Kingu no Korosu-Zan'nin'na Shimei/Meirin-Ayberk-Zac

8 sayfadaki 10 sayfası Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10  Sonraki

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Geri: Kingu no Korosu-Zan'nin'na Shimei/Meirin-Ayberk-Zac

Mesaj tarafından East Blue Anlatıcı Bir Cuma 17 Haz. 2016, 12:03

Zac baygın Cubis'e konuşmasını yaptıktan sonra, dönüp oturan Ayberk'e bakıyor ve sonrasında devaö etmeleri gerektiğini söylüyor. Konuşmadan, sadece ayak sesleri ve onların yankıları eşliğinde geldiklerine benzer bir koridor üzerind ilerliyorlar. En arkadan yavaş adımlarla gelen Tora Kin grubun hızını belirliyor. Etrafı aydınlatan güzel bedeni ile, kendi kendine mırıldandığı şarkı ile ilerliyor yavaş yavaş. Yüzünde sinsi bir gülümseme ile tam karşıya, önündekilerden uzak bir noktaya sabit bakıyor. Bir süre ilerledikten sonra grup kikirdemeye başlıyor Tora Kin. Birden ışıklar sönüyor ve etraf yeşil bir tona bürünüyor. Bir ışık gibi değil ama her şeyi görebiliyorlar sanki. İleride elinde silahla bekleyen bir kaç adamı ve arkalarında beyaz takım elbise giyen, Kaptan Fumador'un dartında ki adamın beklediğini görebiliyorlar. Ama adamlar onları görüyor gibi görünmüyor. Kaptan Fumador elinden çıkardığı 5 dartı fırlatıyor. Silahla bekleyen 4 adam alınlarından vurulup düşüyor, ne olduğunu anlamadan. Beyaz takım elbiseli adam ise eğilerek kaçıyor darttan.
Neredesin Fumador. Çık ortaya. diye bağırıyor adam.
Lütfen siz devam edin. diyor Fumador.
Tora Kin öne geçip Shinra'nın yanından geçip gidiyor. Yüzbaşı Gafas'ta takip ediyor. Devam edecek olurlarsa devasa bir kapının ağzına gelecekler ve Tora Kin bağdaş kurarak oturacak.
"Az önce yaptığım şey beni biraz yordu. 6 adamın görüşünü almak beklediğimden daha zordu. Burayı sana bırakıyorun Gafas."
Emredersiniz Efendim.
Zac, Meirin siz arkamızı kollayın ben de kapıyı açmaya çalışacağım.


Ayberk etraftan topladığı bez parçaları ile bağladığı adamın ilerisinde otururken, sol tarafında ayak sesleri duymaya başladı. Diğerlerinin sağa girdiğini görmüştü. Soö tarafta herhangi bir giriş çıkış görünmüyordu. Bir süre sonra bağladığı adam uyanmış ve kafasını yere vurmaya başlamıştı. Durmadan kafasının arkasını yere vuruyordu. Bu durunda kendini öldürecekti...

East Blue Anlatıcı

Mesaj Sayısı : 299
Kayıt tarihi : 17/01/16

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kingu no Korosu-Zan'nin'na Shimei/Meirin-Ayberk-Zac

Mesaj tarafından Misafir Bir Cuma 17 Haz. 2016, 19:10

Beklediğim gibi olmuştu. Ayberk, rakibini öldürmemeye karar verdiğinden bizle gelmemeyi seçmişti. Yorokobi-san ise Cubis ve Ruta'nın yanında kalmıştı. Biz beşimiz de karanlığa uzanan dar koridora girip sıradaki durağımıza doğru ilerlemeye devam etmiştik. Bay Ego, en arkada yürüyor ve kendi kendine bir şarkı söylermişcesine mırıldanıyordu. Keyfi yerinde gibiydi. Ne kadar tehlikeli bir durumun içinde olduğumuzu fark edememiş miydi acaba? Hayır, daha çok bu durumdan memnun gibiydi. Kim bilir? Belki de tüm bunlar ona bir oyun gibi geliyordu.

Bunları düşündüğüm sırada Bay Ego'nun kikirdemesini duydum.Hemen ardından da etrafımız yeşil bir tona büründü. Yine şu garip yeteneğini kullanıyordu anlaşılan. Her ne kadar tavırlarından dolayı bize yardım eden kutsal ejderi sevemesem de yeteneğinin tam aradığımız şey olduğu aşikardı. Tora sayesinde, ilerimizdeki beş adam bizi görmüyordu; fakat biz onları görebiliyorduk. Resmen görünmez olmuştuk. Şu an tüm duyuların dışında, farklı bir boyutta gibiydik. İşin ilginci, adamlardan birini sima olarak tanıyordum. Dört adamın arkasındaki beyaz elbiseli adam, Kaptan Fumador'un dartındaki adamdı! İsmi Shinrai olan bu şık giyinimli adam ile Kaptan Fumador arasında bir musibet olduğu gün gibi ortadaydı.

Belki de hazır onlar bizi göremiyorken onlara saldırmalıydık. Derken   Kaptan Fumador,  eline aldığı beş dartı bir anda  ileriye doğru fırlattı ve ellerinde silah tutan dört adamı alınlarının ortasından vurdu. Shinrai ise darttan eğilerek kaçtı ve bağırarak Kaptanımıza ortaya çıkmasını söyledi. Bunun üzerine Kaptan Fumador, bize devam etmemizi söyledi. Belli ki Shinrai denen adamla kendisi ilgilenecekti. En mantıklı hamle buydu belki de. Tek bir fırlatışta dört adamı alnından vuran bir adam ve görünmez bir adamdan gelen saldırıdan kaçabilen başka bir adam... bu ikisi kesinlikle benden farklı bir seviyedeydi. Dövüşlerine karışmaya çalışmam delilik olurdu. Kaptanıma ayak bağı olmaktan başka bir işe yaramazdım çünkü.Bu yüzden Tora-kin ve Yüzbaşı ile birlikte yürümeye devam ettim.

Bir süre sonra devasa bir kapı çıktı karşımıza. Kapının dibine geldiğimizde Tora bağdaş kurup oturdu ve altı adamın görüşünü almanın kendisini yorduğunu söyledi.Bir dakika! Az önce karşımızda beş kişi vardı. Evet, az önce beş kişi saydığımdan emindim; fakat Tora altı kişinin görüşünü aldığını söylüyordu. Altıncı kişi kimdi peki? Acaba bize ihanet etmiş ve bizden birinin görüşüyle mi oynamıştı? Oh hayır, bizle devam ettiğine göre bu işten bir karı vardı.Durup dururken bize ihanet edecek bir tip değildi. Öyleyse altıncı kişi kimdi? Acaba ben mi birini atlamıştım? Bu sorumun cevabından emin değildim. Tora'ya sormaya da cesaret edemiyordum.

Bunları düşündüğüm sırada, Yüzbaşı Gafas kapıyı açmaya çalışacağını söyleyip   bizden arkasını kollamamızı istemişti. Ben de şimdilik altıncı adam mevzusunu boşverip Yüzbaşının dediğini yapacak ve tetikte bekleyecektim.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kingu no Korosu-Zan'nin'na Shimei/Meirin-Ayberk-Zac

Mesaj tarafından Zachariah Bir Paz 19 Haz. 2016, 13:56

Canım yanıyordu ama bağırmıyordum. İçimden attığım acı çığlıklar, sadece içimle kalmakla yetiniyordu. Dişlerimi o kadar sert sıkıyordum ki, kırılacağını hissediyordum. Burnuma gelen yanmış insan eti kokusu içimi bulandırsada, buna dayanmak zorunda olduğumu hissedebiliyordum. Gözlerim kızgın demirle kesiği arasındayken, içimden sayıyordum. Bir kaç saniye sonra bu kızgın metali derimden çekecek ve derin bir nefes alacaktım. Bunun hayalini kuruyordum. Eğer bugün kazanmak istiyorsak, istiyorsam bu acıya katlanmak zorundaydım.

Bir kaç saniye sonra yara dağlandığında hızla metali derimden çekmiş ve elimden fırlatıp derin bir nefes almıştım. Bir kaç saniye kadar nefeslenip, kendime gelmeyi bekledikten sonra hemen ayaklanmış ve Cubis-san'ın yanına doğru adımlamaya koyulmuştum.

Kendimi dipsiz bir kuyudan aşağıya doğru salmak istiyordum nedense... Hiç sonu olmayan kuyuda, saf bir karanlığın içinde sonsuza kadar düşmek istiyordum. Böylece üzerime binen tüm bu sorumluluklardan kurtulup, sıkıntısız bir hayat yaşayabiliridim. Şu an olduğu gibi, hiçbir zaman benim yüzümden baygın düşmüş bir arkadaşımın tepesinde bir konuşma yapmak zorunda kalmazdım. Ah, adamıma ah... Kaç yıl oldu. Hâla genç bir insan olabilirim ama hiç güçlü değilim, sanki yıllardır olduğum yerde tökezlemiş gibi hissediyorum kendimi. Eğer birazcık güç barındırsaydım içimde, bugün böyle bir şeyin olmasına izin vermezdim. Rakibi yenerken arkadaşımıda başarılı bir şekilde korurdum, ondan beni hayatı pahasına korumasını istemezdim... Bu daha çok kendini bilmeyen, bencil ve kendi hayatını herkesin üstünde tutanların işiydi, benim gibi denizcilerin işi olmamalıydı. Rakibimi yenme arzum gözlerimi kör etmiş olmalıydı. Cubis-san'dan beni bu denli korumasını nasıl istemiştim? Rakibe karşı kazanmak veya kaybetmek bu kadar önemli miydi gerçekten benim için? Anlam veremiyordum... Vermek istemiyordum. Sanki babamın öğretilerine, kendime ihanet etmiş gibiydim.

Yola devam edecek kafile ile birlikte ilerlemek için ayaklandığımda, aklımda tek bir düşünce vardı. Önüme çıkan tüm engelleri hızlıca geçip, görevimi tamamlayacak ve Cubis-san'ın yanına geri dönecektim. Karargaha geri dönene kadar başından ayrılmayacak, onu denizcilerden bile koruyacaktım. En azından ona bunu borçluydum. O artık benim bir elin parmak sayısını geçmeyecek dostlarımdan biriydi... Gerçek dostlarımdan biri.

Kafile ile birlikte ilerlemeye başladığımızda, geride kalan Ayberk'i düşünüyordum. Hedefleri, kendi doğruları uğruna geride kalmış ve öldürmeyi reddettiği rakibinin başında nöbet tutmayı tercih etmişti. Ben olsam ne yapardım diye düşünüyordum aslında, görevin devamlılığı için rakibimi öldürüp yoluma mı devam ederdim yoksa Ayberk gibi mi yapardım? Sanırım ben rakibimin bacaklarına hasar verip yürümesini engeller, kollarını kesip kendine hasar vermesini olanaksız kılıp, yoluma devam ederdim. Benim adaletim biraz daha sert ve acımasızdı Ayberk'e göre, ama sonuçta bu insanlar benim düşmanımdı ve o düşmanlardan hâlâ varken, arkadaşlarımı yüzüstü bırakıp geride kalamazdım.

Tora-kin, bize öncülük ediyordu. Meyvesi ve aramızdaki en güçlü; ayrıca Kutsal Ejderlik olayından dolayı en yetkili kişi olduğundan bize öncülük etmesi doğaldı. Bununla bir sorunum yoktu; ama yinede, böyle bir adamın altında olmak beni sinirlendiriyordu.

Tora-kin ileriye doğru odaklanmışken, kikirdemeye başladığında içimde beliren his, pekte iyi bir his olmuyor adamım. Gözlerimi kısıyor ve ileride ne olduğunu anlamaya çalışıyorum ama etrafta, Tora-kin oluşturması muhtemel yeşil, ışığın tonlarında ama ışıkta olmayan o şey ortaya çıkana kadar hiçbir şey göremiyordum ama o ışık ortaya çıktığında dört adamı ve Kaptan Fumador'un ezeli düşmanı olduğuna inandığım, Shira'yı net bir şekilde görebiliyordum. Kaptan Fumador'un fırlattığı dartlardan sadece o kurtulmuştu ve bunu hiçbir şey göremiyor iken yapmıştı. Bu adam boş değildi ve Kaptan Fumador ile yapacakları dövüş izlenilmeye değer, oldukça vahşi bir dövüş olacak gibiydi. İki insandan çok, iki canavarın dövüşü gibi bir şeydi bu sanırım. Eğer yola devam etmek zorunda olmasaydım bir köşeye siner ve bana güzel deneyimler katacak bu tehlikeli dövüşü izlerdim ama Yüzbaşı Gafas ve Tora-kin'in peşinden gidip, görevimi tamamlamam gerekiyordu. Beni bekleye bir dostum vardı sonuçta.

Kaptan Fumador ile Shira'yı geçip gittiğimizde, bir alana girmiştik. Devasa bir kapı karşılamıştı bizi. O sırada Tora-kin yorulduğunu söyleyerek bağdaş kurmuş  ve bu koca kapı ile ilgili sorumluluğu Yüzbaşı Gafas ile benle Meirin'e kitlemiş idi. Aklımda deli sorular vardı. Shira'nın önceliği bana göre bu gizemli silah olmalıydı ama yanından öylece geçip gitmemize izin vermişti. Tüm odağını Kaptan Fumador'a vermişti. Ya bizi bekleyen başka bir düşman vardı ya da bu ikili arasındaki şahsi münasebet görevlerinden bile öteydi. Benden çok farklı insanlar oldukları kesindi o zaman. Zira ne olursa olsun ben her zaman kişisel şeyleri ikinci plana atıp, görevimi ön planda tutan bir insandım.

Bu düşüncelerden sıyrılmama sebep olan Yüzbaşı Gafas'ın bana verdiği emirdi. Elimi katanamın kabzasına atmış ve gözlerimi etrafıma odaklamıştım. Yüzbaşı Gafas kapıyı açmanın yolunu ararken benle Meirin'de onu koruyacaktık.

Bakalım neler olacak?
avatar
Zachariah

Mesaj Sayısı : 111
Kayıt tarihi : 22/01/16
Nerden : Logetown

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kingu no Korosu-Zan'nin'na Shimei/Meirin-Ayberk-Zac

Mesaj tarafından Misafir Bir Paz 19 Haz. 2016, 19:28

On dakikadır boş boş oturuyorum. Yapacak hiçbir şey yok. En sonunda hayallere daldım bende. Devasa Memeli Hatun'un memelerine suratımı yapıştırdığımı düşünüyordum. Mutluydum, azmıştım. Beni eski halime döndüren şey ise sol taraftan gelen ayak seslerini duymamdı. Kaptan ve diğerleri sağ taraftan gitmişti. Yani kısacası düşmanlar geliyordu. Sessizce oturup geçmelerini beklemeye karar vermiştim ki yanımdaki orospu çocuğu kafasını yere vurmaya başladı. Onu kurtarmak için bir hamle yapamadım. Zaten bu saatten sonra kafasını vurmasını engellesem bile kan kaybından ölecek. Ayrıca kendi hayatına değer vermeyen insanları kurtarmak bana düşmez. Adamı kurtarsam eminim ki tekrardan intihar etmeye çalışacak, o yüzden anlamı yok.

Adamların geçmesini beklemek için beni göremeyecekleri bir yere geçip saklanmaya karar verdim.

Not: Biraz zoraki bir rp oldu pasiflik yemeyeyim diye kusura bakmayın.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kingu no Korosu-Zan'nin'na Shimei/Meirin-Ayberk-Zac

Mesaj tarafından East Blue Anlatıcı Bir Ptsi 20 Haz. 2016, 22:08

Ayberk saklanırken, ardı arkası kesilmeyen ayak sesleri soldan sağa doğru duvarın içinde ilerliyor. Ayberk her ne kadar duvarların ardından görünmeyecek olsa da saklanma gereği duyuyor. Öldürmemeyi seçtiği rakibi ise, kafasına yeterli yara açtıktan sonra bilincini tekrar kaybediyor. Pozisyonu nedeniyle dili boğazına kaçıyor ve ölüyor.

Bu sırada Yorokobi uyanmış olan Cubis'in bilincini kontrol ediyor. Cubis ise yattığı yerden söyleniyor.
"O Zac'in benden alacağı var. Aşağılık herif."
Yorokobi göz bebeklerini ışıkla kontrol edip, kalbini dinledikten sonra dikkatini Ruta'ya vermek üzereyken koridordan gelen ışık tamamen kesilince Ayberk'e sesleniyor.
Ayberk-san. Lütfen yardım edebilir misiniz? diyor 1-2 el feneri çıkarıp uzatarak.

Zac ve Meirin dikkat kesilip düşmanlarını beklerken ayak sesleri az önce geldikleri koridordan yankılanıyor. Kaç kişi olduğunu kestiremiyorlar yankılardan dolayı ama bir tane siluet görüyorlar. Bir süre sonra ise loş ışıkta görünecek kadar yaklaşıyor düşman.

Biraz gözleri alıştığında tek gördükleri beyaz sakallı başka bir kel adam. Elinde ise bir çekiç tutuyor.

Spoiler:

East Blue Anlatıcı

Mesaj Sayısı : 299
Kayıt tarihi : 17/01/16

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kingu no Korosu-Zan'nin'na Shimei/Meirin-Ayberk-Zac

Mesaj tarafından Misafir Bir Ptsi 20 Haz. 2016, 23:21

Elinde çekiç tutan kel bir adam gelmişti yakınımıza. Şimdilik kılıcımı sıkıca kavrayacak ve savunmada bekleyecektim.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kingu no Korosu-Zan'nin'na Shimei/Meirin-Ayberk-Zac

Mesaj tarafından Zachariah Bir Salı 21 Haz. 2016, 00:01

İnsanları korumak... İşte benim anladığım dil bu adamım. Yüzbaşı Gafas benden kendisi korumamı istediğinde, bunu sadece üstümden gelen bir emir olduğu için hemen sorgulamadan yapmaya koyulmamıştım. Bu benim doğam idi. Yarın bugün Tora-kin gibi bir adam bile benim yardımıma muhtaç olursa, benim anlayışım onu korumak olacaktı. En kötüsünü bile, kötülükten korumak benim görevim, adalet anlayışım idi. Babam beni böyle bir insan olarak yetiştirmemişti. Daha çok kusursuz bir denizci olma maksadıyla beni yetiştirmişti; ama onun anlayışına göre, ben kusurluydum. Kutsal ejder statüsünü bir devrimci gibi kabul görmeyip; ama devrimcilerden nefret ediyordum. Evet, adalet herkesin hak ettiği hayatı yaşaması gerektiğiydi; ama ne olursa olsun, hiçbir insan başka bir insandan üstün olmamalıydı. Bir öğretmen iyi bir öğrenci ile kötü öğrenci arasında ayrım yapmayacak kadar eşit, her öğrenciye hak ettiği puanı verecek kadarda adaletli olmalıdır. Bu dünya üzerindeki adalette böyle olmalı işte. Herkese ayrım yapmadan eşit davranacak ama herkese hak ettiği hayatı sunacak... Aslında bu dünyanın şuan ki düzeni böyle ama bu düzeni bozanlar kutsal ejderler ve onlarda yok olduğunda, en azından benim adalet anlayışım yerini bulacak. 

Ah, tekrardan Yüzbaşı Gafas'ı koruma işine dönecek olursak, biz yerimizi aldıktan bir süre sonra geldiğimiz koridordan sesler gelmeye başlamıştı. Adımlama sesleri... Bu seslerden tam olarak kaç kişi olduklarını yankıdan dolayı çıkartamıyorduk; ama adımlar yaklaştıkça, dahada emin olabiliyorduk. Bir kaç dakika sonra ise, Meirin ile benim gördüğümüz görüntü yaşlı, kel bir adamdı. Elinde taşıdığı çekiç ile ilginç ve bir o kadarda marjinal duruyordu; hatta dürüst olmak gerekirse düşman mı dost mu onu bile anlayamamıştım; fakat kel oluşu ve elinde hazır tuttuğu silahı ile, diğerlerinden pek bir farkı yok gibi gözüküyordu; muhtemelen düşmandı, ama emin olmak gerekiyordu. "Yüzbaşı Gafas, lütfen burayı bize bırakıp işinize odaklanın." Adamın ortaya çıkmasıyla benim ağzımdan çıkan ilk sözcükler bunlar olmuştu. Yüzbaşı Gafas'ın bizim için, en azından Meirin için endişelenip işini yarım bırakmasını hiç istemiyordum. Öte yandan Meirin ile benim bu adam karşısında ne kadar şansımız olduğundan bile emin değildim.Tora Kin ise her zaman ki gibi bu savaşın dışında kalacak gibiydi, işime gelirdi doğrusu. Daha öncede söylediğim gibi, böyle bir adamın yardımına ihtiyacım yoktu.

"Teğmen Meirin, efendim sizden geçmişi unutup benimle işbirliği içerisinde hareket etmenizi istiyorum."
Ardından ağzımdan çıkan sözcükler bunlar olmuştu hâlâ göz ucuyla yeni düşmanı süzerken. Yaşlı olabilirdi ama yaşlı insanları hafife almak, biz gençler için en büyük hata olurdu. Sadece bu insanların yıllardır süre gelen deneyimleri bile ezmeye yeterdi; ama yaşlılığın bir süre sonra insana dert olduğunuda unutmamak gerekiyordu.

Teğmen Meirin'in bir adım önüne geçip, elimi kılıcımın kabzasına atmış beklemeye koyulmuştum. Direk bir saldırıyı karşılama konusunda, Zachariah'ın Z'sinden ötürü Teğmen Meirin'den bir tık daha avantajlı olabilirdim.

"Kimsin necisin bilmiyorum yaşlı amca ama buradan ötesine geçmene izin veremem ya da bizim geçmemize engel olmana."
diyecektim son olarak ve yaşlı adamın tepkisin hazır bir şekilde bekleyecektim. Bir kılıç ustası için, düşman olduğu belli olmayan birine kılıç çekmek pek doğru olmazdı. Eğer düşman olduğunu belli edecek bir hareket gösterirse o zaman kılıcımı çeker ve kılıcım ile dans etmeye başlardım. Ah adamım, ne özlemişim bu stresi, tasayı...  
avatar
Zachariah

Mesaj Sayısı : 111
Kayıt tarihi : 22/01/16
Nerden : Logetown

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kingu no Korosu-Zan'nin'na Shimei/Meirin-Ayberk-Zac

Mesaj tarafından Misafir Bir Salı 21 Haz. 2016, 17:08

Düşüncelere o kadar dalmışım ki odada Devasa Memeli Hatun ve diğerlerinin olduğunu unutmuşum. Onların orada olduğunu fark ettiren şey ise Cubis'in baygın bir şekilde sayıklamasıydı. Ne kadar aptalım! Devasa Memeli Hatun'a rezil oldum. O kadını yatağa atmaya düşünüyordum birde. Neyse, hala hiçbir şey için geç değil, hala kendimi etkileyici gösterebilirim.

Koridordaki ışık tamamen kaybolduğunda Devasa Memeli Hatun beni yanına çağırmıştı. Yanına gider gitmez elindeki el fenerlerini aldım. El fenerlerini açtıktan sonra Ruta'nın üzerine doğru ışık tutmaya başladım. Işığı Hatun'un hemen yanından tutuyordum, bunun bir sebebi vardı elbette. Bu açıdan karının memeleri harika bir şekilde görebiliyorum! Burada boş boş yıllarca bekleyebilirim.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kingu no Korosu-Zan'nin'na Shimei/Meirin-Ayberk-Zac

Mesaj tarafından East Blue Anlatıcı Bir Salı 21 Haz. 2016, 18:39

Yaşlı adam elinde çekici ile ağır adımlarla ilerleken Zac Gafas ile konuşunca Gafas arkasına bakmadan gülümsemiş, devasa kapıyla ilgilenmeye devam etmişti. Üzerine oturan taşta Tora Kin ise karizmasından hiç bir şey kaybetmeden gözleri kapalı oturuyordu. Zac Meirin'e birlikte dövüşmeyi teklif ettiğine Meirin gülümseyip "Kim öldürürse o kazanır." demiş ve bir kopya çıkarmış ve sağ elini adamın biraz sağına doğru çevirmişti.  Sağa doğru uçan kılıç adamın hizasına geldiğinde Meirin başka bir kılıç oluşturup adama doğru yönlendiriyor sağ elini. Yeni oluşturduğu kılıç adama daha yakın olduğu için kısa bir sürede adama ulaşıyor. Adam çekici ile karşılık verirken, Merin kılıcı iptal ediyor ve sağ taraftaki kılıç daha güçlü şekilde adama doğru uçuyor. Bu sırada Zac haraketsiz düşmanca bir tavır bekliyor.

Sağdaki kılıç adamın kafasına doğru uçuyor. Adam kafasını geriye doğru çekiyor ama sol yanağının bir kısmı çiziliyor.

Gafas bir süre sonra kapıyı titretecek bir yumruk atıyor kapıya. Ama kapıda en ufak bir çizik yok. Kapının bağlı olduğu kayalıklara gidip yumruk atıyor ama mağarayı sallamaktan başka bir işe yaramıyor yaptığı herhangi bir şey. Giriş için kaba kuvvettin ne kadar etkili olacağı belli değil. Kapıyı incelemek için el fenerini çıkarıp değişik yerlere ışık tutuyor. Ama başarılı olamıyor.

Ayberk fenerleri tutup Yorokobi'nin göğüslerini izlerken sesler duvarın içinden geçmeye devam ediyor. Sol taraftan gelip, sağ tarafa diğerlerinin gittiği yöne doğru gidiyor ayak sesleri.

East Blue Anlatıcı

Mesaj Sayısı : 299
Kayıt tarihi : 17/01/16

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kingu no Korosu-Zan'nin'na Shimei/Meirin-Ayberk-Zac

Mesaj tarafından Zachariah Bir Çarş. 22 Haz. 2016, 11:50

Yine konuşmayan bir adam... Şimdi daha kapsamlı düşününce şu ana kadar karşılaştığımız hiçbir düşman tek bir kelime bile etmedi. Bunu bilerek mi yapıyorlardı yoksa konuşamıyorlar mıydı? Bu konuyu merak ediyordum ve imkanım olursa, görev sonrası bu konuyu araştıracaktım. Ne gereği olduğunu düşünüyor olabilirsin adamım ama bu önemli bir detay olabilirdi. Devrimciler eğer her askerini bu şekilde susturuyor ise, bu büyük bir sorun ve canilik idi gözümde. Ayrıca dürüst olmak gerekirse buradaki her bir askerin çoğu denizciye nazaran birliğine çok daha sadık olduğunu söylemek pekte yanlış olmazdı. Bu beni biraz sinirlendiriyordu; ama bu bir gerçek ve potansiyel tehlikeydi. Gittikçe büyüyen devrimciler tarihin savaşını başlattıkları zaman, sadık askerleri ile bizden üstün olabilirlerdi... Ama buna izin vermeyecektim. O savaş dünyayı vurmadan önce tek tek basamakları tırmanacak ve zirveye ulaştığımda, denizcileri mutlak güç yapacaktım.

Teğmen Meirin, benden önce davranarak daha önce hiç olmadığı şekilde meyvesini efektif bir şekilde kullanmıştı. En azından meyvesini kullandığı bir kaç ana denk geldiğimden, çok daha efektif bir şekilde kullanmıştı. Sanki kendine olan öz güveni gelmişti. Belki de bundan ötürüdür bir anlıkta olsa yanı başımdaki bu kadının gerçek bir teğmen olduğunu hissetmişimdir. Zira bu kadın karargahımıza geldiğinden beri, toy bir teğmenden ötesi değildi. Düşüncelerini askerlere iletemiyor ve askerlerin güvenini kazanamıyordu. Bu bir rütbeli için en büyük problemdi ve bu kadında bundan fazlasıyla vardı; ama şimdi... Nedense bu kadınla ilgili başka şeyler hissediyordum. Gerçek bir rütbeli vardı sanki karşımda. Belki benim hayal ürünümün bir sonucuydu bu ama, şaşkındım adamım. Bu zorlu görev herkese bir şeyler katmış gibi gözüküyordu. Onların aksine ben biraz daha deneyimli idim. Aynı yaşta olsakta, ben bu yolları iki kez geçiyordum. O yüzden Teğmen Meirin ve Ayberk'in deneyim eksiklerini karargahta gördüğümden beri farkındaydım. Şimdi ise ikiside, bu zor görevle birlikte kabuk değiştiriyor gibiler idi. Bu meslektaşlarım ve denizcilerin geleceği için oldukça iyi bir şeydi.

Yeni rakibimiz Teğmen Meirin'in saldırısından yanağına aldığı ufak bir sıyrıkla kurtulmuştu. Bu onun güçlü olduğunu ve vücudunu hala dinç bir şekilde kullandığının bir göstergesiydi benim için. Zira bu saldırıdan çoğu kişi sağ çıkamaz, çıkanlarda bir çizikten fazlasını alırlardı; ama bu bey amca durumu oldukça iyi idare edebilmişti.

Hâlâ düşmanca bir tavır sergilemesi içime kurt düşürüyordu; fakat dostça bir tavırda göstermemişti. Bu durumda Teğmen Meirin gibi saldıracaktım. Eğer bu şekilde ilerlemeye devam ederse, hoş şeyler olmayabilirdi. En azından Meirin'in saldıracağı sırada konuşamıyor olsa bile el hareketleri ile dost olduğunu anlatabilirdi ama bunu denememişti. Üç adım mesafesi. Bu mesafeye girene kadar şansı vardı. Eğer dostsa derdini anlatırdı ama üç adım mesafesine girip hâlâ olumlu veya olumsuz bir harekette bulunmazsa, ne olursa olsun Zachariah'ın Z'sinin zirvesi ile tanıştıracaktım onu. Eğer işler planladığım gibi giderse, dövüş düşündüğümden çok daha erken bitebilirdi.

"Teğmenim, üç adım mesafesine girdiğinde sizden ricam az önceki gibi bir saldırı ile dikkatini size çekip, onun dikkatini benden çekmeniz. Bunu yapabilirseniz, dövüş büyük ihtimalle başlamadan biter."

Adam bize yaklaşmasını sürdürürken Teğmen Meirin'e bunları fısıldamıştım. O sırada ise üç adım mesafesine girmesini beklemiştim. Eğer Teğmen Meirin dediğimi yaparsa, tüm dikkatini üzerimde toplamış bir düşman için bile büyük tehlike barındıran tekniğim, bu adamı tamamıyla nakavt edebilirdi. İlk formun, üçüncü modeli acemi seviyesinde birinin bile yapması halinde düşman için büyük tehdit oluşturacak bir saldırıydı.

Üç adım mesafesine girdiğinde, eğer olumlu bir davranışta bulunmazsa: "First Form - Lightning - Ikazuchi Kata: 3. Model: Narukami:" diye fısıldayacak ve gerekli duruşa geçip, prosedürü başlatacaktım. Yüzbaşı Gafas'a karşı bir sorumluluğum vardı ve bunu gerçekleştirecektim. Vakti zamanında bana bu tekniği öğreten babam, dört deniz içerisindinde herhangi bir formun üçüncü modelini kullanmamı yasaklasada bunu yapmak zorundaydım. Nedense babam üçüncü modele tanıklık edenlerin, benimle ilgili bir şeyi fark edeceğinden korkuyordu. Ama önemli değildi. Arkası bana dönük Yüzbaşı Gafas veya gözlerini kapatmış Tora-kin bu tekniğe şahitlik edemezdi, Teğmen Meirin'in de edecek olması gram sikimde değildi. Bu dövüşü bitirecek idim.

Ikazuchi Kata: 3. Model:
avatar
Zachariah

Mesaj Sayısı : 111
Kayıt tarihi : 22/01/16
Nerden : Logetown

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Kingu no Korosu-Zan'nin'na Shimei/Meirin-Ayberk-Zac

Mesaj tarafından Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

8 sayfadaki 10 sayfası Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10  Sonraki

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz