Gråt Gladius [Kiyora Victoria]

3 sayfadaki 14 sayfası Önceki  1, 2, 3, 4 ... 8 ... 14  Sonraki

Aşağa gitmek

Gråt Gladius [Kiyora Victoria] - Sayfa 3 Empty Geri: Gråt Gladius [Kiyora Victoria]

Mesaj tarafından East Blue Anlatıcı Bir Çarş. 04 Mayıs 2016, 15:28

Lulu’nun peşinden gidiyorsun. Bir süre sonra Sebastian da size yetişiyor. Sebastian’a baktığında Sebastian’ın omuzlarına çıkmış olan Kedicik’i görüyorsun. Sebastian sana bakıp: ‘’İçeri geçerse  öldürüleceğini söyledi. Ben de yanıma almak zorunda kaldım.’’ Diyor. Ardından da başını önünüzde koşmakta olan Lulu’ya doğru çevirip  Lulu’ya taktik ikiye geçeceklerini söylüyor. Lulu, Sebastian’ın bu söylediğini başıyla onayladıktan sonra sana doğru dönüyor. Kedicik elleriyle Sebastian’ın gözlerini kapatmış, ‘’Aslancık koş!’’ diye bağırırken Lulu da sana yeteneklerini anlatıyor: ‘’Kiyora-chan. Işığın parlaklığı ile oynamamı sağlayan bir meyve yedim. Bu sayede yakın çevremdeki şeylerin parlaklığını azaltıp arttırabiliyorum.  Birinci taktikte karşımızdakilerin görüşünü bozacak kadar parlıyorum. Bu sırada Sebastian işlerini bitiriyor. İkinci taktikte ise parlaklığı az…’’

Lulu cümlesini bitiremeden , Kedicik’in gözlerini kapatması yüzünden önünü göremeyen Sebastian Lulu’nun üzerine düşüyor. Üçü  de yerde yatarken  arkanızdan birinin geldiğini fark ediyorsun.  Gardını aldığın sırada gelen kişinin Alfred olduğunu görüyorsun. Alfred sana bakıp gülümsüyor. Ardından da yerden kalkmak üzere olan Sebastian’ın üzerine atlıyor. Bir kez daha yere yapışan Sebastian, öfkeli bir şekilde  Alfred’e neden böyle bir şey yaptığını sorunca da: ‘’Oh. Üzgünüm Sebastian-kun. Sanırım Lulu-sama’nın yeteneğinden dolayı önümde senin olduğunu fark edemedim.’’ Diyor, yüzünde pişkin bir ifade takınan Alfred.

Bu ikilinin didişmesini izlerken Lulu’nun sesini duyuyorsun: ‘’ Ne yapıyorsunuz siz?  Oyalanacak zaman değil. Kalkın hemen!’’ Başını çevirip Lulu’ya baktığında Lulu’nun omzuna çıkmış  kedicik ilişiyor gözüne.  Lulu’nun konuşmasından sonra ‘’Hadi aslancıklar kalkın. Koşuun!’’ diye bağırıyor kedicik.   Lulu ise: ‘’Ne ara üstüme çıktın. İn oradan!’’ diye bağırıyor ve kedicikle boğuşmaya başlıyor. Sen şaşkın bir şekilde bu dörtlünün kavgasını izlerken  koşmaya başlamadan önce sesini duyduğun grup size yetişiyor. Her biri kel olan ve hepsinin üç kolu olan beş kişi üzerinize doğru koşmaya başlıyor. Hepsinin ellerinde mızraklar var ve beşi de oldukça iri gözüküyor. Bunun üzerine herkes kavgayı bırakıp  koşmaya devam ediyor.  Adamlar iri olduğundan kolayca arayı açıyorsunuz. Bir süre sonra da Anna ve Mey-Rin ile karşılaşıyorsunuz.

Anna da Mey-Rin de oldukça sağlıklı gözüküyorlar. Anna sizi görünce elini kaldırıp parmaklarını oynatıyor ve selam veriyor. Omzunda bir bazuka tutan Mey-Rin ise köşkün duvarında açılmış olan kocaman delikten köşkün içine bakıyor. Bu sırada Lulu, Anna’ya bu deliğin nasıl oluştuğunu soruyor.  Anna ise sakin bir ses tonu ile Lulu’ya  bir yılan gördüklerini ve ona bazuka ile ateş ettiklerini söylüyor.  Bu cevaba sinirlenen  Lulu Anna’ya saldırıyor ve boğuşmaya başlıyorlar. Alfred ve Sebastian bu ikisini bırakıp tüm bu zaman zarfı boyunca yerinden kıpırdamamış olan Mey-Rin’in yanına gidiyorlar.  Sen de bu iki kardeşi kendi haline bırakıp onlarla gidiyorsun. Mey-Rin’in yanına geldiğinde oldukça şaşırtıcı bir görüntü ile karşılaşıyorsun.
Şato’nun içinin olması gereken yerde sadece boşluk var. Aşağıya doğru baktığında ise yaklaşık on beş metre aşağında duran kocaman bir şehir görüyorsun.

Gördüğün Görüntü:
Bu kadar net olarak görmüyorsun. Bu görüntüyü kuş bakışı olarak gördüğünü düşün.
Spoiler:
Gråt Gladius [Kiyora Victoria] - Sayfa 3 WkMa98

East Blue Anlatıcı

Mesaj Sayısı : 299
Kayıt tarihi : 17/01/16

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Gråt Gladius [Kiyora Victoria] - Sayfa 3 Empty Geri: Gråt Gladius [Kiyora Victoria]

Mesaj tarafından Kiyora Victoria Bir Perş. 05 Mayıs 2016, 13:38

Kıza içeri geçmesini söyleyip Lulu'nun peşine takıldım. Sesin geldiği yere doğru ilerliyorduk ki, Sebastian da bize yetişti. Bir anlığına kafamı çevirip Sebastian'a baktığımda küçük kızın Sebastian'ın omuzlarında olduğunu gördüm. Açıkçası kızın yanımızda olduğunu bilmek beni güvenliği açısından tereddüte düşürmemişti. Ayak bağı olmaması bizim için yeterliydi... Kediciğe baktıktan sonra bakışlarımı Sebastian'a çevirdiğimde, kızın eğer içeri geçerse öldürüleceğini söylediği hakkında konuştu, dediğine göre onu yanına almak zorunda kalmış. Başımla onaylayarak hızla yürümeye devam ettim. Sebastian ve Lulu ikinci taktiklerine geçecekleri hakkında kısaca anlaştılar. O sırada Lulu bana döndü. Sebastian'ın gözlerini kapatan kıza baktıktan hemen sonra Lulu'yu dinlemeye başladım. ‘’Kiyora-chan. Işığın parlaklığı ile oynamamı sağlayan bir meyve yedim. Bu sayede yakın çevremdeki şeylerin parlaklığını azaltıp arttırabiliyorum.  Birinci taktikte karşımızdakilerin görüşünü bozacak kadar parlıyorum. Bu sırada Sebastian işlerini bitiriyor. İkinci taktikte ise parlaklığı az…’’ Sözleri Sebastian'ın üstüne düşmesi ile kesildi. Belli ki kedicik Sebastian'ın görüş alanını kapattığı için dengesini kaybetmişti. Lulu'nun yeteneği hakkında konuşmama fırsat kalmadan üçü de yeri boylamıştı. O sırada bize yaklaşan biri olduğunu farkettim. Kılıcımı arkaya doğru çevirdiğim sırada gelen kişinin Alfred olduğunu gördüm, karşılıklı gülümseştik. Güvende olduğunu görünce rahatlamıştım. Kılıcımı kabına yerleştirdiğim sırada Alfred Sebastian'ın üstüne atladı. Sebastian'ın karizmasının bu hamle ile yerle bir olması gülünç bir durumdu. Tekrar yere yapışan Sebastian sinirli bir tavırla Alfred'e niye böyle bir şey yaptığını sorduğunda cevabı karşısında hafifçe gülümsedim. Pişkin bir tavırla şöyle demişti; ‘’Oh. Üzgünüm Sebastian-kun. Sanırım Lulu-sama’nın yeteneğinden dolayı önümde senin olduğunu fark edemedim."

İkili atışmaya devam ettiği sırada Lulu uyarısını yapıp, şuan bunun zamanı olmadığını söyleyerek yerden kalktı. Ona katılıyordum, çünkü Anna ve Mey-Rin henüz ortalıklarda yoktu. Lulu'ya şöyle bir baktığımda kediciğin şimdi de Lulu'yu gözüne kestirdiğini gördüm. Sıra Lulu'nun omuzlarına gelmişti demek ki. Kediciğin ‘’Hadi aslancıklar kalkın. Koşuun!’’ Tepkisinden sonra Lulu ile atışmaya başladılar. Şimdi kendi aralarında atışan dört kişimiz vardı... Ne yapacağımı düşündüğüm sırada her biri üç kola sahip ve kel olan beş kişinin üzerimize doğru geldiğini gördüm. Kılıcımı çekip savaşmayı düşündüğüm sırada dörtlünün toparlandığını gördüm. Belki de koşmaya devam etmek çok daha iyi bir fikirdi. Zorlanmadan arayı açabildik, onlardan uzaklaşmıştık.

Bir süre koşmaya devam ettikten sonra Anna ve Mey-Rin'i gördük. İkiliyi görünce rahatladım, ikisi de oldukça iyi gözüküyordu. O sırada şatonun duvarına açılmış kocaman yarığı gördüm. Mey-Rin in omzundaki bazuka buna sebebiyet vermişti belli ki. Ama nasıl? Bir düşmanla mı karşılaşmışlardı? Benim sormayı düşündüğüm sırada Lulu, Anna'ya karşımızdaki deliğin nasıl oluştuğunu sordu. Anna sakince, bir yılanla karşılaştıklarını ve ona bazuka ile ateş ettiklerini söylediğinde "B-baz..u.. Y-yıl..." diye tuhaf sesler çıkardım istemeden. Bu tayfa gerçekten çok eğlenceliydi. Anna'nın cevabına sinirlendiğini tahmin ettiğim Lulu, ablasına saldırmaya başladı. Niye şaşırmamıştım acaba... Şimdi boğuşma sırası Anna ve Lulu'ya geçmişti. O sırada Alfred ve Sebastian'ın Mey-Rin'in yanına gittiğini görüp ben de onlara doğru yürümeye başladım. Köşk ne kadar hasar almıştı acaba?

Mey-Rin'in yanına geldiğimde bugün beni belki de en çok şaşırtan şeyle karşılaştım. Şatonun içini görmem gerekiyordu ama gördüğüm şey bir boşluktan ibaretti. Aşağıda ise bir şehir vardı! Evet, bir şehir görüyordum her ne kadar net olmasa da. Yaklaşık on-onbeş metre aşağıda olmalıydı. Ama, nasıl böyle bir şey olabilirdi ki?

Şaşkınlık dolu bir ifadeyle önce Mey-Rin'e, sonra Sebastian ve Alfred'e en son yine Mey-Rin'e bakıp "B-bu ne böyle..." diyecektim. Aşağıda bizi nasıl bir şehir bekliyordu acaba?
Kiyora Victoria
Kiyora Victoria
Ödül Avcısı
Ödül Avcısı

Mesaj Sayısı : 214
Kayıt tarihi : 17/01/16
Nerden : East Blue

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Gråt Gladius [Kiyora Victoria] - Sayfa 3 Empty Geri: Gråt Gladius [Kiyora Victoria]

Mesaj tarafından East Blue Anlatıcı Bir Perş. 05 Mayıs 2016, 15:47

Sağındaki Mey-Rin'e baktığında Mey-Rin'in endişeli yüzünü görüyorsun.  Korku dolu gözlerle aşağısını inceliyor. Solundaki Alfred ise oldukça şaşırmış durumda. Alfred'in solundaki Sebastian ise her zaman takındığı soğuk yüz ifadesini takınmış durumda. Kedicik ise Alfred'İn omzuna tırmanmakla meşgul olduğundan dünya pek de  umrunda değil gibi. En son yine Mey-Rin'e bakıp "B-bu ne böyle..." dediğin zaman Mey-Rin başını sana çevirmeden soğuk bir şekilde: ''Bilmiyorum.'' diyor. Ardından yine başını çevirmeden Sebastian'a sesleniyor: ''Sebastian-san. İçimde kötü bir his var. Bu şimdiye kadarki en zor görevimiz olabilir.''

Sebastian ise Mey-Rin'in söylediklerine kulak asmayıp Kedicik'in Alfred'in omuzlarına çıkmasına yardım ediyor. Sonra  da kızın başındaki kediyi  okşayarak: ''İkiniz de burada mı kalıyorsunuz? Aşağısı oldukça karanlık olmalı'' diyor. Kedicik ise Sebastian'a bakıp gülümsüyor ve:  '' Kedicik seni sevdi. Biraz daha okşa.'' diyor.  Ardından da Alfred'İn gözlerini kapatıp konuşmasına devam ediyor: '' Evet. Hep karanlık orası. Bu yüzden buraya çıktım.'' diyor. Bunun üzerine Sebastian Kedicik'e bir soru daha soruyor: ''Peki neden daha önceden çıkmadın da şimdi çıktın?''
Kedicik bu soruyu: '' Önceden çıksaydım öldürülürdüm. Yukarı çıkanları öldürüyorlar çünküm.'' diye cevaplıyor.  Bu cevap üzerine Sebastian Kedicik'e bir soru daha soruyor: '' Peki şu anda yukarı çıkanlar öldürülmüyor mu? Eğer öldürülüyorsa neden yukarı çıktın ki?''

Bu soru üzerine Kedicik'in suratı asılıyor. Ellerini Alfred'İn gözlerinden çekiyor ve: ''Öldürüyorlar; fakat Gedo abla dedi ki benim... be...''  Kedicik cümlesini tamamlamadan ellerini kulaklarına götürüp kulaklarını tıkıyor. Ardından da  başını eğip tiz sesi ile iniltiye benzer sesler çıkarıyor. Bunun üzerine Lulu ve Anna kavgayı kesip Sebastian'ın yanına geliyorlar. Anna Sebastian'a : Sebastian! Küçük bir kızı ağlatmaya utanmıyor musun? diyerek kızıyor. Sebastian kendini savunacağı sırada araya Lulu giriyor: ''Cidden. Bir de yetişkin olacaksın. Utan utan!'' diyor. Alfred de Lulu'yu onaylamak istercesine: ''Haklısınız Lulu-sama. Bu davranışından dolayı intihar etmeli bence.''
diyor. Sebastian'a son darbeyi vuran kişi ise Mey-Rin oluyor. Alfred'in yanına gelip Kedicik'i omuzlarına alan Mey-Rin Sebastian'a öfkeli bir şekilde bakarak: Sebastian-san. Ölün. diyor. Tüm bu psikolojik saldırıları kaldıramayan Sebastian, yere doğru çömelip boş gözlerle toprağı izlemeye başlıyor.

Bu sırada tekrardan yanına gelen Mey-Rin, Mey-Rin'in omuzuna oturup  bazuka ile oynayamaya başlayan Kedicik'e: ''Gedo abla kim? Aşağıya inebilirsek bizi onla tanıştırabilir misin?'' diyor.   Kedicik bu soruya: ''Gedo abla bizi besliyor hep. Bizi koruyor da. Kedicik için de sorun olmazsa tanıştırırım.'' diyor. Ardından da bazukayı arka tarafına doğru tutuyor ve sana doğru bakıp tetiği göstererek : ''Kızıl saçlı abla. Bu tuşa basarsak ne olur?'' diye soruyor. Ona asla oraya basmaması gerektiğini söyleyeceğin sırada Kedicik tetiğe basıyor ve bazuka ateşleniyor. Çok büyük bir gürültüyle beraber ayak bastığınız zemin parçalanıyor ve  yediniz de aşağıya doğru düşmeye başlıyorsunuz.

East Blue Anlatıcı

Mesaj Sayısı : 299
Kayıt tarihi : 17/01/16

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Gråt Gladius [Kiyora Victoria] - Sayfa 3 Empty Geri: Gråt Gladius [Kiyora Victoria]

Mesaj tarafından Kiyora Victoria Bir Cuma 06 Mayıs 2016, 09:26

Gördüğüm şeyi anlamdırmaya çalıştığım bakışlarımla Mey-Rin'e baktığımda endişeli yüz ifadesiyle karşılaştım, korkmuş gözlerle gördüğümüz şeyi inceliyordu. Sebastian her zamanki gibi soğuktu, Alfred ise benim gibi, şaşkındı. Gördüğümüz şeyin ne olduğunu sorduğumda Mey-Rin, soğuk bir ses tonuyla bilmediğini söyledi. Burası gerçekten garip bir yerdi... Mey-Rin bana cevap verdikten hemen sonra şöyle dedi; ''Sebastian-san. İçimde kötü bir his var. Bu şimdiye kadarki en zor görevimiz olabilir.'' Sessizlik içinde etrafı incelemeye devam ediyordum. Aşağı inmeli miydik? Tehlikeli olur muydu? Gördüğümüz garip insanlar aşağıdaki şehirden mi geliyordu yoksa?

Mey-Rin'in cümlelerine karşı Sebastian umursamaz bir tavırla Alfred'in omzuna çıkma uğraşında olan Kedicik'e yardım etti. Sonra da kızın maskesini okşadı ve konuşmaya başladı; ''İkiniz de burada mı kalıyorsunuz? Aşağısı oldukça karanlık olmalı'' Kedicik, Sebastian'a gülümsedi ve daha çok okşamasını söyledi. Belli ki Sebastian'ı sevmiş'lerdi'. Kedicik'in dediğine göre gördüğümüz yer hep karanlıkmış, bu yüzden dışarı çıkmış. Bunun üzerine Sebastian yine yerinde bir soru sordu, gerçekten neden daha önce çıkmamıştı ki?... Kedicik bu soruyu ''Önceden çıksaydım öldürülürdüm. Yukarı çıkanları öldürüyorlar çünküm.'' diyerek yanıtladı. Meraklı bir tavırla çeneme koyduğum elimle ikilinin konuşmasını dinliyordum. Ne yapacağımızı düşünüyordum bir yandan. Bu konuşma bitince Kedicik'e Rayl'ı sormayı düşünüyordum.

Sebastian ve küçük kız konuşmaya devam ediyordu. Sebastian ''Peki şu anda yukarı çıkanlar öldürülmüyor mu? Eğer öldürülüyorsa neden yukarı çıktın ki?'' dediği sırada Kedicik, ''Öldürüyorlar; fakat Gedo abla dedi ki benim... be...'' dedi ve cümlesini bitiremeden kulaklarını kapattı.  İnce sesiyle birtakım inilti benzeri sesler çıkardı. Kötü bir şey mi hatırlamıştı acaba?

O sırada Lulu ve Anna kavgalarına son vermiş olacaklar ki, yanımıza geldiler. Anna Kedicik'in ağlayışa benzer seslerini Sebastian'dan sorumlu tutarak onu azarladı. Ardından Lulu da ablasından aşağı kalmayarak "Cidden. Bir de yetişkin olacaksın. Utan utan!'' dedi. Sebastian'a destek çıkıp onun bir şey yapmadığını söyleyeceğim sırada Alfred de Lulu'ya katılarak Sebastian'ın intihar etmesi gerektiğini söyledi. Bu psikolojik baskının Sebastian'a fazla geldiğini hissediyor gibiydim. Zavallı Sebastian-kun... Son olarak sıra Mey-Rin'e gelmişti. Kedicik'i kucağına alıp "Sebastian-san. Ölün." dedi. Sebastian bu kadarına dayanamamış olacak ki, yere çöktü ve bomboş gözlerle toprağı izlemeye başladı. Üstüne çok gidilmişti.

O sırada Mey-Rin Kedicik'e Gedo'nun kim olduğunu, olur da aşağı inersek bizi onla tanıştırabilir mi diye sordu. Ardından Kedicik karşılık olarak, ''Gedo abla bizi besliyor hep. Bizi koruyor da. Kedicik için de sorun olmazsa tanıştırırım.'' dedi. Kimdi bu Gedo Abla acaba? Küçük kız için önemli biriydi belli ki. Sebastian'ın yanına gidip onu teselli etmeyi düşündüğüm sırada Mey-Rin'in omzundaki Kedicik bana bakıp bazukayı göstererek, ''Kızıl saçlı abla. Bu tuşa basarsak ne olur?'' diye sordu. Endişeli bir yüz ifadesiyle kesinlikle oraya basmaması gerektiğini söyleyeceğim sırada... Booom! Çoktan bazuka ateşlenmişti bile. Üzerinde olduğumuz zemin parçalandı ve topluca aşağı doğru düşmeye başladık. Korkmuş şekilde bir elimle kılıcımı, bir elimle kafamı koruyordum.

Bakalım sonucu ne olacak...
Kiyora Victoria
Kiyora Victoria
Ödül Avcısı
Ödül Avcısı

Mesaj Sayısı : 214
Kayıt tarihi : 17/01/16
Nerden : East Blue

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Gråt Gladius [Kiyora Victoria] - Sayfa 3 Empty Geri: Gråt Gladius [Kiyora Victoria]

Mesaj tarafından East Blue Anlatıcı Bir Cuma 06 Mayıs 2016, 15:21

Düşmeye başladığın sırada, bir elin seni göbeğinden sıkıca sardığını fark ediyorsun. Ne olduğunu anlamadan sırt üstü bir şekilde aşağıya düşüyor ve bir şeyin içine gömülüyorsun. Hızlıca doğrulup çevreni incelediğinde bir evin bahçesindeki saman yığınına düştüğünüzü fark ediyorsun. Sol tarafında Mey-Rin'i görüyorsun. Mey-Rin, yüz üstü bir şekilde samanlara gömülmüş durumda. Kedicik ise Mey-Rin'in beline oturmuş, kahkaha atarak: ''Çok korktum. Öleceğimizi düşündüm!'' diye söyleniyor. Sağ tarafında Sebastian var. Sebastian'ın sağ kolunda Anna, Sol kolunda ise Lulu uzanmış vaziyette. Bir süre sonra onlar da doğruluyor. Seni gören Lulu'nun göz bebeklerinin büyüdüğünü fark ediyorsun. Ağzı açık bir şekilde sana bakıyor. Bu sırada Anna sol eliyle Lulu'nun gözlerini kapatırken sana bakıyor ve sağ eliyle aşağı tarafını işaret ediyor.

Başını aşağıya indirdiğinde birinin başının üzerinde oturduğunu fark ediyorsun. Hızlıca oradan çekilip kenara kaydığında Alfred'İn kızarmış suratını görüyorsun. Senin kenara çekilmenden sonra Alfred de doğruluyor ve Sebastian'ın yaptığı şeyi yapmaya çalışırken bocaladığını söyleyip senden özür diliyor. Bu sırada Sebastian'ın sesini duyuyorsunuz: ''Alfred-kun, bu sapıkça davranışından dolayı intihar etmelisin!'' diyor, hafifçe gülümseyen Sebastian. Sebastian'ın sözleri üzerine herkes Alfred'e gülmeye başlıyor.

Alfred utancından yerin dibine girdiği sırada, yanına düştüğünüz evin içinden on kadar silahlı adam çıkıyor ve üzerinize doğru koşmaya başlıyorlar. Bunun üzerine hemen saman yığınının üzerinden inip koşmaya başlıyorsunuz. Şehrin sokaklarında koşturduğunuz sırada yandaki binalardan çıkıp peşinize takılan insanların sayısı git gide artıyor. Yaklaşık 30-40 kişinin arkanızdan koştuğunu tahmin ediyorsun.Ne yapacağını düşündüğün sırada Lulu konuşmaya başlıyor: ''Leydim, ne yapacağız? Adamları atlatabileceğimizi sanmıyorum.Hem kim ki bunlar?'' diyor, yüzünde endişeli bir ifade olan Lulu. Anna bu soruya: ''Bilmiyorum. Şimdilik koşmaya bak. Tenha bir yer bulmaya odaklanmalıyız!'' cevabını veriyor. Ardından da başını Mey-Rin'in omzunda oturmakta olan Kedicik'e çeviren Anna, Kedicik'e kendilerini Gedo ablasının yaşadığı yere götürüp götüremeyeceğini soruyor. Kedicik götürebileceğini söyledikten sonra da ''Tamam, şimdi beni dinleyin!'' diyor ve bir yandan koşarken bir yandan da planını anlatmaya başlıyor:

''Çevremizdeki evlerin hepsinin birbirine benzediğini fark etmişsinizdir.Bu da burada oyalanırsak peşimize takılanların sayısının artacağı anlamına geliyor. Ayrılıyoruz. Ben, Sebastian ve Alfred başka bir tarafa gidecek ve izimizi kaybettireceğiz. Mey-Rin, Lulu, Kiyora ve Kedicik! Gedo denilen kişinin yanına gidin. Orada saklanıp şehir hakkında bilgi toplayın; fakat ters bir şey hissederseniz orayı hemen terk edin. Buluşma kısmına gelince, onu da bir şekilde hallederiz. diyor Anna.

East Blue Anlatıcı

Mesaj Sayısı : 299
Kayıt tarihi : 17/01/16

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Gråt Gladius [Kiyora Victoria] - Sayfa 3 Empty Geri: Gråt Gladius [Kiyora Victoria]

Mesaj tarafından Kiyora Victoria Bir Salı 10 Mayıs 2016, 09:44

Silahın ateş almasıyla aşağıya doğru düştüğümüz sırada, gözlerim kapalı şekilde ne olduğunu anlamaya çalışıyordum. O sırada belimde birinin kolunu hissedip gözlerimi açsam da yere düşüşün şiddetiyle pek önemseyemedim. Sert bir yere düşmüşe benzemiyordum, ellerimle kontrol ettiğimde samanların içine gömülü olduğumuzu anladım. Yanımızdaki evin bahçesi olmalıydı burası. Herkes güvende mi diye etrafıma bakındığımda önce Mey-Rin'i ve Mey-Rin'in üstündeki kediciği gördüm, eğlenmiş bir tavrı vardı. Kafamı sağa çevirdiğimde Sebastian, Anna ve Lulu'yu da görüp rahatladım. Gözlerimi kapatıp gülümseyeceğim sırada... Bir saniye, Alfred neredeydi ki?! Telaşa kapılıp etrafıma baktığım sırada Lulu'nun garip bakışıyla karşılaştım. Ağzı açık, şaşırmış vaziyette bana doğru bakıyordu. Ne olduğunu anlamamıştım. Şaşkınlıkla Lulu'ya ne olduğunu soracağım sırada Anna, Lulu'nun gözlerini kapatıp aşağı tarafımı işaret etti. "Y-yoksa pantolonum mu yırtıldı..." düşünceleriyle kafamı hemen aşağı çevirdiğimde ne göreyim, bir kafa! Evet! Bir anlık şok ve utançla kendimi sol tarafa doğru attım, üstüne oturduğum kişinin kim olduğuna baktığımda Alfred'in kızarmış yüzünü gördüm. Onu görünce daha çok utanıp kafamı başka yöne doğru çevirdim. Bu hâle nasıl gelmiştik acaba?! O sırada göz ucuyla baktığım Alfred doğruldu ve Sebastian'ın yapmaya çalıştığı şeyi deneyip beceremediğini söyleyerek özür diledi. O sırada Sebastian hafifçe gülümseyerek "Alfred-kun, bu sapıkça davranışından dolayı intihar etmelisin!'' dedi. Bu sözlerin üzerine herkes gülmeye başladı. Yüzüm kızarık şekilde önce Sebastian'a, sonra Alfred'e baktım. Ona bu yaptığı için teşekkür etmeliyim, denediği şey için en azından... Pek başaramamış olsa da.

Alfred'in utancı hala geçmemişti, ona bir şeyler söyleyecek gibi olmuştum ki yanımızdaki evden on kişi çıktı. Bu adamlar silahlıydı ve üzerimize doğru koşuyorlardı. Bir anlık panikle ayağı kalktım, diğer herkes de ayaklanmıştı. Adamlardan kaçmaya başladık, şehrin sokaklarındaydık artık. Biz koştukça önlerinden geçtiğimiz evlerden çıkan adam sayısı git gide artıyordu. Bir anlığına arkama dönüp baktığımda peşimizde yaklaşık otuz kırk kişinin olduğunu gördüm. Şuan yapılacak en mantıklı şey koşmak olduğundan kafamı çevirip diğerleriyle beraber koşmaya devam ettim. O sırada Lulu endişeli şekilde lafa girerek Anna'ya ne yapacağımızı sordu. "Adamları atlatabileceğimizi sanmıyorum.Hem kim ki bunlar?'' diyordu Lulu. Anna ise koşmaya devam etmesi gerektiğini, tenha bir yer bulmaya çalışacağımızı söyledi. O sırada Anna aklına bir şey gelmiş olacak ki, kafasını Kedicik'e doğru çevirdi. Küçük kıza, bizi Gedo ablasının yanına götürüp götüremeyeceğini sorduğunda olumlu cevap aldı. Hâlâ adamlardan kaçtığımız sırada konuşmaya başladı.

Çevremizdeki evlerin hepsi birbirine benzediğinden oyalanırsak peşimize daha çok adam takarmışız. Haklıydı, çünkü peşimizdekilerin sayısı git gide artıyordu. Ayrılmamızı söyledi, Alfred Sebastian ve Anna bir tarafa, Mey-Rin, Kedicik, Lulu ve ben bir tarafa gidecekmişiz. Kedicik'in Gedo diye söz ettiği kişinin yanına ulaşmamız gerektiğini söyledi, orada saklanıp şehir hakkında bilgi toplayacakmışız. Sözlerini "Buluşma kısmına gelince, onu da bir şekilde hallederiz." diyerek sonlandırdı.

Umarım iyi olurlar, buradaki adamların güç seviyesinden pek emin olmasam da onlar adına endişeleniyorum...
Grubumla beraber Kedicik'in söz ettiği yere gidecektim.


Out:
Pasiflik için sorry, bu hafta aynı aktifliğe geri döneceğim.
Kiyora Victoria
Kiyora Victoria
Ödül Avcısı
Ödül Avcısı

Mesaj Sayısı : 214
Kayıt tarihi : 17/01/16
Nerden : East Blue

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Gråt Gladius [Kiyora Victoria] - Sayfa 3 Empty Geri: Gråt Gladius [Kiyora Victoria]

Mesaj tarafından East Blue Anlatıcı Bir Salı 10 Mayıs 2016, 15:31

Bir süre daha birlikte koşuyorsunuz. Ardından bir yol ayrımına giriyorsunuz. Karşınızda sağa,sola ve ileriye doğru uzanan üç farklı yol var. Kedicik’in soldan gideceğinizi söylemesi üzerine Lulu ile birlikte sol tarafa doğru koşmaya başlıyorsun. Anna, Sebastian ve Alfred ise sağ tarafa doğru gidiyor.  Mey-Rin ise bir süre herhangi bir tarafa sapmayıp elindeki bazukayı sizi takip eden gruba doğru çeviriyor ve onlara bazukası ile iki el ateş ediyor. Ardından da sol tarafa sapıp koşmaya başlıyor ve bir süre sonra size yetişiyor. Size yetiştiği sırada: ‘’ Dört ve üç gitti. İki kaldı.’’ Diye sayıkladığını duyuyorsun.

İki farklı yöne koşmanızdan ve Mey-Rin’in saldırısından sonra peşinizdeki kişi sayısı iyice azalıyor. Bir süre sonra da onlarla aranızdaki farkı iyice açıyorsunuz. Farkı açmanızdan dolayı çok az da olsa temponuzu düşürüyorsunuz. Bu sayede çevreni inceleme fırsatı buluyorsun. Çevrendeki evlere baktığında evlerin, tıpkı Anna’nın söylediği gibi birbirlerine oldukça benzediklerini görüyorsun. Evlerin neredeyse hepsi kahverengi ahşaptan yapılmış ve neredeyse tüm evlerin çatısı koyu yeşil renginde. Evlerin çoğunda pencere yok. Bazı evler tek katlıyken bazı evler iki katlı. Sokaklar ise bomboş. Birkaç sokak lambasının zayıf ışığı eşliğinde Kedicik’in direktifleri doğrultusunda toprak yolda koşarken tek bir çocuk bile görmüyorsun.  


Bir süre sonra önünüze bir grup silahlı adam çıkıyor.  Yaklaşık 10 kişi olan, ellerinde tüfek tutan bu grubu gören Mey-Rin, bir kez daha bazukasını kullanıyor ve önünüzdeki gruba ateş ediyor. Bu sayede önünüzdeki grubu yarıp yolunuza devam ediyorsunuz. Diğer evlerden farklı olarak metalden yapılmış iki katlı bir binanın önünden geçtiğiniz sırada, Kedicik  size sağa dönüp binanın arka tarafına geçmenizi söylüyor. Kedicik’in dediğini yapıp ilerlediğinizde binanın arka tarafında, aşağıya doğru uzanan bir merdiven olduğunu görüyorsunuz.  Kedicik evlerinin merdivenlerin sonunda olduğunu söylüyor. Merdivenlerden aşağıya indiğiniz sırada yer seviyesinin daha altına indiğinizi fark ediyorsun. Bu durum, içinde bulunduğun şehrin yerin altında olmasından daha az şaşırtıcı olduğundan seni pek de etkilemiyor.

Merdivenlerin sonuna geldiğinizde karşınıza yeşil renkli metal bir kapı çıkıyor. Kedicik, Mey-Rin’in omuzlarından inip kapıyı çalıyor.  Kapının çalınmasından biraz sonra, kapının orta kısmındaki delikten bir çift yeşil gözün baktığını görüyorsun. Hemen ardından bir çocuk sesi duyuyorsun: ‘’Kimsiniz? Şifreyi söyleyin.’’
Bu sözlerden sonra Kedicik ile kapıdaki kişi arasında garip bir diyalog yaşanıyor:
Kapı ve gördüğünüz gözler:
Gråt Gladius [Kiyora Victoria] - Sayfa 3 7g9qWl

‘’ Biziz. Biz geldik.’’
‘’Kimsiniz siz?’’
‘’Kedicik’iz biz.’’
‘’Aa kedicik demek döndün. Hemen kapıyı açı…Şifreyi söyleyin lütfen.Yoksa kapıyı açamam.’’
‘’ Neden birden kararından döndün ki? Kapıyı açsana Chi-san’’
‘’Gedo abla arkamda o yüzden şifreyi söylemeden kapıyı açam…Ah! Acıdı!’’
‘’Anlıyorum. Şifreyi söylüyorum o zaman. Gedo’nun sopası, Chi’nin ayakları, Kedicik’in kafası, Liva’nın saçları, Armi’nin göğsü, Renge’nin ise pururururusu.’’
‘’Kedicik, şifreyi yanlış söyledin. Dört ru değil sadece üç ru var. Purururusu yani.’’
‘’Hayır dört ru var. Üç değil.Kedicik de dört olduğunu söylüyor. ’’

Bu garip diyalog, kapının arkasından gelen başka bir çocuk sesi ile bölünüyor: ‘’Tamam. Aç artık şu kapıyı.’’ Bunun üzerine kapı açılıyor. Kapının açılmasından sonra iki kişinin size baktığını görüyorsunuz. İlki kapıyı açan kişi. Üzerinde pembe bir elbise olan, uzun saçlara, kırmızı yanaklara ve kocaman ayaklara sahip olan bu çocuk, kapıyı açtığı gibi Kedicik’in üzerine atlayıp ona sarılıyor.
Chi:
Gråt Gladius [Kiyora Victoria] - Sayfa 3 NMzRa5

Gördüğünüz ikinci kişi ise kısa siyah saçlara ve kırmızı gözlere sahip. Ayrıca kafasında iki tane sarı renkli, boynuzvari garip bir şey var.  Sizi görünce sağ elindeki büyük, dikenli sopasını sağ omzuna koyan bu kişi, sol eliyle beş işareti yapıyor ve:  ‘’Siz kimsiniz? Kendinizi tanıtmanız için beş saniyeniz var. Acele etmezseniz sizi öldüreceğim.’’ Diyor. Bunun üzerine Mey-Rin bazukasını kıza doğru doğrultuyor ve: ‘’Birinden ismini istemeden önce kendi ismini söylemelisin. Asıl sen kimsin?’’ diyor.

Mey-Rin henüz konuşmasını yeni tamamlanmışken kız bir anda yanınızda bitiyor. Mey-Rin ve Lulu henüz ne olduğunu anlayamadan, kız sopası ile Mey-Rin’in elinde tuttuğu bazukaya vuruyor ve Bazuka arka tarafınıza doğru uçuyor. Bazukanın uçmasının ardından gözlerini sana dikmiş olan  kız konuşmaya başlıyor:  ‘’ Ben Gedoumaru. Şimdi siz kendinizi tanıtın. Son kez soruyorum. Kimsiniz ve burada ne işiniz var.’’
Gedoumaru:
Gråt Gladius [Kiyora Victoria] - Sayfa 3 QBDanG

East Blue Anlatıcı

Mesaj Sayısı : 299
Kayıt tarihi : 17/01/16

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Gråt Gladius [Kiyora Victoria] - Sayfa 3 Empty Geri: Gråt Gladius [Kiyora Victoria]

Mesaj tarafından Kiyora Victoria Bir Paz 15 Mayıs 2016, 12:36

Peşimizdeki adamlardan topluca bir süre daha kaçtık. Bir süre sonra önümüze bir yol ayrımı çıktı. Sola, sağa ya da dümdüz ileri gidecektik. Kedicik'in rehberliği bundan sonra önemli olacaktı, bize soldan gitmemizi söylediğinden dolayı Lulu ile birlikte hemen o tarafa yöneldik. Anna, Sebastian, Alfred üçlüsü ise sağ tarafa yöneldiler. Tam Mey-Rin'e acele etmesini söyleyeceğim sırada, onun bir saldırıya hazırlanıyor olduğunu gördüm. Hiçbir yere sapmadan ortada durmuş, bazukasını arkamızdaki kalabalığa doğrultmuştu. Biz hala koşmaya devam ediyorduk, ne de olsa bize yetiştirdi. Kısa süre sonra Mey-Rin bazukasını iki kez ateşledi ve kendisi de bizle beraber, soldaki yoldan doğru koşmaya başladı. Bize yetiştiği sırada  ‘’Dört ve üç gitti. İki kaldı.’’ Diyerek kendi kendine mırıldandığına şahit oldum. O an pek önemli bir şey gibi görmediğimden, anlamasam bile umursamadım.

Gruplara ayrılıp koştuğumuzdan ve Mey-Rin'in saldırısından ötürü olacak ki, peşimizdeki adam sayısı biraz önceye kıyasla iyice azalmıştı. Bir süre sonra ise iyice aramızı açtık. Artık biraz daha rahat olabilirdik, bu yüzden tempomuzu düşürdük. Bu maraton beni yormuştu, yine de bir dakikalık düzenli nefes alıp verişten sonra kendime geldim. Artık çok hızlı koşmamıza pek ihtiyaç olmadığından, bulunduğumuz yeri incelemeye başladım. Gerçekten de, Anna'nın dediği gibi etrafımızdaki tüm evler yeşil-kahverengi tonlarındaydı ve birbirine benziyordu. Garip bir yerdeydik ve şuana kadar normal hiçkimse ile karşılaşmamıştık. Acaba Kedicik'in ablası daha çok uzakta mı diye düşünüyordum bir yandan. Toprak zeminde, bomboş sokaklarda ilerliyorduk.

Yolumuza devam ettiğimiz sırada peşimize bir grup silahlı adam çıktı. Tam kılıcıma yönelip hamle yapmaya hazırlanacaktım ki, Mey-Rin bazukasını tekrar ateşledi. Bu yüzden endişelenecek bir şey kalmadı. Dümdüz ilerlerken, diğer evlerden farklı bir evle karşılaştık. Daha önce gördüğümüz ahşaptan evlere karşın, bu ev metalden yapılmıştı. Önünden geçip gideceğimiz sırada Kedicik, sağa yönelip binanın arkasına geçmemizi söyledi. Belki de gelmiştik. Onu dinleyip dediği yere doğru ilerlediğimizde evin arkasında aşağıya doğru inen bir merdiven olduğunu gördük ve yine Kedicik'in rehberliği ile o merdivenden inmeye başladık. Sanki her basamakta iyice derine doğru iniyorduk. Bulunduğumuz şehir zaten yer altı sayıldığından, bu duruma pek de şaşırmadım. Ama belki de burası sığınak gibi bir yerdi, kim bilir?

Basamakların tamamını indiğimizde yeşil, metalden bir kapı gördük. Bunun üzerine Kedicik Mey-Rin'in omzundan inip  kapıyı çaldı. Sessizce olacakları bekliyordum. Kedicik'in kapıyı çalışından kısa süre sonra birden bire kapının ortasından bir çift yeşil gözün bana baktığını gördüm. Kim olduğumu sorup şifreyi söylemem gerektiğinden bahsediyordu. Çocuk sesiydi. Cevap bekleyen bir tavırla Kedicik'e doğru baktım. Hemen sonra Kedicik ve yeşil gözlü çocuk konuşmaya başladılar.

‘’ Biziz. Biz geldik.’’
’Kimsiniz siz?’’
‘’Kedicik’iz biz.’’
‘’Aa kedicik demek döndün. Hemen kapıyı açı…Şifreyi söyleyin lütfen.Yoksa kapıyı açamam.’’
‘’ Neden birden kararından döndün ki? Kapıyı açsana Chi-san’’
‘’Gedo abla arkamda o yüzden şifreyi söylemeden kapıyı açam…Ah! Acıdı!’’
‘’Anlıyorum. Şifreyi söylüyorum o zaman. Gedo’nun sopası, Chi’nin ayakları, Kedicik’in kafası, Liva’nın saçları, Armi’nin göğsü, Renge’nin ise pururururusu.’’
‘’Kedicik, şifreyi yanlış söyledin. Dört ru değil sadece üç ru var. Purururusu yani.’’
‘’Hayır dört ru var. Üç değil.Kedicik de dört olduğunu söylüyor. ’’


Bu ilginç diyalogtan hemen hemen hiçbir şey anlamayarak Lulu'ya baktım. Bir yandan içeriyi merak ediyor, bir yandan da bu konuşmanın ne zaman sonlanacağını düşünüyordum. O sırada ikilinin konuşması başka bir çocuğun sesiyle bölündü. Bu ses, yeşil gözlü çocuğaa kapıyı açmasını söylüyordu. Bunun üzerine çocuk kapıyı açtı. Kapıyı açıldığında önce yeşil gözlü çocuk gözüme çarptı. Uzun saçlı, pembe elbiseli ve al yanaklı küçük kız kocaman ayaklara sahipti. Bu çocuğun yanında ise -muhtemelen- kapıyı açtıran şahıs duruyordu. Pembe elbiseli çocuğun Kedicik'e sarılması üzerine bu kişiyi incelemeye başladım. Kısa siyah saçlara, boynuza benzeyen iki garip çıkıntıya ve kırmızı gözlere sahipti. Omzunda ise dikenli bir sopa tutuyordu. Her ihtimale karşı hazırlıklı olmalıydık. Elim kılıcıma yakın bir yerde duruyordu. O sırada siyah saçlı kız konuşmaya başladı; ‘’Siz kimsiniz? Kendinizi tanıtmanız için beş saniyeniz var. Acele etmezseniz sizi öldüreceğim.’’ Sakin bir şekilde konuşup durumu anlatmaya başlayacağım sırada Mey-Rin bazukasını kıza yöneltip, ‘’Birinden ismini istemeden önce kendi ismini söylemelisin. Asıl sen kimsin?’’ Diyerek karşılık verdi. Sanırım güzel güzel anlaşamayacaktık. Hem, bu kadar gergin bir ortama ne gerek vardı ki?!

Mey-Rin'in sözleri yeni bitmişti ki, kız birden yanımızda belirdi. Refleksle kılıcımı yarıya kadar çıkardığım sırada, kız çoktan yapacağını yapmıştı. Bazuka arka tarafımıza doğru uçmuştu. Mey-Rin'e doğrudan saldıracağını düşünüp kılıcıma yönelmiştim ama konuşacak halledilebilecek bir meseleyi uzatmak hiç de mantıklı olmayacaktı. Yarısına kadar görünen kılıcımı yerine soktum. O sırada kızla göz göze geldik. İsminin Gedoumaru olduğunu ve kendimizi tanıtmamız gerektiğini söylüyordu. Burada ne işimiz olduğunu da...

Demek Kedicik'in Gedo abla diye bahsettiği kişi buydu. Mantıklı bir konuşma yaparsam bu gergin ortamın düzeleceğine inanıyordum. Soğuk bir tavırla konuşmaya başlayacaktım; "Bu saçma gerginliği bırakır mısınız? Bize kim olduğumuzu soruyorsan, biz arkadaşını kurtaran insanlarız. Bu adaya kaybolmuş arkadaşımı bulmak için geldik, tesadüfen rastladığımız Kedicik'i birkaç garip yaratıktan koruduk ve kazara bu yeraltı şehrine düştük. Gidebileceğimiz tek yer burasıydı, Gedo. Şimdi, öldürme modundan çıkabilir misiniz?" Gedo ve Mey-Rin'e bakacak ve bir cevap bekleyecektim.
Kiyora Victoria
Kiyora Victoria
Ödül Avcısı
Ödül Avcısı

Mesaj Sayısı : 214
Kayıt tarihi : 17/01/16
Nerden : East Blue

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Gråt Gladius [Kiyora Victoria] - Sayfa 3 Empty Geri: Gråt Gladius [Kiyora Victoria]

Mesaj tarafından East Blue Anlatıcı Bir Paz 15 Mayıs 2016, 13:02

Gedoumaru, söylediklerini dinledikten sonra boş gözlerle seni incelemeye devam ediyor. Seni inceledikten sonra başını, yanınızda Chi ile oynayan Kedicik’e çeviriyor.  Bir süre siz yokmuş gibi davranıp onları izledikten sonra arkasını dönüyor ve odanın sağ köşesinde kalan kapıya doğru gidiyor.    Bunun üzerine Chi ve Kedicik oyun oynamayı bırakıp Gedo ablalarının yanına doğru koşuyorlar. Kedicik, koştuğu sırada eliyle size içeriye girmenizi işaret ediyor. Siz de içeri giriyor ve bu üçünün arkasından ilerliyorsunuz.

Odanın sağ köşesindeki kapıdan geçtikten sonra  oldukça dar, metal bir koridora giriyorsunuz.  koridorun bazı yerlerinde  kan izleri var. Yaklaşık on metre uzunluğunda olan bu koridoru geçtikten sonra karşınıza bir kapı daha çıkıyor ve kapıdan içeri giriyorsunuz. İçeri girdiğinizde karşınıza açık kahverenginde ahşaptan yapılmış bir zemine ve mavi renkli duvarlara sahip bir oda çıkıyor. Odanın orta yerinde pembe renkli, odanın sol tarafında ise mavi renkli bir kilim var. Odanın sağ tarafında ise bir çekmece ve pek çok ağzı kapalı koli var.  Odanın sağ ve sol köşelerinde ise iki farklı kapı var.  Soldaki kapı kapalıyken sağdaki kapı açık.  
Oda:
Gråt Gladius [Kiyora Victoria] - Sayfa 3 VY5j4B

Gedoumaru, odaya girdiği gibi elindeki dikenli demir sopayı sağdaki açık kapıya doğru fırlatıyor. Fırlattığı sopanın çıkardığı donk sesinden sonra bir çocuğun sesini duyuyorsunuz:  ‘’Eyvah Yakalandım.’’ Gedoumaru,  soldaki kilime oturduktan sonra  az önce sesini duyduğunuz çocuğa sesleniyor: ‘’Armi! Sopamı ve orada yediğin şeyi buraya getir.’’ Gedo’nun bu emri üzerine sağdaki kapıdan sol elinde kraker paketi tutan, sağ elinde ise Gedo’nun sopasını tutan bir çocuk çıkıyor.
Armi:
Gråt Gladius [Kiyora Victoria] - Sayfa 3 1dmRz5

Başınızı çevirip çocuğa doğru baktığınızda oldukça şaşırtıcı bir manzara ile karşılaşıyorsunuz. Siyah kıvırcık saçlara ve kalın kaşlara sahip bu mavi gözlü çocuğun göğsünde kocaman bir delik var. Göğsündeki  deliğe rağmen yaşamaya devam eden bu çocuk,  gayet sakin bir şekilde yanınıza gelip sopayı ve  kraker paketini Gedoumaru’ya veriyor.   Gedoumaru, bunları aldıktan sonra Armi denen çocuğa başka yiyecekleri kalıp kalmadığını soruyor. Armi ise bu soruyu başını iki yana sallayarak cevaplıyor.  Bunun üzerine Gedo Armi’nin başını okşuyor ve: ‘’Tamam. Yarın bir şeyler bulmaya çalışırım. Şimdilik odana git ve uyumaya çalış.’’ Diyor.  Ardından da kraker paketindeki kalan krakerleri alıp önünüze fırlatıyor ve ‘’Buyrun yeyin.İkramımız olsun.’’ Diyor.  Siz bu güzel misafirperverlik anlayışı karşısında ne yapacağınızı düşünürken Chi ve Kedicik oyun oynamayı bırakıp Gedo’nun karşısına dikiliyorlar  ve  hep bir ağızdan: ‘’Abla. Çok kabasın. İkramını düzgün versene.’’ Diyorlar. Ardından da  pembe kilimin önüne, yani oturduğunuz yerin önüne saçılmış olan krakerleri üst üste dizmeye başlıyorlar.

Bu sırada soldaki kapalı olan kapı açılıyor ve içeriden  uzun mor saçlarına sarı renkli bir kurdeleler bağlamış, yeşil gözlere ve yeşil renkli bir güneş gözlüğüne sahip elinde kırmızı renkli bir su tabancası tutan bir çocuk çıkıyor. Çocuk bir hışımla yanınıza doğru koşuyor ve su tabancasını  sağında oturan Lulu’nun kafasına doğru dayıyor. Ardından da tiz sesiyle: ‘’Siz kimsiniz? Burada ne işiniz var? Bizi almaya mı geldiniz? Bizi alamazsınız! Hemen buradan çıkın yoksa pururururururururururururu….’’ Kız, bozuk bir plak misali purururu demeye devam ederken Gedo oturduğu yerden kalkıp kıza  arkasından sıkıca sarılıyor ve : ‘’Renge, tamam. Sorun yok. Sakin ol, geçti.’’ Diyor. Bunun üzerine Renge denilen kız Lulu’nun kafasına dayadığı su tabancasını elinden bırakıp Chi ve Kedicik’in yanına doğru çömeliyor ve önünüzdeki krakerleri üst üste dizmelerinde onlara yardım ediyor.
Renge:
Gråt Gladius [Kiyora Victoria] - Sayfa 3 9L8jn8

Derken soldaki kapıdan bir kişi daha çıkıyor. Sol kolunda beyaz bir bileklik, üzerinde eski beyaz bir elbise bulunan kırmızı gözlere ve beyaz saçlara sahip bu kız, Renge’yi bırakıp tekrardan mavi kilime oturmuş Gedo’nun yanına geliyor ve: ‘’Gedo, saçlarım yine rahat durmuyorlar.’’ Diyor. Kızın bu sözleri üzerine kızın saçlarına baktığında kızın saçlarının sürekli hareket halinde olduğunu görüyorsun. Sürekli sağa sola oynayan saçlar birbirine dolanıyor…
‘’Tamam Liva Tamam. Gel kucağıma otur.’’ Diyen Gedoumaru, Liva’nın kucağına oturması ile beraber Liva’nın birbirine dolanan saçlarını çözmeye başlıyor.  Bu sırada size dönüyor ve: ‘’Daha ne kadar orada öyle oturacaksınız? Konuşmak için sessiz bir anı bekliyorsanız o anı bulamayacaksanız. Ne soracaksanız hemen sorun.’’ Diyor.
Liva:
Gråt Gladius [Kiyora Victoria] - Sayfa 3 1dmXnG

East Blue Anlatıcı

Mesaj Sayısı : 299
Kayıt tarihi : 17/01/16

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Gråt Gladius [Kiyora Victoria] - Sayfa 3 Empty Geri: Gråt Gladius [Kiyora Victoria]

Mesaj tarafından Kiyora Victoria Bir Paz 15 Mayıs 2016, 17:43

Sözlerimi bitirdikten sonra karşımdaki siyah saçlı kızla bir süre bakıştık. Öldürme meraklısı ruh hali geçmiş gibiydi, konuşmam işe yaramış olmalıydı. Bir süre sonra Gedo, biz yokmuşuz gibi kafasını çevirip Chi ve Kedicik'i izledikten sonra arkasını dönüp içerideki kapıya doğru yöneldi. Bunun üzerine Kedicik ve Chi de Gedo'nun peşinden ilerlediler. Bomboş bakışlarla üçlüyü izliyordum. Kedicik bize içeri girmemizi işaret edince Lulu, Mey-Rin ve ben de içeri girdik ve onların peşinden yürümeye başladık.

Odanın içindeki kapıdan geçince dar, metal bir koridora ulaştık. Bu dar koridorun sonunda nereye varacağımızı merak ediyordum, bir yandan da çeşitli bölgelerdeki kan izleri dikkatimi çekiyordu. Bir süre sonra koridorun sonundaki başka bir kapıya ulaştık. İçeri girdiğimiz zaman ahşap bir zemin ve mavi renkli duvarlarla karşılaştık. Metal bir koridordan geçip böyle sade bir odaya çıkmak her ne kadar garip olsa da, sonunda normal bir şey görebildiğime şükrediyordum. Etrafı incelediğim sırada odanın sağ ve solundaki birer kapı gözüme ilişti. Sağ kapı açıkken sol taraftaki kapalıydı. Odayı şöyle bir incelediğimde zemindeki kolileri, yerdeki farklı renkli iki kilimi ve bir taraftaki çekmeceyi gördüm. Burası gerçekten normal sayılabilecek bir yerdi.

Odaya girdiğimiz gibi Gedo, elindeki dikenli sopayı sağdaki açık kapıya doğru fırlattı. Şaşkın bir ifadeyle bunu niye yaptığını sorguluyordum ki, bir çocuk sesi işittim; ‘’Eyvah Yakalandım.’’ Bir çocuğa dikenli sopa fırlatma saykoluğunu niye yapmıştı ki acaba? Belki de böyle anlaşıyorlardı. Sopasını fırlattıktan sonra yerdeki mavi kilime oturan Gedo, darbeyi yiyen çocuğa, ‘’Armi! Sopamı ve orada yediğin şeyi buraya getir.’’ Dedi. Hemen ardından gelen ayak seslerinden sonra kafamı çevirip kapıya doğru baktım. Göğsünde kocaman bir delik olan, kalın kaşlı bir çocuk Gedo'nun sopasını ve bir kraker paketini tutuyordu. Anormal olan her şeye alıştığımdan dolayı çocuğu görünce abartı bir tepki vermedim. Göğsündeki boşluk dışında normal birine benzeyen bu çocuk, sakince yanımıza gelip elindekileri Gedoumaru'ya verdi. Bunun üzerine Gedo, Armi'ye başka yiyecekleri kalıp kalmadığını sorduğunda çocuk kafasını iki yana salladı. Acaba yemek kıtlığı mı çekiyorlardı? Henüz pek bir şey anlamamıştım. Çocuğun cevabından sonra Gedo, Armi'nin başını okşayarak yarın bir şeyler bulmaya çalışacağını, şimdilik gidip uyumaya çalışmasını söyledi. İlk defa sevgi kırıntısı bulunduran bir davranışına rastlıyorduk. Çoğu zaman belli etmiyor da olsa Gedo bu çocukları gerçekten seviyordu belli ki.

Ben içimden bunları geçirirken Gedo, çocuğun elindeki pakedi önümüze doğru fırlatıp "ikram etti." Yere saçılan krakerlere şöyle bir baktım. Bu krakerleri Armi'nin yemesini tercih ederdim. Bize yaptığı güzel ikramı reddetmeyi düşündüğüm sırada Chi ve Kedicik oyunlarını bırakıp ablalarına sitem ettiler. Dediklerine göre çok kabaymış, ikramını düzgün vermeliymiş. Bu yüzden olacak ki ikisi birden önümüzdeki krakerleri üst üste dizmeye başladılar.

Kedicik ve Chi krakerler ile uğraştığı sırada kapalı olan sol kapı açıldı. Bakışlarımı oraya çevirdiğimde içeri girmiş olan mor saçlı, güneş gözlüklü ve su tabancası tutan kız çocuğunu gördüm. Mor, uzun saçları ile çok sevimli gözüküyordu, sarı kurdeleleri ise zaten renkli olan görünüşüne daha da renklendirmişti. Bizi gördüğü gibi hızla yanımıza doğru koştu ve Lulu'nun yanına gelip su tabancasını ona doğrulttuğu gibi, ‘’Siz kimsiniz? Burada ne işiniz var? Bizi almaya mı geldiniz? Bizi alamazsınız! Hemen buradan çıkın yoksa pururururururururururururu….’’ Dedi. Renge'nin purururusu ne demekmiş canlı şekilde görmüş olduk. Çocuk durmuyordu. Tiz sesiyle çıkardığı pururu ritmi pek rahatsız edici olmasa da, ne zaman duracaktı?! Bunları düşünüp şapşal bir ifadeyle olayları izlediğim sırada Gedo, mor saçlı kıza arkasından sarıldı ve onu sakinleştirmeye çalışırcasına şeyler söyledi. İsmi Renge olan bu kız, Gedo'nun konuşmasından sonra rahatlamış olacak ki, purururu'suna son verip yerde krakerleri toplayan arkadaşlarına yardım etmeye başladı.

Sessizlik oluştuğu için rahatlamaya başladığım sırada, Renge'nin geldiği kapıdan bir kişi daha çıktı. Kırmızı gözlü, beyaz saçlı bu kız eski sayılabilecek beyaz bir elbise giyiyordu. Kız odaya girdiği gibi Gedo'nun yanına gidip saçlarının yine rahat durmadığını söyledi. Kızın bu sözlerinin üzerine saçlarına dikkatli baktığımda, gerçekten saçlarının hareket hâlinde olduğunu gördüm. Değişik hareketler sonucunda birbirine dolanan saçları, kıza garip bir görünüm veriyordu. Hemen ardından Gedo Liva isimli kıza, kucağına oturmasını söyledi. Liva'nın, kucağına oturmasıyla kızın birbirine girmiş saçlarını çözmeye başlayan Gedo bize dönüp, konuşmak için sessiz bir an bekliyorsak, öyle bir anı bulamayacağımızı, ne soracaksak şimdi sormamız gerektiğini söyledi. Gerçekten de burası sessiz kalacak bir yere benzemiyordu.

Gedo kızın saçlarıyla uğraştığı sırada söze girecek ve, "Arkadaşım bu adada olabilir. Kedicik'in söylediğine göre birkaç görevliyle birlikte görülmüş. Tarif ettiği kişi arkadaşıma tamamen uyuyor. Buraya onu aramaya geldik. İsmi Rayl. Benimkine benzer kızıl saçları, mavi gözleri var. Bize bir şekilde yardım edebilir misiniz?" diyecektim.
Kiyora Victoria
Kiyora Victoria
Ödül Avcısı
Ödül Avcısı

Mesaj Sayısı : 214
Kayıt tarihi : 17/01/16
Nerden : East Blue

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

3 sayfadaki 14 sayfası Önceki  1, 2, 3, 4 ... 8 ... 14  Sonraki

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz