[Kuzu-Felthorn]Ejderhalar ve Korsanlar

1 sayfadaki 2 sayfası 1, 2  Sonraki

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

[Kuzu-Felthorn]Ejderhalar ve Korsanlar

Mesaj tarafından West Blue Anlatıcı Bir Perş. 17 Mart 2016, 22:44

Sandalla beraber üç günlük bir yolculuk yapıyorsunuz. Sandaldai yiyecek ve içecek olmadığı için yolculuğunuz hiç rahat geçmiyor. İkinci günden sonra Fethorn ciddi ciddi Kuzuyu yemeyi düşünmeye başlamıştı. Neyseki iradesi ve direnci epey yüksekti ki böyle bir şeye kalkışmamıştı. Kuzu içinse durum biraz daha vahimdi. O kadar güçlü ve dirençli olmadığı için iyice bitkinleşmişti. Bir iki kere balık yakalamayı denesenizde elinizdeki ekipman eksikliği yüzünden bu işide pek becerememiştiniz.

Gemi Kuzunun rotacılık bilgisi sayesinde bir sorun yaşamadan ilerleyiyordu ama tam olarak nereye gittikleride meçhuldü. Kuzu gemi ile uğraşırken Fethornda bazı yeni ve ilginç güçlere sahip olduğunu fark etmişti. Artık sınırlı bir süre için bir kurda dönüşebiliyordu. Meyvesi onun fiziksel kabiliyetlerini hatrı sayılır bir ölçüde geliştiriyordu.

Üçüncü günün ortalarında dağa güneş en tepenizde sizi bir güzel kızartırken ilerinizde bir kaç tane ada fark ediyorsunuz. Uzaktan incelediğiniz kadarıyla bir birine çok yakın mesafedeki onlarca irili ufaklı adadan oluştuğunu fark ediyorsunuz. En büyükleri 50-60km çapındai en küçükleri ise 140 metre çapından biraz küçük görünüyor. Adalardan ortalama 20-30 km uzaktasınız. Rüzgarın yardımıyla adalardan en yakınına 2-3 saatte ulaşabilirsiniz ama saat epey geç olur. Yada kürek çekmeyi denerseniz 1 saate varabileceğinizi düşünüyorsunuz ama bu durumda da gereğinden fazla yorulursunuz.

_________________
avatar
West Blue Anlatıcı

Mesaj Sayısı : 65
Kayıt tarihi : 17/01/16

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: [Kuzu-Felthorn]Ejderhalar ve Korsanlar

Mesaj tarafından Misafir Bir Cuma 18 Mart 2016, 00:22

Pek uzun sürmeyen yol arkadaşlığımıza hızla devam ediyorduk. Adını bile bilmediğim bu kişiyle en son 3 günlük bir yolculuğa açılmıştım. Yaşım halen böylesine maceralara uygunken, bunları yapabilmekten keyif alıyordum. Bu 3 günlük yolculuk sırasında pek çok sıkıntımız olmuştu ancak bunlardan en büyüğü karşımdaki kuzu giysili kişinin açlığım sırasında bana çok cazip bir yiyecek olarak gelmesiydi. Onca yılın verdiği sabır katsayısı sayesinde buna karşı koyabiliyordum ancak daha fazla uzun sürmesi halinde kontrolümü kaybedip ona saldırmaktan korkuyordum.

Yediğim garip meyvenin bundaki payı aşırı fazlaydı. Yamyamlığın, zihnimdeki fikirlerle ne kadar gereksiz olduğunu birçok kez parlatmıştım aklımda. Yine de şimdi o kadar da uzak bir noktada değildim.

Bugünkü yolculuk diğer yolculuklardan daha da zorlayıcı geçiyordu. Tepemizde bizi kızartan güneş açlığımın artmasına neden olmakla kalmıyor; beni daha fazla yorup, susatıyordu.

Gözlerimi güneşten arındırmak için gözlerimi iyice kısıp çökmüş göz altlarımın belirginleşmesine neden olmuştum. Az da olsa işe yarıyordu. Bunun sayesinde gözlerimi Kuzu'nun kalçasına kadar kaldırdım. Gereğinden fazla o noktaya odaklandığımı fark edip kafamı olabildiğince yukarı çektim. Sulu bir but gibi gözüken kalçasına aklımdan silmeye çalışarak ne yaptığını izlemiştim bir süre. O da benim gibi sessiz biri sayılırdı. Tabii ki şimdilik böyle düşünüyordum. Belki de yalnızca benden çekiniyordu veya beni tanımadığı için bu haldeydi. Bunlar pek önemli değildi. Sessizliği sevdiğim için şuan denizin tahta sala çarpışından ve bizi hafifçe sallandırışından keyif alıyordum.

Sessizliğimi koruyarak gözlerimi etrafta gezdirmeye başlamıştım bu sırada. Sonuna kadar kısılmış gözlerim bir yere gelinceye kadar hareket etmeye devam etmişti. Hatta o noktayı geçip ne kaçırdıklarını fark ederek noktaya geri dönmüşlerdi. Normalde pek etrafının farkında biri değildim ancak bunu görebilmiştim. Eğik vücudumu düzeltip gözlerimi gölgelemek için elimi kullandım. Gözlerim yeterince açılabildiğinde iyice neler olduğuna bakacaktım.

Adalar... Aramızdaki mesafeyi tahmin edemediğim bir sürü adacıktan oluşan bir bölgedeydik. Elimi perdelediğim gözlerimden çekip salın tahta oturmalık kısmına oturmuştum.

Kürekleri, salı uygun bir konuma getirmek için kullanacak ve gözüme kestirdiğim en uygun adaya doğru kürek çekmeye başlayacaktım. Bu sırada nefes harcamayı pek doğru bulmasam da Kuzu'ya "Şu adalara yaklaşacağım. Eğer gözüne daha iyi bir yer gibi gelen bir ada varsa beni oraya yönlendirirsin. Nefesimi bir süre kürek çekmeye ayıracağım o yüzden cevap vermezsem alınma." diyecektim.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: [Kuzu-Felthorn]Ejderhalar ve Korsanlar

Mesaj tarafından Misafir Bir Cuma 18 Mart 2016, 01:34

Temiz cilalı sandalın arkasındaki pupa yelkenini andıran yelken bizi daha önce hiç görülmemiş yerlere götürüyordu. Burada ne gibi yaratıklar var insanın merakını açıyor doğrusu, daha önce hiç insan gelmiş midir diye düşünmeden edemiyorum. Belki pagan tanrı cevabını biliyordur, o yaşamın gittiği her yere gider değil mi? Her şeyi bilmese ona tanrı demezdik, değil mi sevgili kurt?

Haklıyım evet! O her şeyi biliyor olmalı, denizin inanılmaz durgunluğu her ne kadar insanı korkutuyor olsa da yüksekten uçan kuşlarda böyle hissediyordur elbet. İnsanlar anlamıyor tabi, ben gidince anlamışlardır. Ama bir kısmı öldü, kalan kısmı anlamıştır belki de. Ben gidince anlayacaklarını biliyordum, güneş her ne kadar vücudumu kızartıyor olsa da kavrulan bedenimi kürküm koruyacaktır. Daha da sıcak basacak ama yeterince terleyince beni koruyucu etkisi de olur değil mi?

Çok garip bir yer dış dünya, etrafta yeşilden çok mavi var. Hiç besi hayvanı da görmedim, ekmek denen bi şeyleri var. Hurma suyuna şeker diye bir şeyleri var bir de, onun tadı güzeldi ancak sevgili kurt bazen yemekte et ister. Benim gerçek bir kuzu olduğumu fark etmesin diye her ne kadar kurt maskesi takıyor olsam da belki de kuzu olduğumu anlamıştır. Eğer öyleyse beni yeme ihtimali de vardı.

Günler böyle geçiyordu, bazen kızıl güneş denizi delip taa diplere kadar ilerliyordu. Sonrasında yeni pişmiş demiri suya batırmışsınız gibi bir iki parçalık yuvarlanan haleye dönüşüp yok oluyordu. Dış dünya gerçekten çok garip, insanların hiç birisi bunu izlemiyor bile. Dans eden insanlar da yok. Konuşan insanlar da yok, çok garip. Biz neden erzak almadan çıktık onu da bilmiyorum. Bir yere varacaktık elbet. En kötü hep kuzeye gidersek yine aynı yere gelirdik değil mi, hem belki çok ilerilerde köpükleriyle vahşet saçan dalgaları da görebilirdik. Benim tanrım onları yarattı biliyor muydun sevgili kurt?

İleride ne görüyorsun sevgili kurt? Gözlerin yoksa bir kaç ada mı görüyor! Ne kadar güzel... Sonunda yüzen tahtalardan başka bir şey göreceğiz. Küçük pruvamızı oraya yöneltmeliyiz. Yelkenler bizi götürecektir oraya! Çok uğraşmayalım, evet evet. Efendi Felthorn uğraşabilir ama bizim uğraşmamıza gerek yok. Biz zayıfız ama ona tezahürat yapabiliriz! Ayağa kalkıp biraz dengesiz de olsa "Neden Kuzu'yum ben bilmiyorsunuz değil mi!?" diyecek ve geri yerime oturup toynaklarımı tahtalara vurarak "Pagan tanrı beni kuzu olarak yarattı. İnsan olarak dünyaya geldiğiniz için anlamanız zor, evet evet o da bunun farkında Sevgili Kurt. Özür dilerim sizi tanıştırmayı unuttum." diyerek yanımı gösterdim pekala gerçekte bir boşluktu ancak benim için orada bir kurt bulunmaktaydı "Bakın efendi Felthorn sevgili kurtta sizi sevmiş gibi. Bence yapmamanız gereken şey, kürek çekmek diyor. Güneşin altında uzun süre kaldınız ve Kuzu da yardım edemez size diyor. Rüzgar arkamızda sadece pupa yelkeninin gölgesinde beklemelisiniz, evet evet öyle diyor." demiştim çok sıcak kanlı bir ses tonuyla.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: [Kuzu-Felthorn]Ejderhalar ve Korsanlar

Mesaj tarafından West Blue Anlatıcı Bir Paz 20 Mart 2016, 19:48

Felthorn sandalın ortasına geçip küreklere asılmaya başlıyor. Kurt'un muazzam gücü sayesinde her çekişte epey bir yol alıyorsunuz. Buda bir saat olarak tahmin ettiğiniz yol 45 dakikadan biraz daha kısa sürede bitmesini sağlıyor. Açlığı ve kavurucu güneşle birleşince bu 45 dakikalık fiziksel uğraş Felthorn'u iyice yoruyor.

Ortalama büyüklükte ve göreceli olarak merkezi bir konumdaki bir adaya varıyorsunuz. Ada görünürde tropik iklimin hüküm sürdüğü bir adaya benziyor. Yolun son 200-300m'sinde suyun derinliği bir kaç yüz metreden bir kaç metreye ardından ise bir kol uzunluğuna düşüyor. Sahile varınca gemiyi uygun konuma getirip iniyorsunuz. Etrafınıza baktığınızda çok sayıda palmiye ağacını fark ediyorsunuz. Bulunduğunuz ada bir kaç kilometre çapında. İlk izleniminize göre adada yaşayan kimse yok. Bir kaç ağacın üstünde ise hindistan cevizleri var.

Yaşlı kral fark etmemiş olsada Kuzu ileride bazı ağaçların üstünde büyük yeşil salkımlar görüyor. Üzüm salkımı gibi ama çok daha büyük.


Kuzucuk imzanı yap yoksa seni kapması için Fenrir'i gönderirim.

_________________
avatar
West Blue Anlatıcı

Mesaj Sayısı : 65
Kayıt tarihi : 17/01/16

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: [Kuzu-Felthorn]Ejderhalar ve Korsanlar

Mesaj tarafından Misafir Bir Ptsi 21 Mart 2016, 21:48

Uzun yolculuklar bitmeye mahkumdur değil mi sevgili kurt? Efendi Felthorn seni pek umursamamış olsa da onu görmezden gel. Senin gücüne kadir değil, kendini gerçek bir kurt zannediyor. Güçlü elbet ancak sana denk değil buna eminim. Anlamadığı için böyle davranıyor ama ona yardım edersen elbet gücünü anlayacaktır. O yüzden sende küreklere asıl, ah! Evet! İşte böyle! Daha hızlı! Evet! Böyle!

"Açlıkta son bulacak, değil mi kuzucuk." Evet bulacak sevgili kurt, sonunda adaya çıktığımız için şanslıyız. Bak, sen yardım ettiğin için sonunda karnımız doyacak; her ne kadar Efendi Felthorn görmemiş olsa da senin yardımın sayesinde bu kadar hızlı geldik. Bu kaosu senin kırman sayesinde buralardayız, teşekkür ederim. Ben de seni insanlarla tanıştıracağım ancak seni görmelerine izin vermelisin yoksa bu yanlış olur. Bak ne de güzel bir yer! Eminim kendini göstermeni isteyecek kadar iyi insanlar burada vardır!

"Hayır kuzucuk beni sadece sen görebilirsin.", hayır sevgili kurt yanlış düşünüyorsun. Yaşamla var oldun ancak hala cehalet tanrısısın. Yürekten sana inanan her kimse seni görebilir, buna inanmamak senin cehaletin olur. Mesela ilerideki garip şeyler, bak tane tane bir araya gelmişler ancak onları keskin bir göz görebilir. Hala inanmıyor musun sevgili kurt, o zaman şu tepedeki kahverengi toplara ne diyeceksin? Onları herkes görebilir mi? Görseler bile ne olduğunu bilmediklerinden dokunmaya cesaret etmedikleri için deneyebilirler mi? Hayır, çünkü bilmezler sevgili kurt bilmezler.

Belki de efendi Felthorn'a sormamız gerekli hızlı adımlarla önüne geçip toynaklarımı vurarak dans ederek "O ilerideki şeyler nedir? Peki ya bu kahverengi toplar? Yenilebilirler mi? Tane tane duruyorlar, sanki yenebilirler. Tadı nasıldır peki onların? Çimen gibi midir, et gibi midir yoksa ekmek gibi midir? Peki ya nasıl yaşarlar, yemek yemeden? Onları yemek beni katil yapar mı? Kurt da ilk defa görüyor, inanmadığınız için onu duyamazsınız ama o da merak ediyor!" diyecektim heyecanlı bir şekilde.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: [Kuzu-Felthorn]Ejderhalar ve Korsanlar

Mesaj tarafından Misafir Bir Çarş. 23 Mart 2016, 00:12

Bir süre sessizce kürek çekmiştim ve yol arkadaşımın bir sürü deli saçması mırıldandığını işitmiştim. O kadar garip şeyler söylüyordu ki bir ara istemeden yüzümü ekşitmiştim. Bunca açlık ve susuzluğun içinde garip cümleleri duymak paslı kulaklarım için pek kolay değildi. Daha doğrusu hazmedilebilir değildi. Bir zamanların kralının ne hallere düştüğünü görse belki benden tiksinirdi.

...

Tahta sala çarpanların yalnızca dalgaların sesi olmadığını anladığımda karaya çıktığımızı fark etmem güç olmamıştı. Fazlasıyla yorulmuştum. Benim gibi dayanıklı bir adam bile bunca işe yorulurdu zaten.

Etrafa detaylıca bakmak gibi bir işle uğraşamamış olsam da birkaç hindistan cevizi görebilmiştim. Güzeldi ancak hindistan cevizinin yalnızca suyundan yararlanabilirdik. Yani yiyebilirdik de ancak doyurucu olmazdı. Bu yüzden bir şeyler avlamanın doğru olabileceğini düşünüyordum. Bu sırada yol arkadaşım Kuzu konuşmaya başladı.

"O ilerideki şeyler nedir? Peki ya bu kahverengi toplar? Yenilebilirler mi? Tane tane duruyorlar, sanki yenebilirler."

Sonrasında konuşmaya devam etse de bir nedenden dolayı sesi boğuklaşmıştı. Belki yalnızca duymamazlıktan geliyordum belki de yalnızca aşırı odaklanmıştım. Söylediği yöne baktığımda üzüme benzeyen ancak üzümden daha büyük olan bir salkım fark etmiştim. Yol arkadaşımın bunu fark etmesi aşırı güzeldi. Çünkü az önce hem açlığımızı hem de susuzluğumuzu gidermiş sayılırdık.

Bir süre soluklandıktan sonra konuşmaya başlayacaktım.

"Madem hepimiz merak ediyoruz deneyelim, nasıl tatları varmış görelim. Ancak bunu yapmak için arkadaşın Kurt'un yardımına ihtiyaç duyabilirim. Hem nasıl olsa ben de bir kurtum. Onunla iyi anlaşabilirim.

diyecek ve yarı iğneleyici yarı keyifli sohbetimi şimdilik sonlandıracaktım. Finalimi hafif bir kahkahayla bitirecektim. Yaşlı insanların saçma şeylere neden bu kadar güldüğünü bir yaşlı olduğumda anlayabiliyordum.

Ulfbjørn'umu çıkarıp hindistan cevizi bulunan ağaçlardan birine birkaç sağlam darbe indirecektim. Birden fazla hindistan cevizi düşene kadar sürdürecektim bu işlemi. Düştüğündeyse birinin ucunu delerek yol arkadaşıma uzatacaktım. Diğerini ise ben içecektim.

Out: Angrboða'ya tapan adama ne dediniz şindi ama. Hemi de adını kuzeyli isimlerinden almışken. Hemi de adasının adı Norweighr iken. Hemi de kılıcı, tekniği, meyvesi, geçmişi Viking Saga'ya dayanan birine.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: [Kuzu-Felthorn]Ejderhalar ve Korsanlar

Mesaj tarafından West Blue Anlatıcı Bir Perş. 24 Mart 2016, 01:03

Felthorn ağaçlardan birinin yanına gidip devasa kılıcıyla vurmaya başlıyor. Bir vuruyor , iki vuruyor, üç vuruyor ama tık yok. Ağaçtan bırakın ceviz düşürmeyi yaprak bile düşüremiyor çünkü silahı fazla büyük. Bir iki kere daha vurduktan sonra ağaç Ulfbjørn'un sert darbelerine dayanamayarak büyük bir gürültüyle sola doğru düşüyor. Ağacın düşüş yolunda kimse olmadığı için bir sorun çıkmıyor. Ağaca daha dikkatli baktığında kılıcının onu haşat ettiğini fark ediyorsun. Hemen hemen savurduğun tüm darbeler ağacın ortasına kadar kesmiş.

İstemediğin bir şekilde bile olsa hindistan cevizlerine ulaşıyorsun. Güzellerinden iki tane seçip hazırladıktan sonra birini Kuzuya verip diğerinide afiyetle kendi midene indiriyosun. Hindistan cevizleri ile işiniz bittikten sonra salkımlara doğru yola koyuluyorsunuz. 75 bilemedin 100 metre sonra  üzüm sandığınız şeyin yanına vardığınızda sizi iki şok bekliyor. Birincisi üzüm sandığınız şey muzmuş. İkincisi ise muzların pek sizin önceden gördüğünüz muzlara benzemiyor. Renkleri yeşil olduğu gibi normal muza göre epey şişman duruyorlar. Çekinerekte olsa bir iki tane muzu alıp yiyorsunuz. Ağzınıza alıştığınız tatlı muz tadı yerine tuzlu bir tat geliyor. Tat farkının yarattığı hoşnutsuzluğa rağmen 7-8 muzla midenizi dolduruyorsunuz.

Karnınız doyurup, susuzluğunuzu giderdikten sonra etrafınızı daha dikkatli incelemek için fırsatınız oluyor. Daha öncesinden farklı bir şey bulamıyorsunuz. Tropik iklime sahip basit bir ada gibi duruyor.


Zamandan kazanmak için ufak gereksiz kısımları atlıyorum. Bu yüzden salkımların oraya gittinizi varsaydım. Salkımlara doğru yürürken kendi aranızda konutuğunuzu yada basit şeyler yaptığınızı varsayabilirsiniz. Birde Felthorn, ne yollayaydık Namea Aslanı mı? Kuzuya kurt gönderilir.

_________________
avatar
West Blue Anlatıcı

Mesaj Sayısı : 65
Kayıt tarihi : 17/01/16

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: [Kuzu-Felthorn]Ejderhalar ve Korsanlar

Mesaj tarafından West Blue Anlatıcı Bir Cuma 25 Mart 2016, 23:05

İlk pasiflik uyarısı.

_________________
avatar
West Blue Anlatıcı

Mesaj Sayısı : 65
Kayıt tarihi : 17/01/16

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: [Kuzu-Felthorn]Ejderhalar ve Korsanlar

Mesaj tarafından Misafir Bir C.tesi 26 Mart 2016, 02:53

Efendi Felthorn ağaca çıkmıştı ve o garip şeyleri almaya çalışmıştı. Ondan önceyse bana kurtla iyi anlaşabileceğini söylemişti ancak kurt kimseyle iyi anlaşmaz bunu bilmiyor sevgili kurt. Sen yalnızca kuzunun etrafında gezen bir kurtsun lakin onun gözleri bunu görmekte yetersiz çünkü geçmişin fülleri ile sarılmış. Ah, ne kadar yazık ki geleceği ve gerçekleri göremiyor. Senin bir şeklin yok lakin bana kurt gibi gözüküyorsun, çünkü her kuzu kurda ihityaç duyar. Eminim ki ona da kuzu olarak gözükeceksin çünkü herkesin yaşamak için bir nedene ihtiyacı var. Bu seferlik mazur gör sevgili kurt ve ona yardımcı ol.

Her kuzu yaşamak için kaçmaya ihtiyaç duyar sevgili kurt, Kurt'sa yaşamak için kuzuya ihtiyaç duyar. Karnını doyurmalıdır ancak kovalamalıdır, kuzuysa kaçmalıdır. Bunu anlayamıyor insanlar, sen onlara yardım etmezsin ayrıca. Sen onlara yardımını bahşedersin onlarsa sana dualarıyla ödeme yaparlar. Ah, yaşlı adam... Asla anlamıyorlar gerçeğin gözlerinin önünde olmasına rağmen. Bana hediyeler veriyor, yiyecek tuzlu şeyler ancak bana değil kurda vermeli...

Bana verdiği şeyi yedikten sonra derin bir nefesle "Bu verdiğin şey çok yumuşak ve tuzlu ama çok susadım." dedikten sonra suyumu içmiştim ve ne yapacağımıza karar vermesi için efendi Felthorn'u beklemeye koyulmuştum.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: [Kuzu-Felthorn]Ejderhalar ve Korsanlar

Mesaj tarafından Misafir Bir C.tesi 26 Mart 2016, 18:20

Kılıcımla uzunca bir süre vurmuştum ağaca. Ancak titreşimden meyvelerini vermeye ağaç gayretime dayanamamış ve yıkılmıştı. İstediğim gibi sulu çıkmışlardı. Bunun için az önce yıktığım ağaca minnettardım. Her ne kadar onu vahşice yıkmış olsam bile onun yok oluşu yalnızca bir başlangıç olmuştu. Artık içimizde yaşayacaktı sonuçta. Bir bütünün parçası olacaktık.

Su ihtiyacımızı giderdikten sonra karnımızı doyurmak için salkımların yanına gitmiştik. Ancak onlar aslında garip yeşil muzlarmış en başından beri. Muzlardan birini alıp tadına baktığımda tuzlu olduğunu anlamıştım ancak gayet doyurucu olduğundan yemekten çekinmemiştim. Partnerimse tuzlu olmalarından dolayı tekrar susadığını söylemişti. Haklı sayılırdı. Bu yüzden aklıma bir fikir gelmişti.

Eğer kaldıysa, kestiğim ağacın yanına gidip geriye kalan hindistan cevizlerinden 2 tane daha yanıma alacaktım.

Bunları yaptıktan sonra "Kurt'a da vermek isterdim bu sulu şeyden ama onun ihtiyacı olmadığına eminim. Ayrıca benim yardımıma da ihtiyacı yoktur. Kendisini anlayabiliyorum. Buna inanmayabilir belki ancak çok önemli değil. Şimdilik. Haydi, şu adayı keşfe çıkalım." diyecek ve önden yürümeye başlayacaktım adanın kalbine doğru.

Out: Turu yazarken bir şeyleri atladığımdan turu editledim, bilginiz olsun.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

1 sayfadaki 2 sayfası 1, 2  Sonraki

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz