Yalnız Kurt [Akaba Nimura]

7 sayfadaki 8 sayfası Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8  Sonraki

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Geri: Yalnız Kurt [Akaba Nimura]

Mesaj tarafından Grand Line Anlatıcı Bir C.tesi 03 Eyl. 2016, 05:04

Müzik:

Hayat acımasızdır. Azim, motivasyon,çaba gibi kavramlar hayatın umurunda  değildir. Ne kadar çabalarsanırsa çabalansın, ne kadar denenirse denensin baş edilemeyecek durumlar çıkarır hayat, insanın karşısına. Nimura'da da böyle olmuştu. Küçükken, babasını takip edemediği zamanlarda günlerce çabalamış ve sonunda babasını takip edebilmişti;fakat şehre vardığında şehirdeki çocuklardan dayak yemişti kahramanımız. Çocuklardan dayak yemesinin ardından daha da sıkı çalışmış ve onları arkasında bırakmıştı;fakat bu ailesinin ölümünü engellemesine yetmemişti. Güçsüzdü. Köylüler kendisini adadan kovmaya geldiklerinde, başından ayrılmadığı ailesinin mezarının başından ayrılıp kaçacak kadar güçsüzdü.

Belki de bu yüzden dünyanın en güçlüsü olana kadar ilerlemeyi hedefliyordu Nimura. Güçlü olduğunda aynı acıları yaşamayacağını umuyordu belki de.  Belki de güçlü olmak, hayatındaki değer verdiği her şeyi kaybettiğinden çıldırmamak için kendisine verdiği bir hedefti. Ya da kim bilir? Belki de kendisinden korkan, kendisine yaratıkmış gözüyle bakan insanların saygısını kazanmayı amaçlıyordu içten içe.

Amacı ne olursa olsun, artık farklı bir denizdeydi kahramanımız. Farklı bir klasmanda bulunuyordu. Her gördüğü insan kendisinden  korkmuyordu artık. Her ne kadar kendisi yalnız olmakta kararlı olsa da, kendisini normal biriymiş gibi karşılayan insanlarla tanışmıştı. Daha cesur insanlarla karşılaşmıştı Nimura.  

Cesaret de beraberinde gücü getirmişti. Basit bir kılıç hareketiyle duvarı çatlatan, sivri aletler tarafından kesilmeyen, basit bir kırbaçla inanılmaz işler yapan insanların;  koca bir adadaki denizci kuvvetleri tarafından yakalanamayan seri katillerin bulunduğu apayrı bir ligdeydi artık kahramanımız. Bu ligde, küçükken şehirde dayak yiyen halinden farksızdı. Hala oldukça güçsüzdü. Hala ailesinin mezarının başında ağlayan toy Nimuraydı.  

Yine de bu gerçekler kahramanımızı pes ettirmeye yeterli değildi. Nasıl ki her düştüğünde ayağa kalktıysa,  tekrardan ayağa  kalkmıştı Nimura. Arkasından seslenenlerin sesini duymadan salondan çıkmış ve hastanenin yolunu tutmuştu. Tedavi olmayı ve eskisinden daha güçlü olmayı arzuluyordu her zamanki gibi. Hastaneye varması, hastanede sıra beklemesi ve tedavi olması oldukça uzun sürmüştü Nimura'nın. Hastane oldukça kalabalıktı. Sıra kendisine geldiğinde ve tedavisi bittiğinde zaman  öğlen vaktini biraz geçmişti.  Bu sürede aç karnını boşverip  bol bol düşünme fırsatı olmuştu Nimura'nın

Kendisini tedavi eden doktor, karargahtaki denizci askerinin aksine yarayı daha profesyonelce temizlemişti. Ayrıca yarayı öncesinden daha sıkı bir şekilde sarmıştı. Birkaç gün  ağrı hissedebileceğini söylemişti Doktor. Ayrıca  birkaç gün boyunca Nimura'yı kolunu zorlamaması konusunda sıkıca tembihlemişti.  Eğer kolunu daha fazla zorlarsa yaranın daha fazla büyüyeceğini ve sıkıntı çıkacağını eklemişti.

Hastaneden çıktığında ilginç bir manzarayla karşılaşmıştı Nimura. Whayto, Lili ve Marshall hastanenin hemen önündeydi. Whayto'nun suratı asıktı ve ayakta dikiliyordu. Lily ve Marshall ise yerde oturmuş pizza yiyorlardı. Nimura'yı gören Whayto, Nimura'ya küçük bir kutu fırlatmış ve: ''Artık Kocainne şirketinin bir çalışanısın. Sıradan doktorlar tarafından tedavi edilecek vaktin yok.  Sana attığım şey oldukça güçlü bir ağrı kesici. Senin için Henai-san'dan aldım.  Koluna sürdüğün taktirde kolun kopsa bile hissetmezsin. Üçünüz de gece yapılacak partide görev alacaksınız. Bu yüzden gün karardığında şirkette olun.'' demişti.


Sözlerinin ardından fazla vakit kaybetmeden şirkete giden yola yönelmişti Whayto. Lily Whayto'nun ayrılışını umursamamıştı. Kıtlıktan çıkmışcasına pizza yiyordu Lily. Dikkatli bir şekilde bakacak olursa Lily'nin kısa bir süre önce ağlamış olduğunu fark edebilirdi Nimura.

Marshall ise yanından aldığı poşeti Nimura'ya uzatmış ve: ''Senin için de iki kutu pizza aldık. İçinde kola da var. Aslında seni bekleyip birlikte yemeyi istiyorduk;fakat Lily sürekli senin bizimle beraber yemeyeceğini söylediğinden dayanamayıp yemeye başladık.''  demişti.

Grand Line Anlatıcı

Mesaj Sayısı : 110
Kayıt tarihi : 21/01/16

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Yalnız Kurt [Akaba Nimura]

Mesaj tarafından Akaba Nimura Bir C.tesi 03 Eyl. 2016, 15:32

Yavaş yavaş binadan çıkıp yolda gördüğüm hastane ilerledim. Yolda pek bir düşünmemiştim. Sadece boş boş bakarak yürüdüm. İnsanlar yanımdan geçip gidiyorlardı ama hiçbiri umrumda değildi. Sadece çarpmamaya özen gösteriyordum. Bir süre sonra hastaneye varmasına varmıştım ama aşırı kalabalıktan dolayı sıra beklemem gerekliydi. Kolumun acısı hala hissediliyordu. Kolumu hareket ettirmemek için sol elimle dirseğimin altından tutuyordum. Ama yine de acıyı hissedebiliyordum.

Sıramı beklerken bir süre gözlerimi kapatmıştım. Yorgun hissediyordum. Gözlerimi kapattığımda geçmiş aklıma geldi. Babamla ve annemle anılar bir bir gözümün önünden geçiyordu. Yaşlı adamın anlatmaya çalıştığı ırkımdan olan arkadaşı gibi ailemde çok sıcakkanlılardı. Adadakilerin huzursuz olmalarını istemediklerinden köyün dışında yaşam sürmüşlerdi. Benim arkadaş edinmemi istediklerine eminim ama küçük yaşta dışlanmayı tatmamı istemediklerinden hiç bahsetmediklerini şuanda anlayabiliyordum. Ama tabi aileme olanların tüm sorumlusu yine o insanlardı. İnsanlara artık nasıl güvenebilirim ki?

Hayır, artık insanlar ya düşman ya da bilgi araçları benim için. Kimse için yaşamıyorum, kimse içinde yaşamayacağım. Kendi arzularımla ilerleyeceğim. Ama bu yola neden girdim ki? En güçlü olduğum zaman ne olacak? Bunun sonunu hiç düşünmedim. Şuan bile düşünmeyi düşünmüyordum. Ama neden bu soruyu şuanda kendime soruyordum, peki? Yani yenildiğimden beri neden garip duygular içerisindeyim ki? Tek yapmam gereken daha fazla antrenman yapmak ve daha fazla güçlenmek olacaktı. Bu yaşıma kadar tek başıma ilerlediğim yolda, bundan sonra başkalarına mı güveneceğim? Hem güvensem ne olacak? Birine güvenmek beni güçlü mü kılacak? Hayır, buna inanmam. Güç sadece daha fazla çabalayarak elde edilir. Gücün elde edilişini sadece savaşarak bulabilirim. Birilerine güvenerek değil.

Ama bu denize geldiğimden beri sanki değişmem gerekliymiş gibi hissettiğim duygu da nedir? Hayat sanki bu denizde daha farklıydı. Irkımdan dolayı korkan yine fazla kişi vardı ama korkmayan insanlar, benden güçlü insanlar, benim gibi hiçbir şeyi umursamayan insanlar... Şayet bu insanlara güvenemez miyim? Hayır, kesinlikle hayır. Eğer birilerine güvenirsem, yine ailemde yaşadığım gibi pişmanlığa itilebilirim. Güçsüzken kimseye güvenemem. Çünkü güçsüzlüğümden istifade edenler illa ki olur. Güçlüyken mi güvenebilirim? Hayır, o zamanda sadece gücüm için yanımda dururlar. Evet, anlayacağın hiçbir zaman hiçbir şekilde insanlara güven olmaz. Sadece ben ve sadece güç için yaşayacağım. En sona vardığımda belki bir sonuca varacağım. O zamana kadar sadece gücü arayacağım. Bu konuda ise kararlı olmalıyım.

Öğlene kadar sıram gelmişti, beni düşüncelerden koparan ise ismimi seslenen bir kadın sesiydi. Doktorun odasından sesleniyordu. İçeriye girdiğimde doktor muayene yaptı ve kolumu temizleyip sardıktan sonra birkaç gün ağrıyacağını ve zorlarsam daha kötü sonuçlar doğurabileceğini söylemişti. Aaahhh... Neden böyle olmalıydı ki? Neyse, tek yapabileceğim biraz dinlenmek.. Elbet akşama kadar biraz daha iyi olurdu. Muayenenin ardından hastaneden çıkıp bir şeyler yemeyi planlarken kapının önünde beyaz, kadın ve kılıçlı duruyorlardı. Kılıçlı ve kadın pizzalarını yerken, beyaz Kocainne şirketinin çalışanı olduğumu ve sıradan doktorlarla zaman kaybedecek vaktim olmadığını vs vs bir şeyler söyledi. Birde elinde tuttuğu bir ağrı kesici bana atıp koluma sürmemi tembihlemişti. Güçlü bir ağrı kesici olduğunu, kolum kesilse hissetmeyeceğimden bahsetti. Akşamki partide görevli olacağımızı ve akşamüstü şirkette olmamızı söyledi.

Hayatımda en sevmediğim şeyin emir almak olduğunu bilsem de beyazın beni yenmesinden dolayı şikayet edecek hırsı bulamıyordum, kendimde. Beyaz gittiğinde kılıçlı bana bir poşet uzatıp yemek olduğunu, normalde bekleyeceklerini ama kadının onlarla yemeyeceğimi söylemesinden dolayı başladıklarını söyledi. Bu yemeği de kabul etmeden yürüyüp gitmek istemiştim, ama aç karnım yemeği kabul etmekten başka çare bırakmamıştı. Her şekilde zaten batmıştım, bir çukura.. Daha fazla ne kadar alçalabilirdim ki? Poşeti aldıktan sonra fazla değil ama yakınlarına oturup pizzayı açarken "Teşekkür ederim. Zahmet edip bunu yaptığınızdan dolayı Marshall ve ııı Kadın benim adım Nimura, Akaba Nimura. Bir Na-ha'yım bu nedenle gözlerim kırmızı renkte ve beni asla arkadaşınız olarak tanımlamayın. Şuan bunları söylememin tek nedeni zahmetlerinize karşılık yapabileceğim tek şey olarak gördüğümden böyle bir şey yapıyorum. Her neyse Marshall beyaz'la olan karşılaşmamda yaptığın gibi bir şeyi sakın bir daha yapma, normalde böyle bir şeyi hayatta ikinci kez istemem ama senden üçüncü kez rica ediyorum. Bir daha olursa gücün ne kadar üstün olursa olsun, istersen beni öldür umrumda değil, saldırırım. Anladın mı?" diyecek sonrada pizzayı yavaş yavaş yemeye başlayacaktım.

Akaba Nimura

Mesaj Sayısı : 50
Kayıt tarihi : 12/08/16
Yaş : 22
Nerden : Gonya

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Yalnız Kurt [Akaba Nimura]

Mesaj tarafından Grand Line Anlatıcı Bir C.tesi 03 Eyl. 2016, 16:14

Lily, Nimura'nın sözlerini  umursamadan pizza yemeye devam etmişti. Marshall ise bir süre Nimura'ya baksa da konuşmamıştı. Sonrasında ise, üçü de   yemişti. Hastanenin gri renkli döner kapısının yakınında, içeriye giren çıkan insanları umursamadan pizzalarını midelerine indirmişlerdi. Pizzasını ilk bitiren kişi Lily olmuştu. Ayağa kalkan Lily, Nimura'nın suratına bakmadan: ''Ben Lily. Gece görüşürüz.'' demiş  merkeze doğru yürümeye başlamıştı.

Marshall ise bir süre daha pizzasını yemeye devam etmişti. Sonrasında ise Nimura'ya bakıp: ''Bizle arkadaş olmak istemeyen biriyle zorla arkadaş olacak halim yok. Orada da sana yardım etmeye çalışmıyordum. İşe girmek için gücümü kanıtlamam gerekiyordu. Bu iş bizim için önemliydi. Yakında Lily ile evleneceğiz  ve para lazım.'' demişti. Ardından  ayağa kalkmıştı Marshall. Lily'nin gittiği yola yöneldiği sırada: ''Öyleyse anlaştık. Ne sen bana karışacaksın ne de ben sana karışacağım. Şimdi gidiyorum. Lily bekler.'' demişti.

İkilinin ayrılmasının ardından pizzasını yemeye devam etmişti Nimura. Birkaç dakika sonra kendisi de yemeğini bitirmişti. Artık açlık hissetmiyordu kahramanımız. Kolu  tıpkı doktorun dediği gibi ağrıyordu.  Havanın kararmasına ise birkaç saat daha varmış gibi gözüküyordu.

Grand Line Anlatıcı

Mesaj Sayısı : 110
Kayıt tarihi : 21/01/16

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Yalnız Kurt [Akaba Nimura]

Mesaj tarafından Akaba Nimura Bir C.tesi 03 Eyl. 2016, 16:58

Pizzamı yemeye başladıktan sonra sessizlik oluşmuştu. Yanımızdan geçip giden insanların konuşmaları ve ayak sesleri arasında yemeğimizi yiyorduk. Kadın yemeğini bitirdiğinde ayağa kalkıp ismini söyleyip akşam görüşürüz dedikten sonra gitmişti. Sanırım umursamayışlarımdan dolayı bu kadar kızgın, neyse ne... Marshall da yemeğini bitirdiğinde sözlerime cevaben konuşmaya başladı. Zorla arkadaş olmaya çalışmayacaklarını, beyaza saldırma nedeninin güç gösterme isteğinden olduğunu ve evleneceğini söylemişti. Demek evlilik... Hıh, ne kadarda güzel birisine güvenip onu hayatının ortağı yapmak. Ben yüksek ihtimal böyle şeyler yapmam.

Ayağa kalktığında da isteğime karşılık ona bana ben ona karışmayacaktım. Kafamı sallayıp onaylamamdan sonra o da gitmişti. O sırada ikinci pizzama geçmiş ve öylece tek başıma oturup yemeğimi bitirmeye koyuldum.

Biraz yavaş yememden ötürü yaklaşık bi 10-15 dakika sonra yemeği bitirmemle elimde kalan çöpleri poşete doldurup çöp kutusuna bakındım. Onları attıktan sonra ne yapacağımı düşünmeye çalışıyordum. Ama kolum ağrısı pek düşünmeme yarar vermiyordu. Şu beyazın verdiği şey gerçekten de öyle bir etki verebilir miydi ki? Kararsızdım. Kullanmayı istemiyordum. Ama bu ağrıyla gezmeyi de düşünemiyordum. Hem şu 29 milyon ile karşılaşırsam da dövüşemem. Aaaaahhh.. Bugün resmen tüm yılların en berbat zamanını yaşıyordum. Kolumdaki bezi hafif kaldırıp şu beyazın verdiği şeyi soracaktım. Tabi ne olur ne olmaz diye de bezi tekrar üstüne kapatacaktım da... Eğer fazla oynatırsam ve kanarsa en azından bez engellerdi.

Acımın dinlemesini bekleyecektim, kaldırım tekine oturarak.. Şuan pek şirkete neyin gitmek gelmiyordu içimden. Daha çok gezmek istiyordum. Tüm işlerimi hallettiğime göre ormanda turlayabilirdim. Evet, bunu yapacaktım. Sırt çantamı sol omzuma atacak ve çantayı da sol elimle tutacaktım. Her ne kadar ağrı geçmiş olsa da şimdilik oynatmamaya kararlıydım. En zor ana kadar çok kötü durumdaymış gibi (alçı yaptıklarında kolun durma şeklinde) kolumu önümde tutacaktım. Bu şekilde aşırı fazla durmak kolu uyuşturur ama her şekilde oynatmamaya çalışacağım için uyuşabilirdi. Ama bu şekilde tuttuğumda kolumu çok kötü durumda sanılacağı için bir durum esnasında onu koz olarak kullanabilirdim. Zaten bir şey olacağını zannetmiyordum da hem oynatmamak için hemde tedbir amaçlı davranmak hiçbir zaman kötü değildir. Ormanın içine girdiğimde aklımda bir plan yoktu. Sadece öyle ormanın içinde gezinecektim. Hatta şu sabah okuduğum yeri falanda turlayabilirim. Hmm.. Yolu bilmesem de çocuğun dediği gibi bu yollardan gire çıka illa bir yere varabileceğime emindim. Hislerime güvenip geze geze gidecektim.

Akaba Nimura

Mesaj Sayısı : 50
Kayıt tarihi : 12/08/16
Yaş : 22
Nerden : Gonya

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Yalnız Kurt [Akaba Nimura]

Mesaj tarafından Grand Line Anlatıcı Bir C.tesi 03 Eyl. 2016, 19:18

Nimura, Whayto'nun verdiği küçük  kutuyu açmıştı. Kutunun içinden, en fazla  iri bir bilye büyüklüğünde olan başka bir kutu çıkmıştı. Sağ eliyle siyah cam kutunun altın sarısı kapağını açmış ve turuncu görünümlü jelimsi bir maddeden sol elindeki parmaklarına biraz sıkmıştı. Sonrasında ise yara bandını hafifçe kaldırmış ve jelimsi maddeyi yaralı omzuna yedirmişti. Bu işlemin ardından Nimura'nın tüm acısı kesilmişti. Öyle ki, sanki omzu komple ortadan kaybolmuş gibiydi Nimura'nın. Omzunu oynatabildiğini görse de hiçbir şey hissedemiyordu. Jeli sürdüğü parmaklarını bile bir süreliğine uyuşukluk hissi kaplamıştı.

Sonrasında ise, hafifçe kaldırdığı yara bandını kapatmış ve bir süre,  ne olur ne olmaz diye kaldırımda beklemişti kahramanımız. Ardından da ayağa kalkıp, sırt çantasını sol omzuna takarak yola koyulmuştu. İlk önce, şirkete çıkan yolun aşağısına inmiş ve tekrardan merkeze varmıştı Nimura. Merkeze vardığında, inanılmaz bir kalabalıkla karşılaşmıştı.  Kalabalıktan yerdeki kaldırım taşları bile gözükmüyordu ve adım atacak yer bulmak oldukça zordu.

Kalabalık arasında yavaşça yürüyen Nimura, hislerine güvenip karargahın solundaki yola girmişti. Merkez kadar kalabalık olmasa da bu yolda kalabalıktı. Yol boyunca pek çok alışveriş merkezi ve lokanta görmüştü Nimura.  Önceki yol gibi bayır yukarı uzanıyordu bu yol. Yolun devamında yiyecek ve giyecek ihtiyacını karşılayan dükkanlardan farklı olarak bir silah dükkanı ve birkaç hotel de görmüştü Nimura. Her ne kadar ormanı arasa da, gördüklerini aklının bir köşesine not etmişti kahramanımız.

Tepeye vardığında, ''Etibeyaz'' adlı bir dükkanla karşılaşmıştı Nimura. Fazla büyük sayılmayan dükkanın önünde pek çok insan sıraya girmişti. Çevresine bakındığında, bulunduğu konumdan adanın pek çok yerinin görülebildiğini fark etmişti Nimura. Karargah kendisinin bulunduğu yerden görülüyordu. Karargahın sol-kendisinin sağ- tarafında bir orman görmüştü Nimura. Sonrasında ise ormana gitmek amacıyla az önce geldiği yola tekrardan girmiş ve geriye dönmüştü.

Geriye döndükten sonra, sol taraftaki yollardan birine sapmıştı Nimura. Uzunca bir süre yürümesine rağmen orman falan göremese de, şehrin ücra kesimlerine geldiğinde, uzaktan da olsa ormanı görebilmiş ve oraya doğru hareketlenmişti Nimura.  Ormana yaklaştıkça, çevresindeki evlerin neredeyse hepsinin kiraya verildiğini ya da satılığa çıkartıldığını görmüştü Nimura. Sokaklarda ise tek bir insan bile yoktu. İnsanları avlayan bir seri katilin son görüldüğü yerin orman olduğu düşünüldüğünde bu normal sayılabilirdi gerçi.

Gezindiği sırada üç ev dikkatini çekmişti kahramanımızın. Evlerden ilki iki katlıydı ve dış cephesi siyah renkte olmasına rağmen çevredeki evlerden daha canlı gözüküyordu. Evin önündeki  tabelada: ''Kiralık ev.Fiyat  aylık 750.000 belidir.Pazarlık yapılmaz.'' yazıyordu.

Evlerden ikincisi ise üç katlı bir evdi ve oldukça eski gözüküyordu. Evin önündeki tabelada: ''Satılık ev. Fiyat konusunda konuşulup anlaşılır.'' yazıyordu. Üçüncü ev ise tek katlı bir evdi. İkinci ev gibi eski gözüküyordu bu ev. Küçük balkonuna, beyaz renkli bir pankart asılmıştı.Pankartta:
''Satılık ev. Yol paramı karşılayana veriyorum.
(Böyle yazdım diye ev kötü sanmayın.)
(Evim oldukça güzeldir.)
(Tabi güzellik göreceli ama.)''
yazıyordu.


En sonunda ormana girmişti kahramanımız. Orman, ağaçların sıklığından dolayı şehrin geri kalanına kıyasla daha serindi. En azından, Nimura serinlemiş hissediyordu. Kuş cıvıltıları ve bazı böceklerin çıkardığı sesler hariç kulağına gelen bir ses yoktu. Belli bir süre ormanda amaçsızca gezinmişti Nimura. Bu gezintide  Tilki, kertenkele, yılan gibi birkaç vahşi hayvana rastlasa da üzerine saldıran bir hayvan olmamıştı. Yürüdüğü süre içerisinde en ufak bir insan izine rastlamamıştı kahramanımız.


Nimura gökyüzüne bakacak olursa, güneşin konumundan öğlen vaktinin bittiğini ve akşamüstü vaktinin geldiğini, kısa bir süre sonra güneşin batmaya başlayacağını, sonrasında ise akşam olacağını fark edecekti.

Grand Line Anlatıcı

Mesaj Sayısı : 110
Kayıt tarihi : 21/01/16

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Yalnız Kurt [Akaba Nimura]

Mesaj tarafından Akaba Nimura Bir Ptsi 05 Eyl. 2016, 03:36

Önce çöpleri attıktan sonra kutuyu açıp ilacı çıkartacaktım ki, bir kutu daha çıkmıştı. Sessizce kafamı sallayarak bir içerlemiştim. Arkadaş bu nedir ya? Kutu içinde kutu.. Dalga amaçlı mı ciddi mi bilemedim. Neyse, diyerek işime geri dönüp, kolumdaki bandajı sıyırıp merhem gibi şeyi parmağıma sürdükten sonra yaraya güzelce yedirdim. Merhemi sürmemin hemen ardından ise kolumda ağrı mağrı kalmamıştı. "La ağrıyı geç kol nerede, kol?" diye düşünmeden edememiştim. Çünkü kolum görünürde olmasına rağmen, resmen yerinde yoktu. Tek kolu olmayan insanları çok iyi anlamıştım. Eğer kolum giderse ne olacağını da.. Hayatım tamamen sönecekti. Ananı, avradını... Bu ne lan? Kaldırıma oturup biraz dursam iyi olur gibiydi. Çünkü cidden hani kolumu hareketsiz tutup ilacın işe yaramaması durumunda kötü hissetmemeyi düşünüyordum ama bu olan şey beklediğimden daha büyüktü. Beyazın demek istediğini şimdi anlayabiliyordum. Cidden bu kolu kesip götürseler ruhum duymazdı.

Biraz oturup beklemek azda olsa iyi gelmişti. Tabi hala kolumdan bir haber yoktu. Sanırım sevgilisiyle buluştu, pezevenk. Neyse.. Kendimle dalga geçecek havamda değilim. Bir an önce ormanı aramaya başlasam iyi olurdu. Çünkü ne kadar emir sevmesem de insanları bekletmeyi de sevmiyordum. Beyazın dediği vakitte şirkette olmam gerekiyordu. Doğru düzgün emir vereydi de adamı siklemeseydim. Olay zamanla alakalı olunca kendimi tutamıyorum. Yavaştan ayağa kalkıp çantalarımı da aldıktan sonra yola koyuldum.

Şimdilik sanırım merkeze inmek en mantıklısı olacak gibi. Saat öğlene geldiğinden mi yoksa şehrin her zamanki halimi bilmem ama bu kadar kalabalık insanı bir arada hiç görmemiştim. Gittiğim en kalabalık şehirden bile kalabaydı. İnsanlara çarpmamak için ne kadar özen göstersem de ya biri bana çarpıyor ya da istemeden ben birine çarpıyordum. Yani çarpmamak elde değildi. Bildiğim tek yön karargah tarafı olduğundan o tarafa yöneldim.

Karargahın hemen solundaki sokaktan girdiğimde insan sayısı biraz azalmıştı. Daha rahat yürümeme rağmen tabi ki burasıda kalabalıktı. Alışveriş ve lokantaların olduğu sokak demek burasıydı, diye düşünmüştüm. Yarın buralara gelsem iyi olur sanırım. Üstümdeki dışında eşyam kalmadı sonuçta. Neyse onu yarın düşünürüm, şimdilik ormanı bulmam lazım. Oy oy.. Bir yarım saatlik yürümenin bana bahşettiği bu köyün en yüksek yerine gelmek olmuştu. Ormana dair bir şey mi, hmmm yoktu. Ama yükseklik sağolsun bir ipucu elde etmiştim.

Orman eğer karargahı merkez alırsam sol tarafında kalıyordu. Tabi ormanı görünce hiç düşünmeden sadece o bilgiyle gidebileceğimi varsayarak aceleyle merkeze doğru geriye döndüm. Geldiğim yolu geri dönüyordum. Çıkarken dikkat etmemiştim ama inerken fark ettim ki, silah satılan yerler ve otellerde bu civarda bulunuyordu. Bunların aşırı lazım olacağını düşünmesem de kim bilir.. Fazla bilgiden asla zarar gelmez.

Merkeze döndüğümde şöyle bir etrafıma bakındım. Karargah arkamda kaldığına göre, ımmm evet tam olarak sağımdaki yola girecektim. (merkeze göre soldaki yola) Uzuncaaa bir süre yürümemin ardından bomboş ücra kesimlere gelmeyi başarmıştım. İnsan sayısının azalmasından doğru yolda olduğumu varsaymıştım ve haklı çıkmaktan da gurur duyuyordum. Neyse, şimdi tek yapmam gereken yolun sonuna kadar ilerlemek, yani sonuçta en kötü adanın sonuna varırdım.

İlerlememin sonunda vardığım yerde evlerde yavaş yavaş boşalıyordu. Çoğunda ilan vardı. En sonunda yeşilliği görünce bir rahatlama hissi dolmuştu içime... Uzun süreceğini tahmin etmiştim ama bu kadarını tahmin etmemiştim. O rahatlıkla adımlarımı biraz yavaşlatıp ilerlemeye devam ettim. Evlerdeki ilanlarsa giderek tuhaflaşıyordu. Hatta en tuhafı en son evde yazan ,yol paramı karşılasın, kısmı neydi lan öyle? Dalga mı geçiyor diye düşünmeme bile fırsat kalmadan yazının devamını okuyunca görmüştüm. Cidden ciddiydi. Şu aranan kişinin neden buralarda görüldüğüne anlam veremiyorum. Acaba bu evinde bireylerinden birini mi öldürmüştü de o nedenle mi böyle ilan vardı? Aahhhh aman bana ne geçip buradan sanki ev alacam da.. Neyse ne...

İlerleyip ormana girdikten sonra dolanmaya başladım. Orman her orman gibi cıvıl cıvıldı. Ayrıca ormanda gezinen tilki bile vardı. Yılan görmüştüm, biraz tırsıp elimi kılıcıma atmıştım ama saldırmamıştı. Buradaki hiçbir hayvan insanlara saldırmıyor, yanlarına da yanaşmıyor sadece doğayla içli dışlı gibi görünüyorlardı. Ormanda gezintime devam ederken güneşin yaydığı ışıkla oluşan gölgeler ve kızıllıkla birlikte artık batmaya çok yakın olduğunu belirtiyordu. Düşününce eğer şimdi yola çıkarsam akşam karanlığına anca şirkette olurum. Beyaz ne demişti, gerçi saat vermemişti. Neyse gitsem iyi olacak gibi görünüyor. Gece geri gelirim nasıl olsa.. Şu parti şeysine katılalım bakalım ünlü ile karşılaşabilecek miyiz.

Ormandan yavaş yavaş ayrılacak ve geri geldiğim yolu tutarak şirkete dönecektim. Şirketin önüne vardığımda kimseyi göremezsem kapının önündeki merdivene geçecek ve oturacaktım. Nasıl olsa dışarı çıkacaklar, bende kapının önünde oturarak dinlenmiş olurum. Diyecekleri bir şey varsa yolda da diyebilirler. Gerisi de umrumda değildi zaten.

Akaba Nimura

Mesaj Sayısı : 50
Kayıt tarihi : 12/08/16
Yaş : 22
Nerden : Gonya

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Yalnız Kurt [Akaba Nimura]

Mesaj tarafından Grand Line Anlatıcı Bir Ptsi 05 Eyl. 2016, 04:49

Nimura ormandan ayrılmış ve geldiği yoldan ilerleyerek merkeze doğru yürümeye başlamıştı.  Nimura merkeze vardığında, hava hafiften kararmaya başlamıştı. Gökyüzünü oldukça hoş, turuncuya kaçan bir kızıllık kaplamıştı. Merkezdeki büyük binalardan deniz görülemese de liman çevresinden denize bakıldığında  oldukça hoş bir manzara  gözükeceği aşikardı.

Merkez bölümü ise oldukça sakindi. Çevrede pek fazla insan gözükmüyordu.  Gözükenler ise çoğunlukla çocuklar ve gençlerdi. Aynı durum, şirkete çıkan yol için de geçerliydi. Dükkanların çoğu, henüz gece olmamasına rağmen kapanmıştı. Açık dükkanların sayısı ise oldukça azdı.

Şirkete çıkan bayır yolda ilerlediği sırada, birkaç denizciye ve şık giyinmiş birkaç adama ilişmişti Nimura'nın gözü. Adamlar sakince yolun belli bir köşesinde dikilse de, denizciler devriye atıyormuş gibi gözüküyordu.

Güneş battığında şirkete ulaşmıştı Nimura. Şirketin giriş kapısının önünde kimseyi göremeyen kahramanımız, dinlenmek amacıyla kapının önüne oturmuştu. Nimura'nın oturmasından kısa bir süre sonra, şirketin önüne iki kişi daha gelmişti.  Bu iki kişiden  başına kırmızı bir bere geçirmiş olan adam: ''Kahretsin adamım ne kadar da lanet bir durum bu. Bu lanet olası bayır beni kısa sürede delirtmeyi başardı.'' diye söylenerek yürüyordu.  Dalgalı sarı saçlara ve ilginç bir sakal şekline sahipti bu adam. Daha da ilginci ise adamın üzerine sadece  mavi bir bornoz, altına ise sadece  sarı bir boxer giymiş olmasıydı.

İkinci kişi ise gayet sıradan bir görüntüye sahip  gözlük takmış  genç bir adamdı. Üzerinde kollarını kıvırdığı siyah bir tişört, altında ise mavi bir kot pantolon vardı bu adamın. Bir yandan sağ omzunu sıkarken, bir yandan da yanındaki adamı başıyla onaylıyordu. Nimura'yı gören iki adam, Nimura'nın biraz uzağında durup ayakta beklemeye başlamışlardı. Yaklaşık beş dakika sonra Lily ve Marshall da gelmişti. Kapının önünde bekleyenleri gördükten sonra duran Marshall ve Lily,   Nimura'nın uzağındaki iki adamın yanlarına gitmişlerdi.

Lily ve Marshall'ın gelişinden on beş dakika sonra, içeriden Whayto çıkmıştı. Şaşkın bir şekilde dışarıdakilere bakan Whayto: '' İyi ki dışarıya çıkmayı akıl etmişim. Beş kişisiniz, biriniz bile içeriye girip bizi aramayı akıl edemedi mi? Çabuk içeriye gelin. Toplantı başladı.'' demişti.

Kırmızı bereli adam:
Gözlüklü Adam:

Grand Line Anlatıcı

Mesaj Sayısı : 110
Kayıt tarihi : 21/01/16

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Yalnız Kurt [Akaba Nimura]

Mesaj tarafından Akaba Nimura Bir Salı 06 Eyl. 2016, 23:45

Spoiler:
OUT: Bu kadar beklettiğim için ne kadar özür dilesem azdır. Sad

Ben yavaş yavaş ormandan merkeze geçerken, kızıl gökyüzü şehri boyamaya devam ediyordu. Merkezden şirkete geçerken insan kalabalığı iyiden iyiye azalmıştı. İnsanların azalması işe gelmişti, sonuçta insanların içine girmeyi pek sevmiyorum. Şirkete yaklaşırken denizci bir iki kişi ile zengin görünümlü insanlar görmüştüm. Denizciler yüksek ihtimalle devriye geziyor olmalıydı. Sonuçta akşam oluyor ve gazetede yazanlara göre şu 29 milyon akşamları çıkageliyordu.

Şirketin önüne geldiğimden güneş artık kendisini tüm insanlıktan saklamış ve köşesine çekilmişti. Kapının önünde ise kimsecikler yoktu. Bende geçip bir kenara beklemeye koyuldum. Sonuçta yapacak iş yoktu ve zamanında gelmiştim. Burada olmamaları onları suçu. Yer ve zaman kesinlikle doğruydu, gecikme söz konusu değildi. Öylece oturmuş beklerken iki kişi çıka geldi. Biri yarı cıbıldak mı desem, yarı giyinik mi desem bilemediğim tipte ve bir şeyler mırıldanıyordu yanındakine.. Diğeri ise gözlüklü ve ona göre daha normal giyimli ve pek konuşmayıp sadece onaylayan bir tipti. Aradan bir süre geçtiğinde de Marshall ve Lily gelmişti. Tabi konuşmamdan dolayı sanırım diğer ikilinin yanına geçmişlerdi. Aman umrumda da değil, zaten tek oturmak daha iyiydi. Öylece oturmamıza devam ederkense beyaz kapıdan çıkıp içeride toplantı olduğunu içeri gelmemizi söyledi. Ama söyleyişi pek hoşuma gitmemişti. Ama bilgi veriliyorsa şu 29 milyon hakkında öğrenmem iyi olurdu. Bu nedenle istemeye istemeye kalkıp çantalarımı sol elimle kaptıktan sonra içeriye doğru yürümeye başladım. "Aaaahhhhh, hadi gidelim bakalım." diyerek içeriye girdikten sonra beyazı izleyecek ve salona girdiğimizde de kimsenin olmadığı önlere yakın bir yere oturup dinlemeye koyulacaktım. Bakalım neler anlatılacak..

Akaba Nimura

Mesaj Sayısı : 50
Kayıt tarihi : 12/08/16
Yaş : 22
Nerden : Gonya

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Yalnız Kurt [Akaba Nimura]

Mesaj tarafından Grand Line Anlatıcı Bir Çarş. 07 Eyl. 2016, 02:30

Whayto'nun emri üzerine herkes içeriye geçmişti. Sağında ve solunda pek çok oda olan girişteki uzun koridorun sonlarındaki odalardan birine girmişti Whayto. Haliyle diğerleri de onu izlemişti. Nimura içeri girdiğinde, oldukça dar bir odada olduklarını fark etmişti. Odada büyükçe, kahverengi bir masa vardı. Çevresinde on beş sandalye olan bu masa daire şeklindeydi. Masanın sağındaki duvarda ise beyaz renkli bir tahta vardı. Odada bunların dışında bir eşya yoktu. Düşünüldüğünde, odanın kalan kısmına sığabilecek çok fazla eşya olduğu söylenemezdi zaten.

Toplantı masasında ise üç kişi vardı. Bu üç kişiden biri açık mavi renkte bir kimono giymiş genç bir kadındı. Kadın, yüzünde hafif bir gülümseme ile  içeriye girenleri izliyordu. İkinci kişi ise koyu mavi renkte bir kimono giymiş orta yaşlı bir adamdı. Beyaz bir tene sahip bu adam, içeriye girenlere bakmak yerine elindeki kılıcına bakıyordu. Üçüncü kişi ise Nimura'nın daha önce görmüş olduğu siyah saçlara ve koca kulaklara sahip adamdı.

Nimura, masanın şeklinden dolayı diğerlerinden uzakta kalacak bir yere oturamasa da hemen  sağında ve hemen  solunda kimsenin oturmadığı bir yere oturmayı başarmıştı. Arkası masanın sağındaki duvara sabitlenmiş tahtaya gelecek şekilde oturmuştu Nimura. Herkesin masaya geçmesinin ardından, kimono giymiş kadın ayağa kalkmış ve kısık bir ses tonuyla: ''Bugün işe kabul edilen değerli dostlarım. Partiye az bir vakit kaldığından direkt konuya geçeceğim. Lütfen beni dikkatlice dinleyin.'' demişti. Sonrasında ise Nimura'nın arkasındaki tahtaya doğru yönelmişti.

Kadın tahtanın yanına vardığında, tahtanın önünden aldığı kalemle tahtaya bir şeyler çizmeye başlamıştı.Çizme işlemini yaptığı sırada, bir yandan da konuşmaya devam ediyordu:''Bu geceki doğum günü partisi sıradan bir parti değil. Evet, bir kutlama olacağı doğru;fakat partiye gelecek kişiler çoğunlukla burada ve başka yerlerdeki değerli ortaklarımız olacak.Bu yüzden güvenliği sıkı tutmalıyız. Pek çok adamımız buraya çıkan yolları tutuyor. Sizin ne yapacağınızı da birazdan anlatacağım.  Bu arada kendimi tanıtayım. Ben Fionencia Francois. Fione-san deseniz de olur.  Şirketin başındaki kişi babam olur. Bense şirketin veliahtı ve aynı zamanda kendisinin sol kolu olurum. Burada rahat etmek istiyorsanız işinizle ilgili her sorununuzda beni bulun.  Babam meşgul olduğundan sizlerle uğraşacak vakti yok. Masada kılıcı ile oynayan Hotura-san ise fazla asabidir.  

Bu konuşmasının ardından kalem ile tahtaya birkaç defa vurarak: ''Şimdi herkes buraya baksın.'' demişti Fione. Nimura tahtaya baktığında iç içe geçmiş iki dikdörtgen ve dikdörtgenlerin çeşitli yerlerine yazılmış isimler görmüştü. Bu sırada, Fione tekrardan konuşmaya başlamıştı:

''Dıştaki dikdörtgen şirketi, içteki dikdörtgen ise kutlamanın olacağı salonu temsil ediyor. Blekko. Sen ön kapıda duracaksın. Gözlük takan yakışıklı çocuk.Sen binanın sol tarafı ve arka tarafı arası devriye atacaksın. Sapık herif, sen ise binanın sağ tarafı ve arka tarafı arası devriye atacaksın. Siz çifte kumrular ise Ben ve Hotura-san ile beraber salonda olacaksınız.

Devriye atanlar bir şey fark ederse diğer ikisine haber verecek. Zaten dışarıda ciddi  bir sorun çıkarsa içeriden gerekeni yaparız. Bunun dışında, sözleşmelerinizi parti bittikten sonra imzalayacağız. Bu yüzden gece yarısı burada olun. Şimdi... Blekko, devriye tutacakları alıp çık. Hotura-san, sen de çiftimizi yukarı çıkarır mısın? Benim Naha-kun ve Whayto ile konuşacaklarım var.  


Fione'nin uzun konuşmasının sonunda verdiği emirlerin ardından, Whayto ve Nimura hariç  herkes odayı boşaltmıştı. Fione, diğerlerinin çıkmasının ardından Nimura'nın yüzünü görebileceği bir yere oturmuştu. Bir süre puflayarak sağ ve sol başparmakları ile gözünü ovuşturmuştu Fione. Sonrasında ise Nimura'ya sert bir şekilde bakmış ve: ''Söyle, amacın nedir?'' demişti.

Fione:
Hotura:
Tahtadaki çizim:

Grand Line Anlatıcı

Mesaj Sayısı : 110
Kayıt tarihi : 21/01/16

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Yalnız Kurt [Akaba Nimura]

Mesaj tarafından Akaba Nimura Bir Çarş. 07 Eyl. 2016, 13:10

Beyazla birlikte bir odaya geçtik. Oda fazla küçüktü. Ama en azından yanları boş olan tahtanın önündeki koltuğa geçmenin daha iyi olacağını düşünerek oraya geçtim. İçeride bizim haricimizde 3 kişi daha vardı. Siyah uzun kulak, kılıcıyla oynaşan bir herif ve ortalarında da bir kadın duruyordu. Herkes yerlerini aldığında kadın konuşmaya başladı. Söylediğine göre dedenin kızıymış ve onun işlerine bakıyormuş, falan filan.

Masadan kalkıp tahtaya geçtiğinde de durumları açıklamaya koyuldu. Bir şeyler çizmesinin ardından herkese işlerini anlattı. Ama beni içlerinden atlamıştı. Yaslanıp dinlemeye devam ettiğim sırada benim ve beyazın dışında herkesin çıkmasını söyledi. Neler olduğunu anlamasam da işlerin arkasındaki gerçeklikle alakalı başka şeyler olduğunu anlamam da zor olmamıştı. Yani hem benim ve beyazın olmadığı bir planı herkese anlatmış ve sonra bizim dışımızdaki herkesi çıkarmıştı. Ya benden şüphe ediyorlardı. Ya da işin içinde başka bir iş vardı.

Herkes çıktıktan sonra benim karşıma geçip pufladıktan sonra ciddi surat ifadesiyle amacımı sormuştu. Amacım mı? İlginç.. Demek cidden benden şüphe ediyorlardı. Yani gözlerimi görenlerin hep biraz tuhaf davrandığını görmüştüm. Kimi korkuyordu, kimi sevmiyordu, kimi küfrediyordu. Bunlarda şüphe ediyorlar demek ki. Arkama yaslanıp alaycı bir ifadeyle "Hoo.. Demek gerçek yüzün bu. Neyse ne.. Amacımı soruyorsanız söyleyeyim zaten umrumda değil. Kafama esti ve ilandaki herifin gücünü merak edip geldim. En güzel bulma yönteminin de bu doğum günü olduğunu fark ettim. Yüksek ihtimal yarında giderim." yaslandığım koltuktan dikilip masaya ellerimi koyarak "Şimdi gelelim size. Şüphe ettiğiniz şey nedir?" diyecektim ciddi bir ifadeyle... Bakalım neler dönüyor burada.

Akaba Nimura

Mesaj Sayısı : 50
Kayıt tarihi : 12/08/16
Yaş : 22
Nerden : Gonya

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Yalnız Kurt [Akaba Nimura]

Mesaj tarafından Sponsored content


Sponsored content


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

7 sayfadaki 8 sayfası Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8  Sonraki

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz