu değişmiş, daha da ciddileşmişti.

"Ben onlarla konuşamasam bile abim onlarla konuşmuş. Birini kurtarmak için  Orange adlı bir yere savaşa gidiyorlarmış ve adamıza erzak almak için uğramışlar..." dediği anda elimdeki tatlı kaşığını yere düşürdüm. Olayları netleştirmek için hiç konuşmayıp dinlemeyi sürdürdüm; "...fakat olanları görünce dayanamayıp müdahale etmişler ve Kan korsanlarının mürettebatının üçte birini yenmişler. Ailenin teslim olduğunu nereden  duydun bilmiyorum;  fakat geçerken uğradıkları bir adada yaşanan zulme sessiz kalmayıp savaşan  biri, söz konusu kendi kızı olduğunda asla paşa paşa teslim olmaz. Böyle saçma düşünceleri aklından çıkar.’’ dediğinde aklımdaki her şeyi sorguladım bir an. Sahiden... Ne kadar da aptaldım. Hükümetin gazetesinde yazan şeye yıllarca inanmıştım. Ailem teslim olmamış da olabilirdi. Peki... Peki kim yapmıştı? Kim, neden yapmıştı böyle bir şeyi? Ailemi kim öldürmüş olabilirdi?! Benim de ellerim titremeye başlamıştı artık. Bunu kimin yaptığını öğrenmek zorundaydım. Bir şekilde.

Bu ciddi konuşmadan sonra Anna ortamı yumuşatmak istercesine bir kahkaha attı ve gülümsedi. Denize açılma amaçları ailemle tekrar karşılaşmak ve Kan Korsanları'na hesap sormakmış. Kadının konuşmasından sonra hâlen dolu olan gözlerimi kapattım ve sakinleştim. Tam konuşmaya başlayacağım sırada Tanaka ve Mey-Rin geri geldiler, yaşlı kadının elindeki kılıcı görünce rahatladım. Yanıma gelip kılıcımın bu olup olmadığını sorduğunda elime alıp kabından hafifçe çıkardım.
Evet, benim kılıcımdı. Yaşlı kadına gülümsedim ve "Zahmet verdiğim için özür dilerim, evet benim kılıcım. Teşekkürler." dedim.

Kılıcımı aldıktan sonra Anna'ya döndüm ve ciddi bir ses tonuyla konuşmaya başladım; "Canının nasıl yandığını tahmin edebiliyorum. Aileniz için çok üzgünüm. Bana anlatmış olduğun ve yaptığın her şey için sana borcumu nasıl ödeyebilirim bilmiyorum. Saynede bir şeyin farkına vardım. Ailemi kimin öldürdüğünü bir şekilde bulmaya çalışacağım. Bunu nasıl yapacağımı bilmiyorum ama Lecter gibi kıdemli denizciler belki bundan haberdardır. Bedeli her ne olursa olsun bunu kimin yaptığını öğrenmek zorundayım."


Out:
Anna'nın konuşmalarını elimden geldiği kadar copy paste yapmamaya çalıştım, direkt olarak alıntı yaptığım yerleri keendi ağzımdan anlatmamın pek etki yaratmayacağını düşündüm o yüzden bu sefer biraz fazla oldu.
Kiyora Victoria
Kiyora Victoria
Ödül Avcısı
Ödül Avcısı

Mesaj Sayısı : 214
Kayıt tarihi : 17/01/16
Nerden : East Blue

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Gråt Gladius [Kiyora Victoria] Empty Geri: Gråt Gladius [Kiyora Victoria]

Mesaj tarafından East Blue Anlatıcı Bir Salı 26 Nis. 2016, 03:02

‘’Saçmalama.’’ Diyor, Lulu’nun yanına gelip ona zorla et yedirmeye çalışan Anna.  ‘’Bize karşı kendini borçlu hissetmene ya da yaşadıklarımızdan dolayı bize acımana gerek yok.  Şu an her şeyin yoluna girdiğini söyleyebilirim.  Büyük abim adada kalıp yönetici olmaya karar verdi. Lulu ve ben de bu yola girmeyi tercih ettik. Üç kardeş de özgürce istediği hayatı yaşıyor kısaca. Dördüncü kardeşe gelince, ondan bir daha haber alamadık. Ölüsüne veya dirisine ulaşamadık kısaca; fakat hala hayatta olduğuna inanıyorum. Değil mi Lulu, kardeşin yaşıyor değil mi? Hadi aç ağzını ve ye şu eti! Bak Uçak geliyor!’’

Anna çatal ile etten bir parça alıyor ve çatalı Lulu’nun ağzına doğru yaklaştırıyor. Lulu ağzını açmış bir şekilde etin kendisine gelmesini beklerken kısa bir anlığına senle göz göze geliyor ve yüzü kızarıyor. Yüzünün kızarmasının ardından da hızlıca Anna’nın kolunu itiyor ve ona büyüdüğünü söyleyerek bağırıyor: ‘’Leydim! Ne yapıyorsunuz? Ben artık büyüdüm. Kendi yemeğimi kendim yiyebilirim. Ayrıca bana Lulu demeyi kesip tam adımı söyleyin. Lulu beni bir çocuk gibi gösteriyor.’’
Anna önce Lulu’nun kızarmış suratına sonra da sana baktıktan sonra elini ağzına götürüp gülümsüyor ve: ‘’Oooo. Yoksa küçük Lulu yanındaki yabancı abladan mı utandı? Pekala, o zaman kendi etini kendin ye. Etini yediğin sürece sorun yok.’’ Diyor.

Anna’nın bu sözleri üzerine Lulu’nun yüzü daha da kızarıyor. Oturduğu sandalyeden ayağa kalkıyor ve: ‘’ Lucifer Lukas Leydim! Soy ismimi söylemesen de olur. Neden bana Lucifer ya da Lukas yerine Lulu diyorsun ki?’’  diye bağırıyor.
Lulu’nun kendisine bağırmasını sürdürmesi yüzünden Anna da ciddileşiyor ve: ‘’ Ne var yani, beğenemedin mi? Hem sen de bana Anna  veya abla diye hitap etmek yerine Leydim diye hitap ediyorsun. ‘’ diyor.

Lulu bunun üzerine ablasının iyice yanına yaklaşıyor ve: ‘’İyi de herkes sana Leydim diye hitap ediyor ne yapayım? Ayrıca Senin tam adın da Anna değil, Marianna Leydim!’’ diyor ve ablasının yanaklarına asılıp yanaklarını çimdiklemeye başlıyor.
Lulu’nun son sözlerinden sonra Anna da sakinliğini kaybediyor. Az önceki soylu tavırları yerini varoş mahalle sakini tavırlarına bırakıyor. Anna da bir yandan kardeşinin yanaklarına saldırmakla meşgulken bir yandan da: ‘’Kaç kere dedim Marianna deme diye! Marianna beni yaşlı ve huysuz biri gibi gösteriyor!’’ diyor.

İki kardeş birbirine girişmişken Mey-Rin durmalarını söyleyerek yanlarına doğru koşmaya başlıyor; fakat bir anda yere kapaklanıyor ve yerde yüz üstü sürüklenerek sağ taraftaki koltuğa kadar gidiyor. Bu sırada bir horuldama sesi duyuyorsun. Sesin geldiği sol tarafa baktığında Tanaka’nın çoktan soldaki koltuğa uzanıp uyuduğunu görüyorsun. Gürültü onu etkilemiyor gibi. Tüm bunlar olurken Alfred , herkes yemek yemeyi kesmesine rağmen  masadan bir şeyler alıp masaya bir şeyler koymaya devam ediyor. Onu da yaşanan bu kargaşa etkilemiyor gibi gözüküyor. Tamamen servis işine odaklanmış durumda.

Bir süre daha devam eden kargaşa, içeri Sebastian’ın girmesiyle son buluyor. Sebastian’ın içeri girmesiyle herkes Sebastian’a bakıyor.  Sebastian’ın üzerinde sadece pantolonu var. Sağ elinde gömleğini ve ceketini, sol elinde ise ayakkabılarını ve çoraplarını tutuyor. Sebastian’ın oldukça düzgün vücudunu gören Mey-Rin’in burnundan kan fışkırıyor ve tekrardan yere yapışıyor. Uykusundan uyanmış olan Tanaka ise düşünceli bir şekilde başını sallayarak Sebastian’ın  alt bölgesine doğru bakıyor. Alfred ise yaptığı işi bırakıyor ve Anna’nın yanına sokulup bir eliyle Anna’nın öbür eliyle de Lulu’nun gözlerini kapıyor.

Bu sırada Sebastian ellerinde tuttuğu eşyaları yere bırakıyor ve ellerini ıslak pantolonunun cebine soktuktan sonra yanına doğru yürümeye başlıyor.  İyice dibine kadar sokulduktan sonra gözlerini senin gözlerine sabitliyor. Ardından da hafifçe sana doğru  eğilerek konuşmaya başlıyor: ‘’ Güverteye birkaç kişi getirdim. Arkadaşınız onların arasında olabilir. Bir çıkıp bakın isterseniz.’’

East Blue Anlatıcı

Mesaj Sayısı : 299
Kayıt tarihi : 17/01/16

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Gråt Gladius [Kiyora Victoria] Empty Geri: Gråt Gladius [Kiyora Victoria]

Mesaj tarafından Kiyora Victoria Bir Salı 26 Nis. 2016, 17:26

Kılıcımı alıp sözlerimi bitirdikten sonra Anna, Lulu'nun yanına yaklaşıp onu yemek yemeye zorladı. Tekrar konuşmaya başladığında, kendimi onlara karşı borçlu hissetmemem gerektiğini ve onlar için endişelenmemem gerektiğini söyledi. Dediğine göre her kardeş kendi hayatına devam ediyormuş, büyük kardeşleri adada kalıp yönetici olmuş. En küçük kardeşlerinden ise o olaydan sonra haber alamamışlar. Ama Anna küçük kardeşlerinin yaşadığını düşünüyor hâlâ, belki de öyledir...

Anna çatala bir parça et batırıp Lulu'ya doğru uzattı. Küçük çocuk ağzını açtığı anda göz göze geldik birden. Utanmışa benziyordu, kızarıp bir anda ablasına bağırmaya başladı; "Leydim! Ne yapıyorsunuz? Ben artık büyüdüm. Kendi yemeğimi kendim yiyebilirim. Ayrıca bana Lulu demeyi kesip tam adımı söyleyin. Lulu beni bir çocuk gibi gösteriyor.’’ Bu sözleri duymak gülümsememe sebep vermişti, masumiyeti hoşuma gitmişti belli ki. Daha sonra Anna küçük çocuğun benden utandığını vurgulayarak yemeğini kendi yemesi için elindeki çatalı bıraktı. Lulu ise o sırada ayağa kalkıp ablasına sitem etti; "Lucifer Lukas Leydim! Soy ismimi söylemesen de olur. Neden bana Lucifer ya da Lukas yerine Lulu diyorsun ki?" "Ne güzel bir ismin varmış." Diye düşündüm içimden ve onları dinlemeye devam ettim. Onları neşeyle izliyordum. Artık Anna da ciddileşmeye başlamış, isimleri konusunda kardeşiyle atışmaya başlamıştı. O anda öğrendim ki Anna'nın bir ismi daha varmış, Marianna. Ama belli ki Anna bu isminden hoşlanmıyordu çünkü kardeşine bu ismi kullanmaması gerektiğini söyleyip onunla didişmeye başlamıştı. Şaşkınlıkla izlemeye devam ediyordum olanları.

O sırada Mey-Rin Anna ve Lulu'ya durmalarını söyleyip bize doğru hızla yaklaşıyordu ki, bir anda yere düştü ve yüz üstü sürüklendi. Hemen kalkıp yardım etmek istedim ama diğer tayfa üyelerindeki tepkisizlik sonucunda bunun olağan bir durum olduğu kanısında vardım. Çünkü Tanaka çoktan uyumuş, Alfred ise servis yapıyordu. Kimse gürültüyü umursamıyor gibiydi sanki. Bu kargaşa bir süre daha devam etti, eğlenerek izlediğim olaylar silsilesi Sebastian'ın içeri girmesi ile son buldu.

Kapı açıldığında doğrudan o tarafa baktım. Sebastian üstü çıplak şekilde karşımızda duruyordu. Şaşırmıştım çünkü vücudu, en az yüzü kadar hoştu. Vücudunun hoşluğu kızcağızı etkilemiş olsa gerek, Mey-Rin ani bir burun kanamasıyla tekrar yere yapıştı. O sırada kafamı Sebastian'a çevirmiştim, vücuduna bakıyormuşum izlenimi vermemek için utanıp başka bir yere bakmaya başladım. Masanın örtüsünü inceliyordum! Tanaka ise garip bir şekilde bir anda uyanmış, bakışlarını Sebastian'ın alt bölgesine doğru çevirmişti. Git gide utanıyordum. Alfred ise servis işlerini bırakıp Lulu ve Anna'nın gözlerini kapatmıştı. Sebastian'a bakmama çabalarımın başarıya ulaştığını hissediyordum! Umarım yüzüm kızarmamıştır...

Daha sonra Sebastian elindeki kıyafetlerini yere bıraktı ve elleri cebinde, bana doğru yürümeye başladı. Ne yapsam garip olacaktı!  Masa örtüsünü incelemeye devam edip bozuntuya vermedim. Ama o da ne, dibime kadar girmişti ve doğrudan gözlerimin içine bakıyordu. Yüzümüzün bu kadar yakın olması ve Sebastian'ın çıplaklığı sebebiyle utançtan bir süre hareketsiz kaldım. İnsanlarla göz teması kurmaya bile utanan ben için bu kadarı çok fazlaydı! Bana doğru eğildi ve konuşmaya başladı, nefesini hissedebiliyor olmam beni daha da utandırmıştı. Sebastian, güverteye birkaç kişi getirdiğini ve Rayl'ın bu kişiler arasında olabileceğini söyledi. Bu sözleri duyunca kendime geldim. Hızla yerimden kalkacak ve güverteye doğru koşar adım ilerleyecektim. Rayl'ı kurtarmama az kalmıştı.
Kiyora Victoria
Kiyora Victoria
Ödül Avcısı
Ödül Avcısı

Mesaj Sayısı : 214
Kayıt tarihi : 17/01/16
Nerden : East Blue

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

1 sayfadaki 14 sayfası 1, 2, 3 ... 7 ... 14  Sonraki

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz