Kingu no Korosu-Zan'nin'na Shimei/Meirin-Ayberk-Zac

7 sayfadaki 10 sayfası Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10  Sonraki

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Geri: Kingu no Korosu-Zan'nin'na Shimei/Meirin-Ayberk-Zac

Mesaj tarafından Misafir Bir Cuma 10 Haz. 2016, 04:45

Hayat oldukça garip bir şey. Bana kalırsa, en büyük satranç oyuncusu hayatın kendisi. Ne kadar düşünürsem düşüneyim asla rakibimin yapacağı hamleleri ve bu hamleler sonunda yaşayacağım zorlukları tahmin edemiyorum. Bu durum açılıştan yana böyleydi, muhtemelen mat anına kadar da böyle gidecek. Kısaca, hayatın kısa bir battaniye gibi olduğuna inanıyorum. Battaniyeyi yukarı çektiğimde ayaklarım dışarıda kalıyor ve rahatsız oluyorum. Battaniyeyi aşağı indirdiğimde ise omuzlarım üşüyor. Lanet Zugzwang!

Kılıcımı adamın göğsüne doğru uçurmuştum. Saldırım isabetli olmasa bile Yüzbaşının bana yardım edeceğinden emindim; fakat işler tam olarak beklediğim gibi gitmemişti. Yüzbaşının hamlesi sonrasında kılıcım ,adamın zaten işlevini yitirmiş olan sol koluna girmişti ve adam hızlıca üzerime doğru koşmaya devam ediyordu.
Bu sırada etraf titremeye başladı. Bir anlığına neler olduğuna baktığımda Kaptan Fumador'un kendisinden geçmiş bir şekilde yaşlı adama saldırdığını gördüm. Derken Yüzbaşı, onu durduramazsak hepimizin öleceğini söyledi ve iri adamı bana bırakarak Kaptana doğru gitti.

Şu anda oldukça zor bir durumun içindeydik. Lanet olası egoist,bencil, kibirli, kendini beğenmiş, ukala, görgüsüz ve kalpsiz kutsal ejderin; ışıklar sönmeden önce işimizi bitirmemiz gerektiğini söylemesinden bu yana bayağı bir zaman geçmişti. Işıklar her an gidebilirdi ve henüz hiçbirimiz karşımızdaki rakibi alt edememiştik. En kötüsü ise üç genç denizci olarak rakiplerimizle teke tek bir dövüşün içerisine girmek zorunda kalmıştık. Of! Bu adamı nasıl yenebilirdim ki?
Rakibim kesinlikle fiziksel güç olarak benden fersah fersah ilerideydi. Bu dövüşü fiziksel güç mücadelesine çeviremezdim. Aklımda mücadeleyi hız savaşına çevirmek vardı; fakat rakibimden hızlı olduğum da kesin değildi.Yakın mesafeden aramızdaki farkı kapatıp rakibimin Yüzbaşına vurmasına engel olmuş olmam rakibimden hızlı olduğum anlamına gelmiyordu. Rakibimin benden dayanıklı olduğu da gün gibi ortadaydı. Rakibimin kendi lehime kullanabileceğim tek bir zaafı vardı. Karşımdaki adam, her ne kadar iyi reflekslere sahip olsa da aldığı hasarı pek umursamayan ve kendi yıkım gücüne güvenen biriydi. Eğer bu adamın birkaç saldırısını atlatır ve meyve yeteneklerimi kullanarak yakın mesafeden birkaç isabetli saldırı yaparsam dövüşü kazanabilirdim. Benim için sonunda ışık olan tek yol buydu ve ben de bu yola girecektim.

Stratejimi oluşturduğum sırada iyice dibime giren rakibim, bana sol üst tarafımdan bir yumruk atmak üzereydi. İlk iş bu adamın sağ kolunu da kullanılamaz hale getirmeliydim. Sol elimdeki kılıcım ile üzerime gelen bu yumruğu karşılamayı ve adamın sağ koluna da ağır bir hasar vermeyi deneyeceğim. Sol elimdeki kılıçla saldırıyı karşılayacağım sırada, Aerocab Wall saldırımı da kullanağım. Elimde tuttuğum kılıcım ve etrafımda hızlıca dönen kopya kılıcım ile birlikte hem bu saldırıyı atlatma hem de adamın sağ koluna hasar verme şansına sahibim.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kingu no Korosu-Zan'nin'na Shimei/Meirin-Ayberk-Zac

Mesaj tarafından Misafir Bir Cuma 10 Haz. 2016, 21:47

Vay amına koyayım. Keltoş dişli çıktı, güçsüz falan dedik ama az kalsın yüzümüzü kesiyordu. Benim bu tatlı, biricik yüzümü kesmeye çalışmakta ne demek! Ölüm fermanını imzaladı bu herif gençler, sikmezsem adım Ayberk değil. Neyse şimdi olayı şöyle özetleyeyim size, ben bu adama saldırdım ama saldırım zayıf düştü ve adam sopamı elimden kaydırıp elime kesik attı kağıdı ile. Sonra yüzümü kesmeye çalışmayı denedi ama yedirmedim bu tanrı vergisi yüzümü bu şerefsize sıyrıldım! İşin özeti bu.

Şimdi ise, bizim Kaptan Fumador üstünü başını soymuş deli gibi etrafa yumruk atıp mağarayı titretiyor. Yarrağı yedik beyler, eğer bu adam böyle devam ederse bu mağara üstümüze yıkılacak ama neyse ki Yüzbaşı Gafas koşarak onu durdurmaya gidiyordu. Gafas demişken bunun hikayesi de yılan hikayesine döndü ha. Taş gibi karı, önüne gelene göz kırpıyor ve benim yakışıklı kankam Anitor ona aşık ama bu gitmiş bizim Aptal Zac'a gönül koymuş, hani ben olsam anlarımda Zac ne yahu?  Neyse yine saçmalamaya başladık konumuza, yani bu keltoş'a dönelim. Ne kadar ezik, güçsüz bir tip olsada dövüşebiliyor yani; ama sarışın götün söylediğine göre iki dakikadan az kaldı, bu adamın işine bitirmem lazım artık!

Keltoş iki adımlık mesafemde idi. Bir adım ilerimde bir adım solumdaydı. İki dakikadan az bir zaman kaldığına göre, bu tur öldürücü darbeyi vurmam gerekiyordu. O yüzden biraz gerilecek ve aniden hızlanıp adamın dibine girip işi tamamen yakın dövüşe dökecektim. İkimizinde bir şeyleri fark etmede iyi olduğu aşikardı ama ben daha iyiydim! O yüzden yakın dövüşe girecek ve sopamla kafası gibi hayati yerlerine art arda saldıracaktım. Artık bu dövüşü bitirme ve eve dönme vakti gelmişti!

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kingu no Korosu-Zan'nin'na Shimei/Meirin-Ayberk-Zac

Mesaj tarafından East Blue Anlatıcı Bir C.tesi 11 Haz. 2016, 14:24

Zac saldırısını yaptığı sırada rakip bir adım sol tarafını Zac'e döndü ve sağ ayağında tüm gücünü toplayarak kılıcını yere paralele tutup etrafında döndü. Zac zaten kopmuş olan omuzu ve karnını biraz parçalarken rakibi son hamlesinde Zac'in sol omzunun biraz aşağısından derin bir kesik attı. Zac eğer tedavi ettirmezse kolunu kaybedebilirdi.
Rakibin yerde. Son vuruşu yapabilirsin.
Meirin Aerocab Wall saldırısı rakibin geri çekilmesine neden oluyor. Diğer kılıcınyla gelen kolu boylu boyunca kesebiliyor Rakibin sadece ayakları ve kafası çalışır durumda.
Rakip yarım metre ötenden. Öylece duruyor ve yaşlı adama bakıyor.
Ayberk sopasını rakibin kafasına vurmak istiyor, rakibi kafasını sağa kaydırıp sol elinde ki kart ile Ayberk'in kafasına sağlam vuruş yapacakken 3 tane dart adamın bileğinden dirseğine kadar girip kolunun geri gitmesine neden oluyor. Sonrasında Ayberk sopasını sola doğru savurup adamın kafasına sağlam bir vuruş yapıyor.
Adam önünde yerde. Sol eli iş görmez durumda. Kafası sol taraftan kanıyor.
Kaptan Fumador yaşlı adamın göğsüne bir yumruk atıp kaburgalarını kırıyor. Ağzından kan kusan adamın kafasını tutup yere vuruyor. Adam neredeyse bilincini kaybetmiş durumda ama Fumador durmuyor. Adamın karnına bir tekme atıp onu mağaranın duvarlarına yolluyor. Mağara tekrar titrerken sağ elini yumruk yapıyor ve yaşlı adama doğru koşarken Gafas arkasından sarılıp "Artık bitti." diyor. Kendine gelen Fumador önce Gafas'a bakıp sonra etrafını inceliyor. Yerden aldığı 3 dartı Ayberk'e doğru fırlatıyor...
Yorokobi Cubis'e ilk yardım yapıp Ruta'yı iyileştirmeye başlıyor. Ruta'nın durumu ağır. Kaburgaları kırılmış ve iç kanaması var.

East Blue Anlatıcı

Mesaj Sayısı : 299
Kayıt tarihi : 17/01/16

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kingu no Korosu-Zan'nin'na Shimei/Meirin-Ayberk-Zac

Mesaj tarafından Misafir Bir C.tesi 11 Haz. 2016, 16:21

Sebepler ve sonuçlar... içinde bulunduğumuz dünyada, her şeyin sebep sonuç ilişkisine göre ilerlediğini düşünüyorum. Yaşadığımız çağda  şansa veya mucizelere yer yok. Mucize denilen şeyler, sadece aklımızın ermediği şeylere uydurduğumuz kılıflardan ibaret. Ben de diğer on altı yaşındaki kızlar gibi tüm gün evimde yatıp; memur olan  abime aldırdığım cipsleri, kolaları ve şekerlemeleri tüketerek Jun Piece okumak  isterdim; fakat şu an savaş alanındayım ve savaştığım kişiyi görseler korkudan altlarına bırakacak yaşıtlarımın güvenliği için savaşıyorum. Çünkü bu yolu seçtim.Çünkü İzumi-sensei beni bu yola yöneltti... ve buradayım! Anladınız mı? Sadece nedenler ve sonuçlar var. Geri kalan her şey koca bir yalandan ibaret.

Rakibim hata yapıp saldırısına devam ettiğinden dolayı rakibimin sağ kolunu da işlevsiz hale getirmiştim. Dışarıdan bakıldığında rakibimi yenilme noktasına getirmiş olmam mucize sayılırdı; fakat bu mucize falan değildi. Tamamen benim mükemmel  zekam sayesindeydi. Aynı şekilde, eğer rakibim tuzağıma düşmemiş olsaydı ve dövüş uzasaydı büyük ihtimalle savaşı kaybedecektim. Eğer savaşı kaybetseydim, başından beri rakibimden güçsüz olmamdan dolayı, savaşı kaybetmem de sürpriz olmayacaktı.   Bir savaşın sonucu anlık kararlarla belirlenir. Mucizelere sırt dayamak sadece daha çabuk ölmemize olanak sağlar.

Şu an rakibime kıyasla oldukça iyi durumdaydım;fakat görünüşe göre sona kalan savaş benim savaşımdı. Ayberk ve Zachariah işlerini bitirmiş gibi gözüküyorlardı. Yüzbaşı Gafas ise kaptanımıza arkadan sarılmış ve dövüş sırasında kendisini kaybeden kaptanımızı kendine getirmişti. Ne kadar da tatlılar, tıpkı romanlardaki gibi! Dostum Yorokobi ise dövüş sırasında yaralanmış olan Cubis-san ve rotacımız Ruta ile ilgileniyordu. Anlaşılan henüz dinlenmek için vaktimiz yoktu. İşimizi bitirip ilerlemeye devam etmemiz gerekecekti. Bu yüzden savaşımı sonlandırmalıydım.

Rakibim ile aramda yarım metre mesafe vardı. Öylece dikilen rakibim yaşlı adama bakıyordu. Acaba o yaşlı adama veya diğer iki arkadaşına değer veriyor muydu? Belki de yaşlı adamı babası, diğer iki adamı ise kardeşleri olarak görüyordu rakibim. Üzücü;fakat yapacak bir şey yok. Hayat sebep sonuç ilişkisi eşliğinde ilerler. İki taraf da dövüş sırasında ölebileceğinin farkındaydı.Sonuç olarak, biraz sonra birimiz ölecek.
Aerocab Wall saldırımı iptal edip, dibimdeki rakibime Aerocab Gun saldırım ile saldıracağım. Saldırımda, rakibimin karnının biraz üzerini hedef alacağım.Eğer rakibim savaşmaya devam eder ve saldırımı atlatıp üzerime doğru gelmeye devam ederse, kendimi sol elimdeki kılıcım ile koruyacağım. Çok zorda kalırsam da tekrardan Aerocab Wall saldırımı uygulayacağım.

Eğer saldırımda başarılı olur ve rakibimin işini bitirirsem, Yorokobi-san'ın yanına gidecek ve ona yardım edebileceğim bir şey olup olmadığını soracaktım.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kingu no Korosu-Zan'nin'na Shimei/Meirin-Ayberk-Zac

Mesaj tarafından Zachariah Bir Paz 12 Haz. 2016, 12:31

Işık ve karanlık. Bana göre adamım yaptığımız bu dövüş bundan ibaretti. Bir taraf için ışık kendisi iken diğer taraf karanlıktı. Hangisi doğruydu, hangisinin yolu daha güçlüydü? Gerçekten hangisi ışıktı? Şu an rakibimle benim kılıçlarım, Ayberk'in sopası ile rakibinin kartları, Meirin'in kılıcı ile rakibinin sopası, Kaptan Fumador ve Yüzbaşı Gafas ile rakipleri bunun yüzünden birbirleri  ile çarpışıyorlardı. Hangimiz ışık? Bu sorunun cevabı için. Bu bir savaşta iki tarafın ordusunun da Tanrı bizim tarafımızda diye düşünmesi kadar ironik ve saçmaydı. Gerçi bana göre insanların toprak, güç ve diğer benzeri türevleri için yaptıkları savaşlarda Tanrı taraf tutmazdı. Göklerden bu rezaleti izler ve yarattığı şeylerin, neye dönüştüğünü izlerdi. En yüce varlık olan bile, pişman olurdu sonra bizim gibi organizmaları yarattığı için ve gün sayardı, malum gün için. İnsanların sonu için, gün sayardı.

Rakibim güçlü olmaktan ziyade, birazda akıllıydı. Hamleme karşı yaptığı hamle ile bana hasar verebilmeyi başarabilmişti. Durdurulması güç saldırımı sol tarafını döndürerek zaten bitmiş olan sol tarafını feda etmiş ve etrafında dönmeye başlayarak, omzumun biraz altından derince bir kesik atmıştı bana. Midesi ve zaten kesik olan kolunun omzundan hasar alan rakibim, limitlerine ulaşmış olmalıydı ki, yere çakılmıştı. Şimdi düşünüyordum adamım, ışık biz miydik? Elbette biz denizciler idik! Devrimcileri destekleyen insanlar vardı ama bu dünyaya adaleti sağlayanlar bizlerdik. Devrimciler eşitlik istiyordu ama eşitlik adaletsizlikti. Kötü bir öğrenci ile iyi bir öğrencinin aldığı sözlü puanı aynı olursa bu eşitlik olurdu ama adaletli olmazdı. Adalet herkesin hak ettiği puanı aldığı sistemdi. Kötü öğrenci düşük, iyi öğrenci hak ettiği iyi puanı alırdı. İnsanlar eşitlik isterdi, ama adalet onları korurdu.

Adamım rakibim her ne kadarda ruhsuz bir yapıya bürünmüş olsada ve inandığı şeyler için her şeyi yapabilecek tipte kuklalardan farksız olsada, saygıyı hak ediyordu. Güçlüydü. İkiye karşı bir savaşmıştı ve benimle yarı ölü bir şekilde dövüşüp, gayette iyi mücadele etmişti. Ne kadar acemi seviyede olsamda Zachariah'ın Z'sine tepki verebilmişti. Bu gerçekten saygıyı hak ettiğinin göstergesiydi. O yüzden, adaletli bir denizci olarak ve her şeyden öte adaletli bir kılıç ustası olarak, acısız bir şekilde ölümle buluşturacak idim saygı değer rakibimi. Tek bir hamle ve her şey bitecekti. Eğer özünde iyi bir insansa, cennet ve belkide bu dünyada hayal ettiği dünyayı öbür tarafta bulacaktı. Ne olursa olsun, bu dünyadaki savaşını bana ve dostlarıma karşı kaybetmişti.

Biliyorum adamım, doğru olan onu bayıltıp kodese tıkmak ama kime göre bu doğru? Rakibim bir kılıç ustasıydı ve kaybetmişti. Onunda istediği merhamet değil, ölüm olmalıydı. Kaybettiği kişinin ellerinden gelecek bir ölüm. Biz kılıç ustalarının, en azından kılıcın yolunu öğrenmiş olanların kabul ettiği bir prosedürdü bu.

Rakibimin kılıç eline ayağımla basacak ve tek hamlede kalbine doğru yaptığım bir saplama hamlesi ile işini bitirecektim. Kalp, öbür dünya ile bu dünya arasındaki tek köprüydü. Eğer kalbin işi biterse, öbür dünyaya açılan köprüden uzun bir yolculuk beklerdi insanı. Yorucu ve stres dolu, uzun bir yolculuk. Bu Tanrıya giden yoldu.
avatar
Zachariah

Mesaj Sayısı : 111
Kayıt tarihi : 22/01/16
Nerden : Logetown

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kingu no Korosu-Zan'nin'na Shimei/Meirin-Ayberk-Zac

Mesaj tarafından Misafir Bir Paz 12 Haz. 2016, 13:41

Aptallığım yüzünden az kalsın güzel yüzüm yaralanıyordu. Adamı fazla küçümsedim, kafasına doğru yaptığım hamleden kaçamayacağını düşündüm fakat yanıldım. Adam hamlemden rahatlıkla kaçıp bana karşı atağa geçmişti, az kalsın kellem uçacaktı ki üç adet dart adamın koluna girmiş ve kolunu geri itmişti. Bende hiç zaman kaybetmeyip kafasına indirmiştim sopamı. Şimdi adam yerde ve kafasından kan geliyor orospu çocuğunun. Ölmesine izin vermek istemiyorum fakat yapabileceğim hiçbir şey yok. Şuan Devasa Memeli Hatun, Rotacı Kızla ilgileniyor. Rotacı kızın durumu daha ağır olduğu için bu kel kuklaya yardım edemeyeceğim. İçten içe canım yanıyor, keşke onu da kurtarabilseydim. Zamanımız az diye panikleyip kafasına vurdum, yanlış yaptığımı biliyorum...

Kellerin işini bitirdik, fakat şimdi ne yapacağız? Birkaç saniye içerisinde ışığımız kaybolacak, Kutsal Ejder Schibukai Hazretlerini uyandırırsak büyük bir sıkıntı içerisine düşebiliriz. Fakat ilerlememiz için de onun yardımına ihtiyacımız var. Kaptan da sakinleşti, artık uzunca ne yapacağımızı düşünebiliriz ama önce yapmam gereken bir şey var.

Yerde yatan adamın kıyafetinden ufak bir parça koparttım ve kolumda kanayan kısma sardım. Normalde Devasa Memeli Hatun'dan yardım isterdim fakat şuan o Rotacıyla uğraşıyor. Yanına gidip dikkatini dağıtırsam yanlış bir şey yapıp kızın ölmesine neden olabilirim o yüzden onların yanına gitmeyeceğim. Onun yerine yapacağımızı konuşmak için Kaptan'ın yanına gideceğim. Kaptan'ın yanına vardığımda kısık bir ses ile "Kaptan, şimdi ne yapacağız? Birkaç saniye sonra ışıklar sönecek. Mağarada yolumuzu bulmak zor olacak." dedim ve beklemeye başladım.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kingu no Korosu-Zan'nin'na Shimei/Meirin-Ayberk-Zac

Mesaj tarafından East Blue Anlatıcı Bir Ptsi 13 Haz. 2016, 19:04

Mağarada ışık söndü. Sonra tekrar muazzam bir ışık tüm odayı doldururken Tori Kin ayağa kalktı ve yerdeki cesetlere baktı. Zac rakibinin kalbine kılıcını batırmıştı. Meirin ise zaten ölmeyi bekleyen rakibine gönderdiği kılıçta işini bitirmişti. Fumador yaşlı adamın beyniyle duvarları boyamıştı. Yaşayan tek rakip Ayberk'i dövüştüğü kart ustasıydı. Tori Kin cesetlere bakıp gülerken Fumador'un yanına geldi.
"Fumador-kun, öfken hakkında karargah sana ne demişti. Beni bu mağaraya mı gömmek istiyorsun yoksa?" demişti yalancı korkusu yüzünde.
"Özür dilerim efendim. Kendimi kaybettim."
"KinKinKin. Daha ilk rakibinden kendini kaybettiysen Shinrai'yi görünce ne olacak." dedi gülerek.
Fumador ellerini yumruk yaparken hiç bir şey demedi. Sonrasında yanına gelen Ayberk'in sorusunu cevapladı.
"Rakibini öldürmezsen yanında beklemen gerekecek. Arkamızdan gelip saldırma riskini almayacağım. Ya da burada olduğunuzu haber verme riskini. Canlı bırakmak istiyorsan sorumluluğunu alman lazım." dedi tüm ciddiyeti ile. Sonrasında Yorokobi'nin yanına yürümeye başladı. Zaten oraya varmış olan Meirin Yorokobi'ye yardım etmek için Cubis'in yaralarına pansuman yapmaya başlamıştı Yorokobi'nin anlattığı kadarıyla. Yorokobi ise Ruta'nin göğsünü sarmış bazı karışımları göğsüne sürüyordu. Kaptan Fumador eğilip Ruta'nın elini eline alıp özür diledi.
"Seni koruyamadığım için üzgünüm. Bu tamamen benim suçum."

East Blue Anlatıcı

Mesaj Sayısı : 299
Kayıt tarihi : 17/01/16

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kingu no Korosu-Zan'nin'na Shimei/Meirin-Ayberk-Zac

Mesaj tarafından Misafir Bir Salı 14 Haz. 2016, 00:41

Ayberk Çırak'ın Amiral olma planları birkaç ay veya yıl sekteye uğramış olabilir. Kaptan söylediklerinde sonuna kadar haklıydı. Rakibimi burada bırakırsam, müttefiklerine haber verme ihtimali pek fazla olmasa da arkamızdan gelip bize saldırma ihtimali bayağı bir yüksek. Hele bunun gibi kel robot, uzuvlarını kesseniz bile sürünerek arkanızdan gelip size saldırabilir. Sonuçta bu elemanlar bu mağarayı korumaya programlanmış. Bende diğerleriyle beraber gidip kendimi kanıtlamak isterdim fakat böyle basit bir şey için ideallerimden vazgeçecek değilim. Şuan yerde baygın yatan orospu çocuğunun da canı var. Belki sevdikleri veya sevenleri yok ama sonuçta o da yaşamayı hak ediyor. Onu öldürmeyi düşünmüyorum, düşünmeyeceğim de...

Yerde hareketsiz bir şekilde yatan kelin yanına sertçe oturdum. Kaptan zaten bu hareketimden ne yapmak istediğimi anlamıştır. Onlar giderken arkalarında kalacağım ama dediğim gibi pişman değilim. Bir hayat kurtarmak uğruna ise Amiralliğim birkaç ay, hatta birkaç yıl bile ertelenebilir. Dediğim gibi, önemli değil...

Kaptan gittikten sonra yerde yatan cansız bedenlerin kıyafetlerini topladım. Amacım baygın bir şekilde yatan adamı bağlamak. Kıyafetleri yırtacağım ardından ellerini ve ayaklarını sıkıca bağlayacağım. Bu işlemi yaptıktan sonra ise adamla arama birkaç metre mesafe koyup oturacağım.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kingu no Korosu-Zan'nin'na Shimei/Meirin-Ayberk-Zac

Mesaj tarafından Misafir Bir Salı 14 Haz. 2016, 19:00

Rakibim, hamlemden kaçmamış ve kılıcımın ona saplanmasıyla can vermişti. Bunun ardından ışıklar bir anlığına söndü. Işıkların sönmesinin hemen ardından odayı parlak bir ışık kapladı ve Tori-kin, nam-ı diğer bay ego ayağa kalktı. İşimizi, bize verdiği sürenin tamamını kullanarak mı bitirmiştik yoksa buradaki işimizin bittiğini gören Tori, ışıkları kendi mi söndürmüştü bilmiyordum. Açıkçası pek de umurumda değildi. Bay Ego kaptanımızın yanına doğru giderken ben de Yorokobi-san'ın yanına gittim ve ona, yardım edebileceğim bir şey olup olmadığını sordum.

Yorokobi-san, bana Cubis-san'ın yaralarına pansuman yapmamı söylemişti. Bu işlemi nasıl yapacağımı da basitçe anlatmıştı. Ben de doktorumuzun direktifleri doğrultusunda aşçımıza pansuman yapmaya başladım. Bir yandan pansuman yaparken bir yandan da diğer konuşmaları dinliyordum tabii. Böyle de meraklıydım işte.
Tori; kaptanımıza, daha ilk rakibinde kendini kaybettiğini söylemiş ve kendini bu kadar çabuk kaybederse Shinra'yı görünce ne yapacağını sormuştu. Kaptanımız bu soruyu cevapsız bırakmıştı.

Bilmiyorum. Kaptan Fumador'u eleştirecek son kişiyim; fakat bu şekilde kendini kaybetmesi ona olan güvenimi azaltmıştı. Yüzbaşı onu durdurmasaydı yaşlı adamdan sonra kendi mürettebatına saldıracaktı adam. Öyle şey mi olur? En kötüsü de buradaki işimiz henüz bitmemişti. Yok etmemiz gereken silaha henüz ulaşamamıştık. Bu da henüz dövüşmemiz gereken güçlü rakipler olduğu anlamına geliyordu. Cubis ve Ruta artık dövüşemezdi. Kutsal Ejder bey de bize yardım etmeyecekti. Bu durumda sadece altımız dövüşebilirdik. Eğer yolumuzun devamında karşımıza buradaki dört kişi kadar güçlü adamlar çıkacaksa, altımızın içinden birilerinin ölmesi içten bile değildi.

Bunları düşündüğüm sırada, Kaptan Fumador'un Ayberk'e, eğer rakibinin canını bağışlayacaksa burada kalması gerektiğini söylediğini duydum. Harika! Ayberk kesinlikle adamın canını bağışlamayı ve burada kalmayı seçecekti. Bu durumda sayımız beşe düşecekti. Yorokobi-san'ın da bizimle geleceği kesin değildi. Rotacımız Ruta'nın durumu ağır gözüküyordu çünkü. Bu durumda sayımız dörde düşebilir ve görevimizi gerçekleştirme ihtimalimiz iyice azalabilirdi. Biliyorum, Ayberk inandığı yoldan gidiyor. Yorokobi-san da Doktor. Onun işi dövüşmekten ziyade şifa dağıtmak; fakat yine de... Aaaaa! Böyle düşünmem çok yanlış! Dört kişi kalsak da eminim ki görevimizde başarılı olacağız. Karamsar düşünceler sadece kötü sonuçlar getirir.

Bu yüzden, yanımıza gelip Ruta'nın elini tutan ve Ruta'dan özür dileyen kaptanımızın bir sonraki emrine kadar pansuman işine devam edeceğim. Dövüşler sırasında yaralanmadım. Bu yüzden de yaralanan insanlara yardım etmeliyim.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kingu no Korosu-Zan'nin'na Shimei/Meirin-Ayberk-Zac

Mesaj tarafından Zachariah Bir Çarş. 15 Haz. 2016, 17:09

Kılıç deriyi önce aştı, sonra kemiği ve son olarak kalbe ulaştı... Bu evrede tek bir duygu belirtisi bile hissetmedim adamım. Bir sadist veya kaybetmiş bir kılıç ustasını öbür hayatta gönderemeyecek kadar korkak değildim. Sadece üstüne düşen son görevi yapan bir kılıç ustasıydım, o kadar. Daha öncede insan öldürmüştüm ve hepsi kılıcım karşısında kaybetmiş onurlu kılıç ustalarıydı. Tek biri bile hayatları için bana yalvarmamış, onurlu insanlardı. Bunun haricinde kılıcım karşılaştığım en kötü insanı bile öldürmemişti. Benim ölüm yargım, sadece onurlu bir kılıç ustasıyla karşılaştığımda olurdu. Diğerlerini öldürecek yargı bende yoktu. Peki, neden kılıç ustaları birbirini öldürmek zorunda? Neden kaybedenin sonu ölüm olmak zorunda? Bu soruların cevabını istiyorsun değil mi adamım? Çünkü onurlu bir kılıç ustası bu hayatta aradığı şeyi bulamamış ve kılıcının yolunun sonuna gelmiştir. Kaybetmiş bir kılıç ustası kılıç yoluna öbür yaşamında devam edeceğini fark etmiş insanlardır. O yüzden bir kılıç ustası ölüme bu kadar yakınken korkmaz, o yüzden hayatı için yalvarmaz. Hayatı için yalvaranlar gerçek bir kılıç ustası değildir ve işte öyle insanları benim kılıcımı öldürmez. Onlar bir kılıç ustası değildir çünkü adamım, onlar kılıcı öldürme aracı olarak gören basit insanlardır sadece...  Kılıç bir yoldaştır oysa. İnsanın bir uzvudur. Kılıcı bir silah olarak görenler değil, bir yoldaş olarak görenler kılıç ustasıdır. Hatta adamım, kılıç ustalarının yalnız savaştığını düşünebilirsin; ama hatalısın. Onlar asla yalnız değiller... Onların hâlâ sahip olduğu bir şey var ve onlar bunu fark ettiğinde, görünüşleri hemen değişir. Avcı ile av gibi; uzaklığını ölçerler, avının korkusunu fark edebilirler ve doğru zamanda saldırırlar. Eğer onları dikkatli izlersen, onların savaşmadıklarını göreceksin. Onlar... Katanalarıyla dans ediyorlar! İşte onlar gerçek kılıç ustaları adamım...

Katanamı kınına yerleştirmeden önce üzerine sıçrayan kanı bir kaç kere sertçe savurarak akıttım ve kılıcı öyle kınına soktum. Üzerimdeki elbiseleri çıkartıp, üst gövdemi tamamen çıplak hale getirdim adamım, bunun sebebi omzumun biraz altına aldığım yaraydı. Ciddi gibi görünüyordu ve eğer kanı durdurmazsam sıkıntı çekebilir, bir tık ilerisinde kolumu kaybedebilirdim. Pansuman işime gelmezdi. Çünkü kaptanın ve bizim dövüşümüz'ün bitmesiyle tekrardan sahneye çıkan Tora-kin'in konuşmasından anladığım kadarıyla dövüşümüz daha devam edecekti ve sargı bezi gibi şeyler, en ufak harekette tekrardan açılabilirdi. O yüzden yarayı dağlayacak idim.

Çıkardığım elbiseleri bir yerde toplayacak ve ardından Meirin ile Yüzbaşı Gafas'ın dövüştüğü adamın demirden sopasını alıp tekrardan elbiselerin başına geçecektim. Ağzımdan çıkardığım küçük bir ateşle iç içe topladığım elbiseleri yakıp, demir sopayı ateşe tutacaktım. Sopanın yeteri kadar ısındığını düşündüğümde sopanın ısınmış tarafını çekinmeden yaraya bastıracak ve bir süre tutacaktım. Canım yanacaktı ama dayanacak idim. Dişlerimi sıkacak ve benim için canını tehlikeye atan Cubis-san için bunu yapacaktım. Eğer savaşa devam etmek istiyorsam bu şarttı.

Dağlama işlemini başarılı bir şekilde tamamlarsam elbiselerin ateşini söndürecek ve Cubis-san'ın yanına gidip oturacaktım.

"Biliyor musun adamım bana kılıcımı babam vermişti ve verirken şu sözleri söylemişti: 'Bu kılıcı sana insanları öldürmen için değil, kendini koruman için veriyorum.' Peki ben ne yaptım Cubis? Bu kılıcı kendimi korumak için hiç savurmadım... Ya dostlarımı ya da adaleti korumak için savurdum hep ama bugün seni koruyamadım dostum, affet beni."

Sözlerimi söylerken ileriye doğru bakacaktım. Cubis'in uyanık olup olmaması ile hiç ilgilenmeden konuşmamı her türlü yapacaktım. Çünkü uyanık olmazsa bile sözlerimin ona ulaşacağına inanıyordum nedense. Uyanıksa zaten sorun yoktu.
avatar
Zachariah

Mesaj Sayısı : 111
Kayıt tarihi : 22/01/16
Nerden : Logetown

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

7 sayfadaki 10 sayfası Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10  Sonraki

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz