Donsuz Zebaniler (Bacon - Akubaru - Groli - Belle)

4 sayfadaki 6 sayfası Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6  Sonraki

Aşağa gitmek

Geri: Donsuz Zebaniler (Bacon - Akubaru - Groli - Belle)

Mesaj tarafından Misafir Bir Paz 13 Mart 2016, 22:44

Deniz manzarasında içkisini yudumlamak, hem bünyesine hem de ruhuna iyi gelmişti Bacon'un. Vücudundaki yaraların acısı alkolün etkisiyle hafiflemeye başlamıştı. Kafayı bulmaya başladıkça gevşiyor, içini kaplayan sıkıntı da buz gibi çözülüyordu. Kaptanın tüm içki stoğunu bitirmek ister gibi hızlanıyordu her kadehte. Kendini durdurmaya niyeti de yoktu, bu adama ne kadar masraf çıkarsa o kadar keyiflenirdi. Sonuçta kendisine geçirmek isteyen ilk o olmuştu. İçkileri yuvarlarken, küçük hesaplarla intikam alıyordu aklınca.

Bacon karşısında ona eşlik eden kaptanın ne kadar küstah olduğunu düşünürken, bakışlarını limanda gözüken tayfasına çevirmişti. Yüzünde istem dışı, sinsi bir gülümseme belirmişti tam o anda. Adamları saymaya koyulduğunda yeni yüzler de gözüne çarpmıştı direk. Gördüğü manzaradan, yeterince yokmuş gibi aralarına yeni ucubeler katıldığını anlamıştı.

İlk önce vücuduyla, gözlerini mor saçlı kadından aldıktan sonra da başıyla, geminin kaptanına döndü tekrardan. Gözlerini kaydırıp gemiyi tekrar süzdükten sonra, bu geminin onlar için iyi bir seçim olup olmadığını tekrardan düşünmeye başlamıştı. Aralarına yeni katılanlarla birlikte epey kalabalıklaşmışlardı. Kafasında, hepsine yetecek yer olup olmadığı konusunda yeni endişeler uyanmaya başlamıştı. Kısa süre kafasındakileri tarttıktan sonra, fikrinin değişmesi zor olmadı. Daha büyük bir gemiye ihtiyaçları vardı.

"Gemiyi almaktan vazgeçtim." diyerek doğruldu hızlıca yerinden. Gözleri karşısında oturan adamı tepeden süzerken, "Bununla ilgili bir sorunun varsa söyle, orospu çocuğu. Yoksa git kendine başka kerizler ara. Biz gidiyoruz, al bu gemiyi de götüne sok." dedi, sözünü sakınmadan. Sözleri bittikten sonra borda iskelesine doğru yönelmişti. Akubaru'nun yanına gidecekti hızlıca. Yürürkense gözlerini kızıl kafalı herifin üzerinden alamıyordu. Bu nasıl bir ucubeydi böyle? Bacon gibi çevresi ucubelerle dolu biri için bile fazlaydı bu. Oraya gittiğinde Groli'nin yüzüne bakacak ve "Senin yüzüne n'oolmuş?" diyecek, ardından hemen Akubaru'ya dönerek "Daha büyük bir gemi bakmaya karar verdim, limanda ilerleyelim." diyecekti.

Aklında Kruvazör veya Muhrip tipi bir gemi vardı. Okyanusun ortasında bu tiplerle kıç kıça yol alırken, karaya olan özlemini aşk boyutuna getirmek istemiyordu. Rahat edecekleri büyük bir gemiye ihtiyaçları vardı bu yüzden. Gemilire bakınırken dikkat edeceği ilk şey, mürettebatın çevrede olup olmayacağıydı. Onlara zorluk çıkartacak tiplerden kaçınacaktı. Boş ya da güvertesinde az sayıda kişi olan bir tane bulmak istiyordu. Çünkü gemiyi ya çalacaklardı ya da savaşarak gasp edeceklerdi.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Donsuz Zebaniler (Bacon - Akubaru - Groli - Belle)

Mesaj tarafından Misafir Bir Ptsi 14 Mart 2016, 00:38

Normalde Agachak'ın öfkeden kudurup bu eksik etek hatunu öbür dünyaya çoktan göndermesi gerekiyordu, cehennemde cayır cayır yanması için. Ancak kendini Belle Valaine olarak tanıtan bu kadın, Agachak'la acımasızca dalga geçmiş olmasına rağmen Agachak ona öfkelenmedi. Buna kendi de hayret etti. Aksine hoşuna gitti bu durum. Kadın kendisiyle konuşurken yüzüne bakamıyordu, her ne kadar hakaret içerikli sözcükler kullanıyor olsa bile, aynı bir Satan dini rahibesi gibi, konuşurken yüzüne bakmıyor ona saygı gösteriyordu. Agachak'ın ona şuan cevap verip dini anlatmaya çalışması, abesle iştigal olurdu. Önce aradaki buzların erimesi gerekirdi, bunun için tartışmamaya karar verdi.

Agachak, bu kadını şöyle alıcı gözle bir süzdü. Pembemsi mor saçları, dalgalı olarak o güzel yüzünü çevreleyerek omuzlarına dökülüyordu. Gerçi biraz dağılmış gibiydi. Agachak bardayken bir herifin kucağında görmüştü onu, belki de o zaman dağılmıştı saçları. Kaşları, sanki bir kalemle özenle çizilmiş gibi mükemmel duruyordu. Bu mükemmel kaşların altındaki gözleri ise, ok gibi kirpiklerinin arasından, mavimsi mor bir güneş gibi ışıl ışıl parlıyordu. Agachak, Belle'nin gözlerine baktığında bir çok duygunun birden içinde uyandığını hissetti. Zalimlik, lakaytlık, gülmek, nazlanmak, alay etmek... Al yanakları, dolgun kırmızı dudaklarıyla tam bir bütünlük oluşturuyordu. Ağzının içinde dişleri bir inci tanesi kadar beyazdı. Çok güzel bir yüzü vardı kısacası.

Agachak'ın gözü aşağılara doğru kaymaya devam etti, bembeyaz gerdanı elbisesinin içinden oldukça davetkar duruyordu. Pamuk gibi yumuşacaktır kesinlikle diye düşündü Agachak. Bu beyaz ten, saflığı, el değmemişliği ifade ederdi Agachak için. Ancak Agachak bu kadının öyle olmadığını biliyordu. Agachak bunları düşünürken içinde oluşan o karşı konulamaz gerdanı okşama hissini zorlukla bastırdı. Aşağı doğru indikçe vücudunun en dikkat çekici yerine geldi. Göğüsleri, oldukça büyük ve yuvarlak biçimli, mızrak gibi dimdik karşıyı gösteren göğüsleri. İlk gördüğü andan itibaren dikkatini çekmişti Agachak'ın. Çekmeyecek gibi değildi ki, elbisenin oldukça cüretkar dekoltesi, o muhteşem göğüslerin çatalını bırak, arasını gösteriyordu resmen. Göğüsleri, elbisenin içine zorla sokularak tutsak edilmiş gibiydi, sanki elbiseyi patlatıp dışarı çıkmak için can atıyor gibiydiler. Hemen altındaki incecik beli ise göğüslerini ve kalçasını olduğundan da büyük gösteriyordu.

Elleri, hiç ama hiç bir dövüşçünün ellerine benzemiyordu. O eller belkide bir erkeği nasıl mutlu edeceğini çok iyi biliyordu. Ama Agachak'ın ilgilendiği kısım, o elleriyle tutacağı bıçaktı.
Agachak, Belle'yi bir Satan rahibesi olarak hayal etti. Bir ayindeydi, üzerinde siyah ayin kıyafetleri vardı ve oldukça da yakışmıştı, tütsüleri yakıyordu sırayla. Ardından kutsal duayı ederken, geleneksel ayin dansı yapıyordu. Belle'nin o şuh ayin dansını yaptığını hayal etmek bile, içinde bir kıpırtı uyandırmıştı Agachak'ın.

Hayalin devamında, Belle dua bittikten sonra, önceden yakalanmış kediyi elinde tuttuğu gümüş ayin bıçağıyla ustalıkla kesiyor bu sırada da şuh bir kahkaha atarak mutluluğunu belli ediyordu. Kedinin kanını gümüş bir kadehe doldurup, Agachak'a uzatıyordu içmesi için. Ardından aynı kadehten kendisi içiyordu kalanı. Kurbanı keserken, kalçalarına kadar kanın içinde kalmıştı. Yürürken ona arkadan baktığını hayal eden Agachak, o eski büyük ayinleri hatırladı. Rahibeler kan içinde yüzerdi. Şimdi Belle'yi o halde hayal etmeye başladı. Kalçalarına kadar gelen kanın içinde yürüyordu zevkle. Ayin kıyafetleri tamamen kana bulanmıştı.

Satan dininin bazı aşırı fanatik rahibeleri, kutsal kitaptaki bir bölümdeki saflık kelimesinin kendi yorumlarınca ayine çıplak olarak katılırlardı. Bu şekilde tanrı katında saf olduklarını söylerlerdi. Agachak şimdi Belle'yi o halde hayal etmeye başlayacaktı ki limana geldiler. Gece yatarken hayal ederim artık diye düşünüp sonraya erteledi Agachak.

Öndeki devciğin onları götürdüğü yer, iğrenç bir sağlık merkeziydi. Agachak burada kalan birisinin bırak iyileşmeyi, enfeksiyon kaparak daha da kötü hale geleceğini düşünürken Honk denilen adam kaptanın gemi almaya gittiğini söylemiş ve onları limana yönlendirmişti. Bu sırada Agachak, Belle ile ilgili hayaller kuruyor ve Pollard denilen adamı gözlemliyordu. Yol boyunca Pollard denen adam sessizliğini koruyarak, Agachak'ın bir adım önünden gitmişti. Bu herif nedense Agachak'ın canını sıkıyordu, ona hiç güvenmiyordu. Yanlış bir hareket yaparsa onu çarpmak için hazırda bekliyordu. Yavşak yavşak sırıtması da Agachak'ın sinirini bozuyordu.

Limana girdiklerinde şu Honk denilen herif heyecanla siyah bir gemiyi işaret etmişti. Buna gemi bile denemezdi ufacık bir şeydi. Bir takım insanlar hala mal indiriyordu gemiden. Elinde defter olan bir herifte bu işin başında çetelesini tutuyordu. Agachak'ın, bu gemi müsveddesinin bu devleri taşıyacağına inanması mümkün değildi. Bir şekilde gemiye sıkışılsa bile ilk fırtınada alabora olacağını biliyordu. Bir önceki gemisi de bir hafta önce alabora olmuştu zira.

Agachak'ı bu gemiye hiç bir kuvvet bindiremezdi. Eğer tayfanın gemisi buysa ayrılmaya niyetlenecekti. Gemiden üç adam ayrılıp gruba doğru yaklaşmaya başladı. Bir tanesi gerizekalı gibi hareket ediyordu. Diğeri ise oldukça güçlü duran bir zenciydi. Kaptan olduğunu tahmin ettiği herifi takip ediyordu bu ikisi. Bu herifinde meydan savaşından çıkmış gibi bir hali vardı, gözlerini Agachak'a dikmişti açıkça. Grubun yanına gelince, doğrudan Agachak'a bakarak, yüzüne ne olduğunu sordu. Agachak'ın doğruyu söylemeye niyeti yoktu bu yeni tanıştığı insanlara. “Yıllar öncesinde, 7 ye karşı 2 olarak dövüştük. Birlikte dövüştüğüm kişi eski Satan dini başrahibiydi. Sayı üstünlüğü onlarda olmasına rağmen kaybetmeleri kaçınılmazdı. Bunu anladıklarında bir tanesi bir çeşit sıvı çıkarıp başrahip hazretlerine doğru fırlattı. Onu korumak için önüne geçtim. O sıvıya maruz kalan tenim bu hale geldi. Hepsini öldürdük tabii sonra. O sıvıyı atana özel muamele yapmıştık.” Agachak, sözlerine inandırıcılık katmak için uzaklara dalıp gitmiş numarası yaptı ve ardından devam etti “Şimdi cehennemde cayır cayır yanıyorlardır herhalde, bihihihihiğaaahihihihi”

Bu açıklama ile "Benden hem korkar hemde bana saygı duyar bu ezikler" diye düşünerek mutlu oldu Agachak. Konuşurken laflarına dikkat etmesi gerekiyordu bu eziklerin. Karşılarında sıradan birisi yoktu, güçsüzler güçlülere saygı duymayı mutlaka öğrenmeliydi Agachak'a göre. Eğer bir dövüş fırsatı çıkarsa, dövüş alanındaki yeteneklerini sergileyecek ve daha fazla saygı kazanacaktı.

Kaptan bu açıklamanın üzerine bir söz söylemeden dev herife dönerek daha büyük bir gemi almak istediğini söyledi. Bu kaptan işi biliyor gibiydi. Burnuna gelen alkol kokusuna rağmen kaptan oldukça mantıklı konuşuyordu. Kaptana şimdiden biraz saygı duymaya başlamıştı, tayfadaki diğer eziklerin aksine. O gemi müsveddesinin tayfanın gemisi olmadığını öğrenince Agachak'ın içine bir rahatlama hissi çöktü. Kaptan limanda ilerlemelerini buyurmuştu, bu sırada da gözleri limandaki diğer gemileri tarıyordu. Agachak pek gemiden anlamazdı ama büyük bir gemi almaları için elinden geleni yapacaktı. “Heybetli bir gemi, düşmanı daha ilk andan yıldırmak için birebirdir kaptan, o küçücük gemiyle bize kimse teslim olmazdı zaten.” diyecekti kaptana kararını desteklediğini göstermek için.

Ardından Pollard denen herifi gözlemlemek için gene yürüyüşün arkasını çekecekti. Hem bu sırada belki Belle'yi çaktırmadan izlemek için bir fırsatı da olurdu. Agachak, bir an önce bu lanet olası adadan kurtulmak istiyordu. Ama gitmeden önce bir yerleri ateşe vermeyi de ciddi derecede arzuluyordu. Bu adadaki bir kişi bile Satan dinine katılmak istememişti. Agachak bu kundaklama konusundaki fikrini uygun bir zamanda kaptana danışacaktı. Kaptanın buna karşı çıkmayacağını umuyordu, zira kendisi de zalim görünüşlü birisiydi. Ayrıca yüzü kevgire dönmüştü, adada fena halde pataklanmış gibi duruyordu. Bu herifin intikam almak isteyebileceğini düşünüyordu Agachak. Zira kendisi çok istiyordu.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Donsuz Zebaniler (Bacon - Akubaru - Groli - Belle)

Mesaj tarafından Misafir Bir Ptsi 14 Mart 2016, 01:26

Kaptanın olduğu yere doğru kısa bir yolculuk yapmıştık. Yolculuğumuz sırasında şu kızıl herif bik bik bik ötmüştü. Bu rahiplerinde çenesi ne düşük oluyormuş. Şeytan diyor vur çenesine gürzü sussun ibne ama işte adam eksiğimiz vardı. Kaptan millete dalmak istiyordu. Adamımızda az olunca böyle ucubelere katlanmak zorunda kalıyorduk.

Şu yanımızdaki karı'nında ağazı ne bozukmuş. Tek küfürle Mammod'u susturmuştu. Arkadaşımı neşelendirmek için kulağına '' Üzülme, aşçı sensin. Yemeğine biraz uyku ilacı at, gerisi hallolur. '' diye fısıldayıp göz kırpacaktım.

Hastaneye vardığımızda kaptan orada yoktu. Gemi almak için gitmiş. Fazla paramız yoktu o yüzden iyi bir gemi alamayacaktık ve büyük ihtimalle herkese ayrı oda düşmeyecekti. Honk'a '' Hadi sende katılda kaptanın yanına gidelim. '' diyecek ve yola koyulacaktım. Biz yolda ilerlerken Pollarda ibne ibne işler yapıyordu. '' LAAN Pollard, senin boyun kaç ? '' diye soracaktım ibnetora.

Limana vardığımızda bir grup insanın amele gibi çalıştığını görmüştüm. Marko ve Tarko ise kendi halinde takılıyordu. İkisinide peşimize takıp kaptanın yanına gidecektim. Ben tam kaptanın yanına gitmiştim ki o millete sövüp gidelim demişti. '' Kaptan sikseydik şu herifi? '' diyecek ve kaptanımı takip edecektim. Kaptanım muhrip ve kruvazör arıyordu ama ben ise Frikateyn tipi bir gemi arayacaktım.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Donsuz Zebaniler (Bacon - Akubaru - Groli - Belle)

Mesaj tarafından Misafir Bir Ptsi 14 Mart 2016, 12:20

Hafif bir rüzgar esiyor gibiydi. Biraz da sisliydi hava. Limana gelmişlerdi ama yaklaşmadan seçilemiyordu kaptanın yüzü. Gerçi henüz kaptan demek için erkendi. Ne de olsa bu adamlara güvenmek pek doğru olmayabilirdi şimdilik. Kesinlikle hiçbiriyle ne samimiyeti vardı ne sohbeti. Ne arkadan takip eden dev ile, ne yanından gelen Pollard adında rotacı bozuntusu ile, ne de yanlarında gelmekte olan kokuşmuş bidon ile. Hiçbirinden haz etmiyordu ama en çok kırmızı kafalı rahip bozuntusuna ısınamamıştı. Nasıl tipti la o öyle ? Bide saçma salak konuşuyordu durmadan yahu ! Gerçi pek ağzını açmamıştı en son ama Belle emindi. Bu adamın tayfaya anlatacak çok şeyi vardı. Derken yaklaşmışlardı ve artık kaptanın yüzünü seçebiliyordu. Kaptan arkadaki kadar büyük olmasa da kocaman bir adamdı. Arkadakine göre daha çılgın, cüretkar bir duruş sergiliyordu dışarıya. Böyle adamlar hoşuna giderdi genç kızın. ''Öh...tipe bak.'' diye ağzında geveledi genç kız sırıtarak. En güçlüleri bu muydu ? Arkadaki devi indirebilir miydi cidden ? Devi mevi bırak da bu kırmızı kafa neden durmadan Belle'yi süzüyordu ? Anlamamış gibi yapacaktı Belle. Bu adamda sağı solu belli olmaz bir tip vardı.

Kaptan yanlarına gelirken, gözlerini Pollard'ın üzerinden ayırmamaya çalışıyordu genç kız. Gözü tutmamıştı bu durmadan sırıtan gevşek adamı. Açıkçası tayfanın bakışları da Pollard'ın üzerinden pek ayrılmıyor gibiydi ? Sanki biraz şüphe uyandırıyor gibiydi adam. Hatta bayağı. belki de bir korsan avcısıydı. Tabi hepsi yanılıyor da olabilirdi. Belki Pollard gerçekten de bir rotacıydı ama işin doğrusu...korsan avcısı olması Belle'nin işine gelirdi. Ne de olsa tayfada tek rotacı olmak istiyordu. Bir de kokuşmuş bidonun ölmesini istiyordu gerçi de her istenen olmuyordu maalesef. Olsun. Her şeyin yeri ve zamanı vardı ne de olsa. Pollard'a bir kez daha baktı Belle. Gevşek adam artık kızla ilgilenmiyor gibiydi. Lafı yiyince susmuştu anlaşılan. Belle'nin yüzünde bulunan gülümseme arttı ve o sırada kaptanları olacak adam yanlarına geldi.

Bir süre onları süzmüştü kaptan. Belle pek oralı olmuyordu. Adamın gözüne güzel gözükme gibi bir niyeti yoktu ne de olsa. Ardından bir anda rahibe lakayıt bir şekilde yüzüne ne olduğunu sorunca  Belle kendini tutamadı ve kıkırdamaya başladı istemeden. Kaptan deve dönüp daha büyük bir gemiye ihtiyaçları olduğunu söylemişti. Eh doğru sayılırdı...kocaman bir devi güverteye yatırmayacaklarına göre-ki Belle için hiçbir sorun yok yatsın güvertede hıyar- daha büyük bir gemiye ihtiyaç duyacaklardı. Kaptan dev ile konuşmuştu ve liman boyunca yürümeye koyulmuşlardı. Bir tanışma, bir ilgi yok muydu cidden ? Hani tamam, Belle'nin yanında duran hıyarlara küçük bir ilgi bile gereksiz olurdu ama ya Belle ? Sinir bozucu bir durumdu bu. Ne olmuştu ? Yoksa görmemiş miydi lan kızı ?! Boyu kısa diye görmemiş miydi acaba ? Belle bunun olabileceğini düşünüp daha da sinirlenmişti. Ardından sinirle hızlı bir şekilde devin arkasına geçti ve bacaktan kıça, oradan sırta zıplayarak çıktı ve devin omzundaydı şimdi. Devin rahatsız olmayacağını biliyordu. Çünkü kendisi kabullenemese de onların arasında ufacıktı. Deve ağırlık yapmazdı. Devin omzuna oturdu ve kaptana baktı sırıtarak. ''Hey ?! Yolculuğa çıkacağın ekibiz biz ?! Bizi tanımaya ihtiyacın yok mu ?'' öylece devin omzunda bacaklarını sallandırıyordu.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Donsuz Zebaniler (Bacon - Akubaru - Groli - Belle)

Mesaj tarafından Misafir Bir Ptsi 14 Mart 2016, 15:40

Uzun bir yola çıktığını hayal et, yanına hiç bir şey almadan. Eşyalardan bahsetmiyorum sadece, hayallerinden arkadaşlarından hatıralarından hiç birini yanına almadığını. Rahatlatıcı ve güzel geliyor değil mi? Ama aslında bir işkenceden farksız. Ama eğer bir süre katlanırsan ve şanslıysan yolda kendi hazinelerini toplamaya başlıyorsun. Yeni arkadaşlar, yeni kıyafetler, yeni ruhlar, sevmenin yeni türleri. Ama şanssızsan acıdan başka bir şey geçmiyor eline. Bir süre sonra kendini de kaybetmeye başlıyorsun. Hiçsizlik huzur verecek derken sadece hissizliğe yol açıyor. Öyle bir hal alıyor ki kararıyor ruhun git gide, gül bahçesine düşsen gözün dikenden başka bir şey görmüyor.

Ve bir zaman geliyor tabancanda atacak son bir mermin kalıyor. Gidilecek son bir yol, çalınacak son bir şarkı. O kadar iyi ve dikkatli seçmen gerekiyor ki hepsine değsin. Sadece yolda yaşadıklarının değil, geride bıraktıklarının da. Beni anlamanı beklemiyorum, sen daha yolun başındasın. Ve farkında olmasan da elinde birkaç değerli taş. Ben yola devam edebilir miyim bilmiyorum, deniyorum. Bütün bu ağırlığı yeniden ve yeniden yükleniyorum. Sırtıma batan dikeni bile sevmeye çalışıyorum. Yine de o son mermi yuvarlanıyor yuvaya. Elimde tek bir atış, dilimde son bir şarkı ve atabileceğim birkaç adım daha. Mermimi hala saklıyorum, adımımı nereye attığımı ben bile seçemiyorum. Ama dilimde bir şarkı var unutmadığım. Gece gündüz sayıklıyorum, bitmesine bir türlü izin vermiyorum. O biterse ben de biteceğim çünkü, biliyorum.

Sanırım artık hikayeme geçsem iyi olacak. Nereden başlasam acaba? En iyisi size şimdiyi anlatayım, geçmişimden daha sonra bahsederiz. Evimden çok uzaklarda, North Blue'da ki bir adadayım.

Numien...

West Blue'daki adalara benzetiyordum burayı... Tabi daha az tehlikelisi.
Daha adımımı atmamıştım şehre ama ne kadar pislik bir yer olduğunu anlamak için yeterince görmüş geçirmiş olduğum aşikar. Adadaki insanlarla pek içli dışlı olmaya niyetim yoktu  henüz. Keyfime bakmayı ve olanca sakinliği tercih ettim bunun yerine, bir bardak rom alıp bir sandalye çektim pruvaya. İhtiyar da aynı fikirde olacaktı ki sükunet içinde korkulukların üstündeki yerini almıştı.

Olaysız bir hafta geçmişti,ödemesimi aldığı sürece benim içinde en hayırlısı buydu.
Geminin insanlarıyla pek içli dışlı olmamıştım, çok umursayacağım tipler de değillerdi zaten.
Biraz vakit geçince kendi kendine tozlu raflardan ağzına dolanmış bir şarkıyı mırıldanmaya başlamıştım yavaşça ve sessizce. Bunu yaptığımın farkında bile değildim aslında. Şehre inip bir tek atıp barda yeni haberleri toplamayı yada alışveriş yapmak gibi düşüncelerle kavruluyordu çünkü bu sırada kafam.

Numien gibi yerler ticaret için leş yerlerdi aslında.. Kazığın bini bir para derler ya, bu tarz yerlerde onu bile bir paraya almak için sıkı pazarlık yapmak gerekir. Ama öte yandan belki elindeki maldan kurtulmak isteyen birilerini bulursam kelepir fiyata güzel şeylerde kapabilirdim, kim bilir?

Yavaşça romumdan bir yudum daha alıp yutkundum. Yavaşça bardağı kaldırıp içine baktım. Niye yaptım emin değilim, rengine bakmak istedim sanırım sadece. Dişlerimin arasında dilimi gezdirirken sahilden geçen tipler dikkatimi çekti. Bir tanesinin boyu iki, hayır üç katımdı. Bakışlarımı ondan almam biraz zaman aldı, bunu becerebildiğim de yanında yürüyen elemanlara dikkat edebildim. Morlar içinde bir kadın vardı, yaşayan ametist taşı gibiydi. Güzel saçlı bir ametist taşı. Ve başka bir dev daha ama bu eleman daha çok orman kaçkını gibiydi. Gruba en uymayanı bu elemandı bence. Üçüncü eleman biraz sade bir tipti, kafasındaki bandana dışında dikkat çeken bir şey yoktu hatta. Son eleman'ı biraz inceledi eleman, en az 2,5 metreydi bu da. Önlerinden geçip gitmelerini izledim romumu yudumlayıp keyfime bakmaya devam ederken. Ta ki arkadan görünüşlerine bakana kadar. Elimde olmadan ağzımdaki romu püskürterek bir kahkaha attım. Önden çok havalı duruyorlardı ama... Kırmızı kafalı eleman arkadan penise benziyordu; Regl olmuş bir kızla birlikte olmuş bir adamın penisine.

Ağzımı yavaşça sildikten sonra ayağa kalkıp korkulukların üstüne çıktım. Ihtiyara dönüp "Ben biraz turlayacağım, akşam görüşürüz ihtiyar." dedim ve karşıya, limana atladım. Eşyalarım ve param zaten üstümdeydi o yüzden rahat bir şekilde gitmelerini göze alarak karaya çıkabilirdim. Zaten geminin koruması olan bendim, benim onlara olan ihtiyacımdan çok onların bana ihtiyacı vardı.

Biraz eğlence arama peşindeydim, zaten elemanlarda dikkatimi çekmişti. Çaktırmadan peşlerine kuyruk olacak hatta yedirebilirsem onlardan biri gibi takılacaktım.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Donsuz Zebaniler (Bacon - Akubaru - Groli - Belle)

Mesaj tarafından North Blue Anlatıcı Bir Salı 15 Mart 2016, 17:26

Grup sonunda hastaneye varıp Honk ile tanışmış ve limana doğru yola düşmüştü bile. Odaya girdiklerinde Pollarda her yanı kolaçan etmişti gözleriyle, bir şeyler arıyor gibiydi. Sonunda Honk’un anlattıkları üzere limana doğru yürümeye başladıklarında Akubaru denen devasa adam Pollard’ın boyunu sormuştu alay ederek, Pollard da bu alaya alayla karşılık vermişti, “Yarı boyundayım ya işte yarı dev, görüyorsun ki kafam götünde” yine gevşek gevşek gülmeyi de ihmal etmemişti. Bu gülüşlerinin ve rahatlığının tüm tayfayı tedirgin edip şüphelendirdiğinin farkındaydı. O da öyle olmasını istiyordu zaten, aksi halde pek de eğlenceli olmazdı. Duyduğu dedikoduların gerçekliğini kanıtlamak için tek bir şeye daha ihtiyacı vardı, onu da limanda görecekti zaten…

Sonunda limana varmışlardı. Vardıklarında kaptan Bacon güverteden hepsini biraz süzdü ve aniden yanındaki adama bir şeyler söyleyip iskeleye atladı. Hızla tayfasının yanına gelip doğrudan Groli’ye konuşmuştu, onun birkaç metre yanında duran Pollard’a bakmamıştı bile. Kızıl kafalı herife bir şeyler geveledikten sonra cevabını bile beklemeden deve dönüp gemiyi almaktan vazgeçtiğini söylüyordu şimdi. Daha büyük bir geminin peşine düşeceklerdi anlaşılan. Kızıl kafalı Groli de derisinin nasıl kızıla çaldığıyla ilgili zırvalar anlatırken, mor saçlı Belle ondan beklenecek bir çeviklikle Akubaru’nun omuzlarına tırmanmış ve boynuna oturup ayaklarını sarkıtıvermişti. Tuhaf bir dünyada olmasalar etraftaki insanlar bunu bir babanın küçük kızını parkta gezintiye çıkardığını sanabilirlerdi. Tayfanın geri kalanı gibi kendinden emin kalan Belle de kaptanına dönüp bir şeyler söylemişti kendisiyle ilgili. Pollard için bunlar pek önemli değildi, kimseyi dinlemiyordu bile. Bir sürü devin arasında kaynamış ve Bacon’un gözlerinden kaçabilmişti. Bu ucube grubunun başında onun olduğunu düşünüyordu ve peşlerine de bu yüzden takılmıştı. Limanda onu görünce pek de şaşırmamıştı. Ada açıklarında gemilerine rastlayan kızıl üniformalı herifin o akşam Tarko ile Rodan’ın kafeslerine gittiğini duymuştu bir tavernada. Başlarda bunu pek umursamamıştı, ancak ertesi gün Baco adında birinin turnuvalardan birini kazandığını duyduğunda taşlar yerine oturmuştu. O an asla net göremediği suratını posterdekiyle birleştirmişti işte. Gemilerine binen herif Bacon Grim’in ta kendisiydi, Rappu’da isyan başlatanlardan biri. Ancak şimdi suratı pek tanınacak halde değildi ve aksayarak yürüyordu. Rodan’ın kafeslerinde epey hırpalanmış gibiydi.
Birkaç gündür onu arıyordu Denve, ancak ne onu ne de Tarko’yu bulabilmişti. Tarko’nun da ona katıldığından endişeleniyordu şu ana dek, iskelede Bacon’un hemen arkasında kukuleta takmış Tarko’yu görünce üzülmüştü. Son dört yılda uysallaşan porsuk yine vahşileşiyordu ve doğasına uygun insanları bulmuştu sonunda.
O karmaşada hepsine saldırmak istemiyordu henüz, ancak fırsatını bulduğu an ilk iş olarak sürekli arkasında yürüyen kızıl kafalının beynini dağıtacaktı. Ardından pis kokan şişmanı indirecekti. Bu iğrenç herifi öldürmek dünyaya iyilik sayılırdı ne de olsa. Şimdilik bunları sadece düşünüyordu ve yine tayfanın arkalarından, ne Tarko ne de Bacon’a görünmeden yürüyordu liman boyu. Bacon çok önemli değildi, ancak Tarko da gizleniyordu ve suratını çok kişiye göstermemenin gayretiyle Denve’nin suratına bile bakmamıştı. Aslında yeni katılan hiç kimseyle pek ilgilenmemişti ve Bacon’a acele etmeleri gerektiğini söylemişti. Tahmin ettiği gibi, onun da niyeti bir an önce buradan basıp gitmekti.
Onlar limanda yürürken uzunların arasına karışıp kendini gizliyordu Denve. Bu kez Groli denen zırvalar rahibi de ön taraflara geçmiş ve kaptanına yalakalık yapıyordu onun fikrini destekleyerek. Denve ise sadece bakınıyordu hepsine. Kagir suratlı Honk, tuhaf maskeli Mokoko, iğrenç kokulu Mamod, devasa Akubaru ve boynunda Belle, en önde Bacon, Tarko ve Groli, liman boyu gemilere baka baka yürüyordu sohbetler ederek.

Birazdan Ballinoil binasının karşısına geleceklerdi, Beyaz Felaket’in önünden geçip giderken yine limanda çalışan onlarca insanı göreceklerdi. Onların yanında limana henüz demirlemiş yolcu gemilerinden inenler ve binenler, birkaç sarhoş denizci eri ve liman çalışanı. Beyaz Felaket’i birkaç iskele geçtiklerinde iki yanında mal indirilen iki yük gemisi bulunan diğerlerine göre tenha bir kruvazör göreceklerdi. Gemi güvertesinde rom içip şarkı söyleyen biri olacaktı. Uzun, görece ince ve tek katlı, çift direkli bir çektiri gemiydi bu. Kürekleri güverteye yığılmıştı ve oturak kenarlarına eskiden yerleştirilmiş top ve zıpkınların tamamı sökülmüştü. Gemi öylece kaderine terk edilmiş gibiydi ve etraftakiler de gemiyi pek umursamadan işlerine bakıyordu. Hemen önündeki iskelede iki denizci eri ve bir liman görevlisi oturmuş bir şeyler içiyorlardı, bazen güvertede şarkı söyleyen adama eşlik ediyorlardı içkilerini kaldırarak.


Denve şimdi grubun en arkasında geçmiş onlarla beraber yürüyordu. Bir gemi çalmaya çalışacak kadar ahmak olduklarını biliyordu en azından, bu işine gelirdi…



Gemi
Spoiler:


Resim genel olarak tarif etse de bazı değişiklikler var. Gemi o kadar uzun ve alçak değil, kürek sayısı daha az, kamara birimi var kıçta.
- Kürek sayısı 12
- Yerinden sökülmüş top ve zıpkınların eski sayısı 10
- Direk sayısı 2 (resimdeki gibi üçgen yelkenler. Toplanmış halde)
- Kamara sayısı, Pazar'da tarif edilen kruvazör kadardır.

Güvertedeki adamın söylediği şarkı
Spoiler:






Ian Fallen


"Ben biraz turlayacağım, akşam görüşürüz ihtiyar." Pruva korkuluklarına bağdaş kuran adam sese döndü, bir hafta boyunca yolculuk ettiği gösterişli elemanı görmüştü. Ona genç olmasına rağmen hem ihtiyar demişti hem de uzun zamandır tanıdığı biri gibi konuşmuştu. Alnına düşmüş siyah saçlardan bir kısmını başını hafifçe sallayarak geriye atıp güldü ve hiç bozuntuya vermeden “Görüşmek üzere” dedi. Eleman iskeleye atlayınca da nefesini vererek hafif bir sesle kibarca güldü kahve ceketli adam. Ian’ın limanda yürüyüşünü izlerken kendi kendine konuşuyordu, “Hehhe. Bahsettikleri kadar varmış şu Numien…” ceketin cebinden piposunu çıkarıp diğer cebinden aldığı tütünle doldururken bağdaşını bozmadan şehri izliyor ve biraz önce önlerinden geçen ucubeleri düşünüp gülüyordu. Onlarla tanışıp her birini dinlemeyi isterdi…


Ian limana atlayıp yürümeye başladığında alışıldık şeyler görecekti. Liman çalışanları, yolcular, tacirler, balıkçılar, denizciler ve kokuşmuş bir limanda başka ne olursa onlar. Bir süre sonra az önce gözden kaybettiği grubun tekrar görecekti. Ancak bu kez grup ona doğru geliyor olacaktı ve öncekinden daha kalabalık olacaklardı. En önde yürüyen bandanalı iri bir herif ve onun iki yanında biri az önce gördüğü kızıl kafalı eleman ve başına kukuleta geçirmiş iri bir zenci. Onların ardında biraz önce gördükleri olacaktı. İri devin omzuna atlamış mor saçlı kadın, onların hemen yanında iğrenç kokulu şişko, tuhaf maskeli yarı çıplak adam. Bu üçünün arkasında kaba suratlı koca elli biri ve yanında beyaz gömlekli siyah bandanalı herif. Bir şeyler arıyormuş gibi bazen etraflarına bakınıyor olacaklardı, aralarındaki sohbeti de eksik etmeden…



avatar
North Blue Anlatıcı

Mesaj Sayısı : 184
Kayıt tarihi : 17/01/16

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Donsuz Zebaniler (Bacon - Akubaru - Groli - Belle)

Mesaj tarafından Misafir Bir Çarş. 16 Mart 2016, 02:09

Sonra sikeriz o piçi Akubaru.dedikten sonra, ucube sürüsünü ardına alarak ilerlemeye başlamıştı. Ucubeler korosunun şefi gibi hissediyordu kendini. Bundan memnun olduğu da söylenemezdi. Tayfasına yeni katılan kişileri düşündüğünde, çoğu fazla gevezeydi. Tüm meziyetlerinin bundan ibaret olmasından korkuyordu Bacon. Kulakları kızıl kafanın hayat hikayesine maruz kalırken, yüzü sıkıntıdan buruşmuştu. Ruhu bunalmıştı, bu eziyetin son bulmasını isterken çaresizce etrafa bakıyordu iyi bir gemi bulma umuduyla. Huzur evi ziyaretinde bile bu kadar sıkıntıya düşmezdi heralde. Konuşmaya hevesli olan sadece kızıl olsa yine iyiydi, mor saçlı hatunda ona katılmıştı. Normalde böyle çekici biriyle uzunca sohbet etmek hoşuna giderdi ama şuan düşündüğü tek şey bu adadan tüymekti. Tanışma faslını sonraya bırakalım. demiş, pek de istekli gözükmeyerek geçiştirmişti kadını.


Tayfasındakilerin laklaklarından vakit bulduğunda, etrafına iyice bakacak fırsatı yakalamıştı. Etrafındakiler konuşurken katettikleri yol çok kısa gelmişti gözüne. Limanın bu kısmında hedef alması en kolay gemiyi de bulmuş gibiydi. Etrafındaki gemiler kalabalıktı ama gözüne kestirdiği geminin hayalet gemiden farkı yoktu. Tek pürüz üzerindeki şarkı böğüren ayyaştı. Bunun fazla sorun çıkaracağını düşünmemişti Bacon. Gemiyi gözleriyle iyice didiklerken güverteye doğru yönelmişti. Güverteye çıktığında şarkı söyleyen adamı tamamen görmezden gelmiş, hiç oralı olmamıştı. Safı oynuyor, adama hayelet muamelesi yapıyordu. Dışarıdan biri görse, takındığı tavırlardan geminin sahibinin o olduğunu düşünebilirdi. Adamı görmezden gelmeye devam ederken, ellerini arkasında buluşturdu ve pişkin pişkin girdi söze. Mamod, Honk ve kızıl kafa. Yelkenleri indirin de yola koyulalım. bu pervasızlığı şarkı söyleyen adamı da şaşkına uğratabilirdi. Ama sesini fazla yükseltirse, onu öldürmekten çekinmeyecekti Bacon. Kimsenin dikkatini çekmeden denize açılmak istiyordu. Bu kaptanlık işine de iyice alışmaya başlamıştı. Rahata alıştırmıştı kendini. Yola çıkmaya hazırlanırken yüzünden okunuyordu rahatlığı.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Donsuz Zebaniler (Bacon - Akubaru - Groli - Belle)

Mesaj tarafından Misafir Bir Perş. 17 Mart 2016, 00:29

Kaptan olacak yavşak, Agachak'ın kundaklama isteğine cevap bile vermemişti. Agachak'a cevap vermeye tenezzül etmemişti. Bu kaptan anlaşılan pek saygı duymuyordu Agachak'a. Onu işine yarayacak bir amele olarak görüyordu. Belle de bu durumdan muzdaripti anlaşılan. Kaptan onu da siklememiş o da buna tepki olarak, devin boynuna tırmanıp ilgi çekmeye çalışmıştı. Ancak kaptan ona ilgi kırıntısı göstermemişti hiç. Agachak bu konuda yalnız olmadığına sevinse de bu durumu hoş görmesi mümkün değildi. Kimse Agachak'a bir pislik gibi davranamazdı. Kendine kaptan diyen bu yavşak, belli ki kendini herkesten üstün görüyordu. Bundan dolayı olsa gerek birileri ona haddini bildirmiş, eşek sudan gelene kadar dövmüştü. Bu yavşak kaptan bir tek devi ciddiye almış, bir tek ona cevap vermişti. Bu Agachak'ı daha da kızdırdı. Agachak kaptana haddini bildirmek isterdi ama şu dev, pis kokulu herif ve zenci üçlüsü kaptanın asıl güç kaynağı gibi duruyordu ve onun hemen yanıbaşındayken kesinlikle bir caydırıcı güç oluşturuyorlardı.

Kaptan yavşağı bu sırada tayfaya katılanlardan çok, etraftaki gemilerle ilgileniyordu. Şatafatlı bir bina ve geminin yanından geçip, doğrudan limandaki en sikindirik gemiyi gözüne kestirmişe benziyordu. Güvertesinde, anıran bir sarhoş vardı. Etrafta kimse olmaması nedeniyle kolay bir av gibi görünmüştü anlaşılan kaptana. Ama bu gemide çok boktandı. Birisi ya da daha muhtemel olarak birileri açıkça talan etmişti bu gemiyi, toplarını sökmüşlerdi. O da yetmez gibi zıpkınları da götürmüşlerdi. İnsafsızlar bari zıpkınları bıraksaydılar balık vururduk diye içinden geçirdi Agachak. Kaptan doğrudan gemiye atlamış, geminin sahibi edasıyla ellerini arkada kavuşturmuş, güvertedeki böğüren herifi de Agachak ve Belle gibi görmezden gelerek emirler buyurmuştu.

Agachak ilk anda anlamasa da kızıl kafa, dediği kendisiydi galiba. Kızıl kafa ne ulan, Agachak'ın bir adı vardı. Kendisine yelkeni açmasını buyurmuştu. Agachak öfkeden yumruklarını sıkmıştı. Gemide bir bok kalmamıştı, Agachak yelkenlerin yerinde olduğunu görünce şaşırdı ve şükretti. Ancak bu kaptan gerizekalı birisine benziyordu. Gemiyle yola çıkmadan ambarlara bari baksalardı, içecek, yiyecek var mı geminin altı su alıyor mu, dümeni sağlam mı, bir kontrol etselerdi. Agachak doğrudan fikrini beyan etmeye karar verdi. “Kaptan, madem bir gemi çalacağız, neden bu siktiriboktan gemiyi çalıyoruz? Üzerinde donanım olan bir gemi çalsaydık bari.” İtirazını yaptıktan sonra kaptan kabul etmezse gemiyi limana bağlayan halatı tırpanıyla kesecekti. Direklere tırmanıp, yelken açmaya niyeti yoktu. Çünkü Agachak bu işten pek anlamazdı. Ayrıca kaptanın neden limandaki bu en boktan gemiyi çalmak istediğini anlamıyordu. Bu boktan gemiyle korsanlık yapılamazdı ki, topu olmayan gemiyle kime saldıracaklardı? Kim onlara teslim olurdu? Bu kruvazör tipi gemiler kağnı gibi giderdi, Agachak bir korvet çalmayı tercih ederdi. Aslında çalmak burada doğru kelime olmadı, gasp etmek daha doğru olurdu diye düşündü Agachak. Çünkü denizlerde en önemli şey, hızdı. Hızlı olan bir gemiyle denizcilerden kaçabilir, ticaret gemilerini de kolaylıkla yakalayabilirlerdi. Ama maalesef ki şuan buna karar verecek kişi Agachak değildi ve grup ne yönde karar alırsa Agachak buna uyacaktı mecburen.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Donsuz Zebaniler (Bacon - Akubaru - Groli - Belle)

Mesaj tarafından Misafir Bir Perş. 17 Mart 2016, 00:47

Sen bana, laf sokmak. Azına sıçtım seni pis süslü ibne. Sen kim oluyorsun ki yüceler yücesi , affedenlerin en büyüğü, en güçlüsü, en bilge, her şeyi bilen ve gören Allahu-Sama'ya laf sokmaya çalışırsın. Bunun bedeli ölümdür. Tez kellesi vurula!

Süslü ibne(Pollard) kendi işiyle uğraşırken çaktırmadan arkasına geçecek ve kalkanım önde olacak şekilde Gürzümü kafasına tüm gücümle indirecektim.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Geri: Donsuz Zebaniler (Bacon - Akubaru - Groli - Belle)

Mesaj tarafından Misafir Bir Ptsi 21 Mart 2016, 15:59

Her şey olup biterken, yeni başlamış serüven devam ederken Belle olup biteni kocaman devin omuzlarından bacaklarını sarkıtarak izlemeye devam ediyordu. Bir gemiye el koyacaklardı ama bu ekiple pek kolay olmayacak gibiydi. Kimsenin arası pek iyi değil o sırada. Kaptan ve dev dışında tabi. Dev kaptana gayet de saygı duyuyor gibiydi. İyi bir şeydi bu. Kaptan üstünlüğünü ortaya koymayı başarmış gibiydi tayfasında. Zaten öyle olmasa ortaya bir tayfa da çıkmazdı. Hele de bu kadar kendini beğenmiş ucubelerin içinde olduğu bir tayfa ? Kaptanın işi zordu doğrusu. Belle bunları düşünürken kaptan kendisini geçiştirmişti bir anda ! İşte şimdi az önceki düşüncelerinden eser yoktu genç kızın. Sinirlenmişti. İçinden ''Ulan sen gece uyumaz mısın...ben senin odana gelmem mi...'' diye geçirdi. Bu düşüncelerle biraz sakinleşmişti.

Derken Pollard adındaki gevşek rotacı bizim devin sinirine dokunacak bir şey demiş olsa gerek ki dev kudurmuştu. Bir anda hızlı bir hamleyle gürzünü rotacının kafasına indirmek için sallamıştı. Belle arkaya düşmemek için devin boynuna göre ufak ellerini son anda sardı deve ve yerinde kalmayı başardı. Ne olmuştu öyle ? Dev öldürecek miydi gevşek herifi ? İşine gelirdi Belle'nin.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

4 sayfadaki 6 sayfası Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6  Sonraki

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz