Denki Denki No Mi

Aşağa gitmek

Denki Denki No Mi

Mesaj tarafından Misafir Bir C.tesi 05 Mart 2016, 02:12

Meyve Adı: Denki Denki No Mi
Meyve Türü: Paramecia
Meyve kullanıcısına elektrik enerjisini kullanma imkanı sağlar. Enerjiyi başkasını çarpmak için kanalize edip şok verebileceği gibi nesneler üzerinde kullanıp ısıtma, ateş yakma, ısıttığı nesnelere şekil verme gibi şeyler için kullanılabilir.

Meyvenin dezavantajları: Klasik meyve dezavantajları.

Meyvenin rpsi:
Spoiler:
Agachak yola koyuldu. Ezelden beri şamanların pişme yeri olan Sheehan dağlarının içlerindeki yeşil ovalara varmaktı niyeti. Dağların derinlerinde kılıç döven demircileri selamlayarak ve geceleri dahi yol alarak uçsuz bucaksız görünen bir ovaya vardı.
“Savaş için uygun.” diye mırıldandı dört yanına bakınarak. Güneşin altında ruhunu yıkanmaya bıraktı. Saatlerce durdu ve dinledi. Sonunda titremeye ve başka bir gerçekliğin farkındalığına varmaya başladı.

Ovanın üzerinde savaşmayı bekliyordu ama öyle olmayacaktı. Ruhunda karşılaşacağı ilk bilinmez yerin derinliklerinde saklanıyordu. Korkunç bir gürültü duyuyordu. Agachak, daha önce zelzele yaşamıştı ama böylesini değil. Yer yarıldı, korkunç bir boşluk gözüktü. Yerin dibine inmeye karar verdi. Savaşmaktan kaçmayacaktı. Artık maddeden azadeymiş gibi istediğinde uçuyor, istediğinde yerin dibine doğru yürümeden ilerliyordu. Sonra Şeytan’ın karanlık ülkesinin kapısına vardı. İlk düşmanlarını işte o zaman fark etti. Büyük Deniz’in iki bekçisi, yılan soyundan iki ejderha… Yılan olmasına yılandılar ama timsah gibi dört ayakları vardı. İçinde yüzdükleri ateş denizi kadar kızıl dört ayak… Ötede, ateş denizin diğer tarafında Cehennemin Kralı’nın sarayı gözüküyordu.

“Apra ve Yutma! Ey ejder soyu ruhumdaki dinginliğe itaat edin ve beni ateş denizinden geçirip Cehennemin Kralı'na götürün.”
Agachak’ın sözleri iki yılana ulaşınca Apra ve Yutma onu fark ediverdi. Şimdi bu iki dehşetli yaratık onu öldürmeye geliyordu. Şaman onlarla savaşıp diz çöktürmeliydi. Bunu nasıl yapacağını biliyordu. Islığıyla kadim bir nağmeyi çalmaya başladı. “Puhu’nun Türküsü” denilen bilindik bir Yatla namesiydi bu. Baykuşlar kraliçesi, ak renkli Puhu bu nağmeyi duyar duymaz Sheekan dağlarından yerin altına uçtu geldi. Kanatlarını açmış ve gözlerini şamana doğru saldıran iki yılana dikmişti. Uçtu ve baykuşlara özgü ötüşüyle yılanların üzerine gitti. Apra ve Yutma hemen itaat etti ona. Çünkü yeraltının bekçileri yeryüzünün kraliçesi Puhu’ya karşı gelemezdi.

“Var ol Puhu!” dedi Agachak. “Şu yılan soyuna benim adıma emret.”
Bunu duyan baykuşlar kraliçesi hemen baykuş ötüşünü bırakıp insan sesiyle yılanlara emretti.
“İnsan soyunun temsilcisini ateş denizinden geçirin. Cehennemin Kralı'na ulaşsın.”
Böylece Apra ve Yutma yeşil baldırlarını oynata oynata Agachak’ı ateş denizinden geçirdi. Sarayın kapısına bırakılan Agachak kapıyı çaldı. Cehennemin Kralı’nı göreceği için çok heyecanlıydı. Ancak kapıyı Cehennemin Kralı değil şaman ustası açtı. Sevinçli bir ifadeyle aksakalını sıvazlıyordu.
“Aferin çocuk.” dedi Agachak’ı saraya alırken. “İlk sınavı geçtin.”
Agachak titreyerek uyandı. Yeraltında değildi. Ovada çimenlerin üzerinde sırtüstü uzanmış yatıyordu. Yukarıdaki mavi göğe baktı. İlk sınavı geçtiği için mutluydu. Peki, ikincisi ne olacaktı? Ne zaman olacaktı?

Bu sorular için fazla beklemesi gerekmedi. Hava bir anda kararmaya başladı. Akşama daha çok vardı. Güneş mi tutuluyordu acaba? Böyle olmadığını gökyüzünde gördüğü şeyle anladı. Ayağa kalktı.
“Markut!” diye bağırdı coşkuyla. “Dokuz Kartalın Anası!”
Gökyüzünde simsiyah bir kartal uçuyordu gerçekten. Ancak cüssesi gerçek kartallardan çok daha iriydi. Sağ kanadı Güneş’i, sol kanadı ayı örtecek kadar büyüktü. Havanın bir anda kararmasının sebebi buydu.
Karakuş küçük şamana doğru alçaldı. Alçaldıkça karanlık arttı.
“Ruhun karanlığını sun bana ey Güneş Kuşu.” dedi küçük şaman adayı. “Benim adımın anlamı da Güneş. Beni de ört. Dünyanın sırrını görebilmem için karanlıkta bırak beni.”

Şamanın sesi gittikçe artıyordu. Kuş yere indi. Etraf karanlıktı. Ancak yine de her şey görülebiliyordu. Şaman saatlerce yürüyerek kuşun tepesine bindi. Kuş havalandı. Bulutlara uçtu.

Bulutların üzerine ulaştıklarında Agachak burada devasa bir şehir olduğunu fark etti. Bu şehrin kuleleri, üzerine inşa edildiği bulutlar gibi pamuk rengiydi. Etrafı yağmurdan bir surla çevriliydi. Kapısı kar, dolu ve çiydendi. Geçilmez soğukluktaydı. Kartalların anası onu kapının önüne indirdi. Orada onu bir yaratık karşıladı. Bu yaratık esasında küçük bir buluttu ama yürüyebiliyor ve konuşabiliyordu.

“Merhaba.” dedi. “Ben ben bir bilmeceyim. Beni çöz. Tabii yoluna devam etmek istiyorsan.”
Küçük şaman adayı düşünmeye başladı. Karşısında duran her şey ilginçti. Bilmece çok zordu. Ama aklına bir şeyler geliyordu.
“Sen bensin.” dedi küçük buluta.
Küçük bulut gülümsedi.
“Açıkla.”
“Küçükken gökyüzündeki bulutlara baktığımda kendimi küçük bir bulut olarak hayal ederdim. Böylece büyük butluların üzerinde dolaşabileceğimi düşünürdüm.”
“Bilmeceyi çok çabuk çözdün.” dedi küçük bulut. “Bu iyi bir şey değil. Ama bilmeceyi çözenin yolunu açarım ben.”
Küçük Bulut eğilip selamlayarak küçük şamana yol verdi. Küçük şaman da onu selamladı. Ve şimşekler çaktı.

Agachak'ın son hatırladığı şimşeklerin çaktığıydı. Kafası kazan gibiydi. Gözlerini kırpıştırarak açtı. Yine ovadaydı. Markut yoktu, gitmişti. Belki hiç gelmemişti de. Ama ikinci sınavı da geçtiğini hissediyordu şaman. Ruhunda yeni bir dehliz açılmıştı. Dünyayı farklı görüyordu artık.
Yeni sınavının ne olduğuna kafa yormadan yürümeye başladı. Güneşe doğru yürüyordu. Hava dağlarda ender rastlanacak şekilde yumuşaktı. Dağların arasındaki ova ezelden beri şamanların sınavları için geldikleri mekândı. Belki de bu yüzden dünyanın ruhu burada daha bir coşkulu hissediliyordu. Sahi ruhu var mıydı dünyanın? Varsa neresindeydi? Derin denizler dibinde mi, yoksa çöl kumlarının altında mı?

Geçtiği iki sınavı düşündü. Değişik yaratıklarla karşılaşmıştı. Oysa en çok karşılaşmak istediği yaratıkla henüz karşılaşmamıştı; çocukluğundan beri kendisiyle özdeşleştirdiği Semruk’la. Ne çok isterdi onunla karşılaşmayı. Bakır tırnaklı bu kartalın çift başlı oluşunu seviyordu en çok. Çocukken bu kartalın bir başının şaman bir başının da savaşçı olduğunu düşünürdü. Onun gibi bir ikilem barındırıyordu.
Yüreğinden gelen bir çağrıyla Semruk’u çağırdı. Sonraki sınavında onunla karşılaşmayı umut ediyordu. Bu umutla bir kez daha şamanlara has bir ritüeller silsilesiyle kendinden geçti. Uyandığında havada uçuyordu. “Bu sefer neyin üzerinde uçuyorum?” diye düşündü bir an. Ama sonra fark etti. Herhangi bir şeyin üzerinde, sırtında değildi. Uçan bizzat kendisiydi. Uçarken hem batıyı, hem doğuyu tamamen görüyordu. Kanatları olduğunu fark etti. Tanıdık kanatlar… Sonra görüşünün artmasının sebebini anlayıverdi. Dehşet ve sevinci beraber yaşıyordu. Semruk’u çağırmıştı. Öyle çağırmıştı ki kendi bedeni Semruk olmuş, ruhu Semruk’la bütünleşmişti. Kartallara has bir avcı dürtüsü ve özgürlük hissi ruhuna eklemlenmişti. Sevinçle kanatlarını çırptı. Bir batıdaki başını oynattı, bir doğudakini. Sonra başka bir kartal gözüktü. O da Semruk’tu. İki kartal havada dönerek dans etmeye başladı. Dans ilerledikçe yakınlaştılar. Sonra birleştiler havada. Zaten Semruk’tular ama daha bir Semruk oldular. Şaman Semruk olmasının sorumluluğunu biliyordu. Yaşam Ağacı’nı bulup tepesine tünemeliydi. Sınav buydu. Sınavını kendisi seçiyordu artık. Ruhunu serbest bırakıp gökte süzüldü. Sezgileriyle uça uça buldu ağacı. Dünya’dan daha büyük bir ağaçtı bu. Zirvesine çıkmak epey zaman almıştı. Semruk-Şaman ağacın tepesine keyifle tünedi ve huzur bulduğunu hissetti.

Artık sınavlara karşı ruhu bir açlık duyuyordu. O yüzden bir sonraki sınavını çok daha zorlu seçti. “Hazır Semruk’un bedenindeyken Ayaksız’ı yakalayayım” diye düşündü. Ayaksız eskiden beri çocukların Huma kuşuna taktıkları isimdi. Derler ki bu ayaksız kuş ayağa zaten ihtiyaç duymazmış. Çünkü durmaksızın uçar ve yorulmak da bilmezmiş. Küçük şaman bu acayip mahlûku bulabilmek için yıldızlar katına dek çıkması gerektiğini biliyordu. Ama öyle bir özgüvenle dolmuştu ki hemen göğün derinliklerine atıldı. Ne de olsa Semruk’un bedenindeydi. İki başıyla etrafı kolaçan ederek hiçbir şeyi gözden kaçırmadan uçuyordu.
Bin yıldızın ortasında buldu Huma’yı. Kuşların en azametlisi, parlak kanatları ayaksız göğsüyle mağrur biçimde uzay boşluğunda uçuyordu. Şimdiye dek kaç galaksi dolaşmıştı? Kaç yıldızın sönüşüne tanık olmuştu? Küçük şaman bu soruların cevabını bilmiyordu. Onun şu an merak ettiği Huma’yı canlı olarak yakalamanın mümkün olup olmadığıydı. “Belki de,” dedi “Bir yıldızın içine sokmalı onu.”

En yakındaki yıldızın ateşine doğru uçtu. Onun bu cesur hareketini gören Huma da onu izledi. Huma yıldızlardan çekinmiyordu. Çünkü küllerinden yeniden doğabilen bir yaratıktı o. Küçük şaman onu yıldızın içine çekebilirse yakalayabileceğini düşünmüştü. Yine de dikkatli olmalıydı. Her ne kadar Semruk’un bedeninde olsa da bu kartalın da sıcaklığa karşı dayanması zordu. Huma iyice yaklaşınca ona doğru uçtu. Beklenmedik bir biçimde Huma da kaçmadı. Aksine o da Semruk’un üzerine uçup ayaksız göğsüyle başına konuverdi. Küçük şaman çok sevinmişti. Bu kadar kolay olacağını düşünmemişti aslında.

Huma başına konmuştu konmasına ama bu kez başka bir sorun vardı. Yıldıza gereğinden fazla yaklaşmış ve yıldızın çekimine kapılmıştı. Huma’yla birlikte istemsizce yıldızın ateşine doğru sürükleniyorlardı. Ateşin bağrına uçtular ve küle döndüler. Yıldız parlamaya devam etti.
Küçük şaman ovada sırtüstü uzanmış vaziyette uyandı. Korkudan titriyor ve her tarafında bir sıcaklık hissi duyuyordu. Ne var ki dünya aynı dünyaydı. Sadece uyandığı yerde çimenlerin üzerinde bir avuç kül dikkatini çekti. Bir süre sonra kül hiç orada değilmiş gibi kayboluverdi.
Artık şaman olmak için son bir sınavdan geçmek dışında bir engeli kalmamıştı. Böylece yeni sınavını belirlemek için düşünmeye başladı. Huma kuşunu yakaladıktan sonra artık aklına başka bir sınav gelmiyordu.
“Çünkü başka sınav yok.”
Nereden gelmişti bu ses. Ovada yalnızdı. Bir nefes… Bu nefes bir yerlerden tanıdık geliyordu. Savaş meydanlarında çokça hissettiği korkunun nefesi… Ovanın ortasında, yanı başında duran Ulu Şamanı fark eden Agachak irkilerek geriledi. Nasıl fark etmeden bu denli yanına sokulabilmişti bu Ulu Şaman. Böylesi iğrenç bir suratı ilk defa görüyordu. Yanmış ve iğrenç bir yüzdü
“Ne demek başka bir sınav yok?”
Ulu Şaman ayaklarıyla yeri dövüp tekrar konuştu.
“Diğer sınavları geçtiğin için son sınavı da geçmiş sayıldın. Yani konusu ben olan sınavı demek istiyorum.”
Ulu Şamanın gözleri kıpkırmızı parıldıyordu. Ama Agachak o an buna dikkat etmiyordu. Küçük şamanın o sırada merak ettiği ilk dört sınavda acayip, önceleri görmediği canavarlarla içli dışlı olmuşken işin son kısmında nasıl böyle habis bir yaratığın çıkıp geldiğiydi.
“Sen habis bir yaratıksın.” dedi Agachak. “Tamam, yüzün yanmış ama önceki canavarlar kadar ürkütücü bir şey göremiyorum sende. Son sınavın konusunun sen olduğuna emin misin?”

Konuşan Ulu Şaman bu sözlere alınmış gibi yüzünü astı. Hareketlenip pençelerini salladı. O anda daha önce görülmeyecek şekilde vucüduna bitişik duran kanatları çıktı.
“Ben, ruhlar aleminden geldim!"
“Bu durumda artık şaman oldum sanırım.”
Boşluktan cevap geldi.
“Hayır daha iyisi, ruhlar aleminin savaşçı şamanısın sen.”
Küçük şaman sevinçle ellerini çırptı. Yalnız bir noktaya aklı takılmıştı.
“Ben savaşçı olmaktan vazgeçtim.” dedi. “Okumu ve yayımı bıraktım.”
“Bir savaşçı asla…”
Cümle bitmeden Agachak, Ulu Şaman'ın sözünü kesti.
“Artık şu kanatlarını kapat.”
Boşlukta kanatların kapanma sesi geldi. Konuşmasına devam etti.
“Bir savaşçı asla savaşçılıktan vazgeçemez.” dedi. “Şaman da olsa yine okunu ve yayını arar gönlü.”
“Her neyse,” diye karşılık verdi küçük şaman, “Benim savaşçılığa artık pek niyetim yok ama öyle diyorsan madem göreceğiz. Şimdi şaman olduğuma göre artık yurda dönme vaktim geldi.”

“O zaman ye bunu.” dedi Ulu Şaman kırmızı renkli elmaya benzeyen ancak üzerinde kıvrım kıvrım şeyler bulunan bir meyveyi uzatarak. Küçük şaman şaşırmıştı. İkiletmeden meyveyi alıp ısırdı . Garip bir histi. Şimdi Agachak boşluğun üzerine binmiş gibiydi. Oturarak uçuyor gibi görünüyordu. Adeta rüzgâra bineklik ediyordu.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Denki Denki No Mi

Mesaj tarafından Franky Bir C.tesi 05 Mart 2016, 17:32

* Meyven başta '' 10 x 1'' volt elektirik üretiyor. Saf Güce verdiğin her 3 puan için oradaki '' 1 '' rakamı  2 katına çıkar. 30 puanda 10k(10 x 2^10) volt, 60'ta 10m(10 x 2^20), 90'da 10 milyar(10 x 2^30)..v.s

* Elektriğin oluşturduğu hasarı bir çok şey etkiliyor. Akım, direnç v.s gibi. Senin meyvende hepsini volt altınad toplayacağız. Yani ne kadar çok volt, o kadar fazla hasar. Aksi halde çok karışık olur meyven.


* Meyvenle oluşturduğun elektirik akımlarını 1 metre uzağa atabilirsin. Saf Güce verdiğin her 5 puan için bu mesafe 2 katına çıkar.

* Kendi oluşturduğun elektriğe bağışıksın ama kontrol statın düşük olursa hasar alabilirsin. Onun dışındaki elektirik bazlı saldırılar seni normal etkiliyor ama ileride bağışıklık üzerine bir ek güç alabilirsin.

* Başlangıçta 1 dakika aralıksız elektirik akımı üretebilirsin. Daha sonra 61 dakika dinlenmen gerekir. Süre Statına verdiğin her puan için fazladan 1 dakika süre kazandığın gibi yenilenme sürende 1 dakika düşer.

* Oluştuğun volt'a göre şu tarz etkileri olacak:

100 Volt: Normal insanlara zarar verir.

500 Volt: Normal İnsanları anlık olarak öldürür.

1.000 Volt: Tahta,ağaç, kağıt ...v.s gibi noktalarda ateş yakabilrisin. Rakiplerini çarptın mı yakar.

10.000 Volt: Yapılara minik hasarlar verebilirsin.

100.000 Volt: Metalleri ısıtabilirsin.

1.000.000 Volt: Metalleri eritebilirsin.

10.000.000 Volt: Kaya gibi iletken olmayan şeylere yüksek hasarlar verebilirsin.

.
.
.

Fiyat: 5.000.000 beli

Franky

Mesaj Sayısı : 401
Kayıt tarihi : 08/01/16

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Denki Denki No Mi

Mesaj tarafından Misafir Bir C.tesi 05 Mart 2016, 18:14

* İlk başta enfazla mum yakarsın. Saf Meyve Gücü 5 iken insanları yaralayabiliecek kadar güçlü olur, 10 iken ağır yanıklar bırakabilir, 15 iken yapilarada zarar vermeye başlarsın, 20'de flamethrower gibi olursun.
* Bazı özel durumlar dışında kontrol alt dal puanın , saf meyve gücünden düşük olursa kendi alevlerinden de hasar alırsın. Atese dayanıklılık simdilik yoktur. İleride ek güç olarak alınabilir.
* Normalde meyvelerde süre ile ilgili olan alt dal senij günlük alev oluşturma limitini belirliyor.
* Alev yutamazsın.

Fiyat: 3m

öncelikle ilginize teşekkür ediyorum. Meyveye epey zaman harcamışsınız anlatmak için ama 5m çok değil mi ? Yanlış anlamadıysam şöyle oluyor;

Saf meyve gücüm 5 iken 20 volt atıyorum insanları gıdıklar
Saf meyve gücüm 10 iken 80 volt atıyorum biraz canlarını yakabilir
Saf meyve gücüm 15 iken 320 volt atıyorum normal dayanıklılığı olanlara ağır hasar verebilir
Saf meyve gücüm 20 iken 640 volt atıyorum ancak normal dayanıklılıktaki insanları öldürebiliyorum. Diğer arkadaş flamethrower oluyor ama 3m ödüyor Shocked

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Denki Denki No Mi

Mesaj tarafından Franky Bir C.tesi 05 Mart 2016, 18:29

Uzun vadede senin meyven daha güçlü. Ayrıca süre olayı var. Uzun süre o akımı devam ettirirsen daha fazla hasar verir.

Franky

Mesaj Sayısı : 401
Kayıt tarihi : 08/01/16

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz