One Piece Rpg
Would you like to react to this message? Create an account in a few clicks or log in to continue.

Futatsu No Kingu[Zac-Meirin-Ayberk]

2 posters

3 sayfadaki 8 sayfası Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8  Sonraki

Aşağa gitmek

Futatsu No Kingu[Zac-Meirin-Ayberk] - Sayfa 3 Empty Geri: Futatsu No Kingu[Zac-Meirin-Ayberk]

Mesaj tarafından East Blue Anlatıcı Perş. 03 Mart 2016, 23:53

Malikaneden içeri girdiğiniz gibi bir hol ile karşılaşıyorsunuz. Tam karşınızda yukarıya çıkan ve aşağıya inen merdivenler var. Solunuzda ana salon var. Onun ilerisinde yemek odası, ileride merdivenin sol tarafında tuvalet var. Sağınızda sırasıyla kütüphane, küçük oturma odası ve ileride merdivenin sağında küçük bir çalışma odası var. Solda ki ilk kapıdan girip kırmızı deri koltuklu, yerde ayı postu olan , şömineli, duvarlarında eskiden resimler bulunduğunu fark ettiğiniz geniş salona geliyorsunuz. Kapıdan girdiğiniz gibi, solunuzda bir televizyon,  karşısına karenin iki kenarını oluşturacak şekilde dizilmiş kırmızı deri koltuklar. Onun arkasında şöminenin yanında 2 tane mor sofa ve pencerenin yanında küçük bir satranç masası var.

Meirin ve Ayberk Koramiral Dios'un yanında beklerken, Zac dışarıda ejderhalarla konuşmayı tercih etmişti. Koramiral Dios'un etrafını birden mor bir aura kaplamıştı.
Zac ejderhalarla konuşmaya çalışırken birden tüm dünya alev almıştı. Malikanane ve bastığı toprak dışında her yer alev almıştı. Yerden fırlayan magmalar toprağı parçalarken ejderhalar magamaya düşüp erimişti. Zac'ın basabileceği tek toprak parçası bir yol şeklinde eve gidiyordu, onun dışında her şey yıkılıp magmayla birleşiyordu. Toprak yolu takip edince salona gidecek ve birden her şey normale dönecekti.
"Hazretleri gelmek üzeredirler. Lütfen sabırla bekleyin." diyecekti Dios aynı sakin ses tonu ile.
Sonrasında 2 adam girecekti içeri. Soğuk bakışları ve bellerindeki kılıçları çekecekti ilk dikkatinizi.
Biri beyaz saçlı, beyaz bir kıyafet giyen, belinde tek bir kılıç bulunan esmer bir adamdı. Diğeri ise mor bir samurai kıyafeti giyen, mor uzun saçlara sahip beyaz tenli bir adamdı.
Sırayla isimlerini söylediler, önce beyaz saçlı
"Ben Shiro-Ryu, memnun oldum."
Sonra diğeri,
"Ben de Papu-Ryu, memnun oldum." dediler.

Bir süre beklemeden sonra merdivenden ayak sesleri duyulmaya başladı. 3 kişinin ayak sesleri salona doğru gelirken kapıda 3 kişi göründü.
Tüm Koramiral'ler hemen diz çöküp kafalarını yere eğdiler.
Koramiral Shiro-Ryu:
Koramiral Papu-Ryu:
Ekselansları Theuderic:
Ekselansları Adalaide:
Ekselanları Childeric:
Görebildiğiniz kadarı ile hepsi şık giyinmiş.

East Blue Anlatıcı

Mesaj Sayısı : 299
Kayıt tarihi : 17/01/16

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Futatsu No Kingu[Zac-Meirin-Ayberk] - Sayfa 3 Empty Geri: Futatsu No Kingu[Zac-Meirin-Ayberk]

Mesaj tarafından Misafir Cuma 04 Mart 2016, 02:18

Malikane büyüleyici bir yerdi. Çevresine şöyle bir bakındığında küçüklü büyüklü pek çok oda gördü. Burası ne kadar da genişti böyle… Üstelik tam karşılarında yukarıya ve aşağıya doğru uzanan merdivenler vardı. Diğer katlar da en az bu kadar geniş olmalıydı. Bir gün bu kadar rahat bir yerde yaşayıp yaşayamayacağını düşündü Meirin. Gerçi terk edilmiş bir adaya yerleşip büyük bir malikanede yaşamak onun kafasındaki rahat ve huzurlu yaşam anlayışıyla uyuşmuyordu. Yine de kısa bir süreliğine böyle büyük bir yerde kalıp keyif çatmak isterdi.

Soldaki ilk kapıdan ilerleyecekleri sırada solundaki ana salona ve onun ilerisindeki yemek odasına; sağındaki kütüphaneye ve onun ilerisindeki küçük odaya dikkatlice baktı. İleride kalan çalışma odası ve tuvaleti de uzaktan incelemeyi ihmal etmedi. Bu şekilde Kutsal Ejderlerin yaşayış tarzı hakkında daha fazla ipucu elde edebileceğini düşünüyordu; fakat elde edebildiği tek ipucu hepsinin lükse önem veren insanlar olduğuydu. Bu da gizli bir sırdan ziyade bilinen bir gerçekti zaten.

Soldaki ilk kapıdan içeri girdiklerinde karşılarına geniş bir salon çıktı. İçeri girdiğinde dikkatini çeken ilk şey solundaki televizyon oldu. Televizyonun karşısında kırmızı renkli deri koltuklar vardı. Koltukların arkasında mor sofalar vardı. Sofaların yanında güzel bir şömine vardı. Yerde ise bir ayı postu vardı. Postu görmek hoşuna gitmedi. Kendisi de zamanında İzumi sensei ve arkadaşları ile birlikte hayvan avlamıştı; fakat bu hayatta kalmak içindi. Hayvanların keyfi olarak avlanmasına karşıydı. Bu yüzden posta bakmayı bırakıp başını pencereye çevirdi. Pencereye doğru baktığında pencerenin yanındaki küçük bir satranç masası dikkatini çekti. Acaba şu an burada konaklamakta olan kutsal ejderler veya eskiden burada yaşayan insanlar satranç oynamayı biliyor muydu? Ya da kitap okuyorlar mıydı? Yoksa çevresinde gördüğü her eşya sadece gösteriş olsun diye mi yerleştirilmişti?

Bunları düşündüğü sırada Koramiral Dios’un etrafının mor bir aura ile kaplandığını fark etti. Ne olduğunu tam anlamamıştı; fakat koramiral gayet sakin durduğundan endişelenmek yerine çevresini incelemeye devam etti. Bir süre salonun duvarlarını inceledi. Sanki duvarlarda önceden resimler varmış da sonradan o resimler kaldırılmış gibiydi. Bu sırada Zac hızlıca salona girdi. Onun girdiğini gören Koramiral Dios , her zaman ki yumuşak sesi ile hazretlerinin gelmek üzere olduğunu ve biraz daha beklemelerini söyledi.
Tüm bunlar olurken içeriye iki kişi daha girdi. Yoksa bu gelenler kutsal ejderler miydi? Meirin gelen kişilerin kutsal ejderler olup olmadığını anlamak için Dios’a baktı. Dios eğilmiyordu. Demek ki bu iki kişi kutsal ejder değildi. İçeri giren iki kişi, iyice yaklaştıktan sonra kendilerini tanıttılar.

Beyaz saçlı, kafasında Koramiral Dios’un taktığı alın bandına benzeyen bir alın bandı olan belinde uzun bir kılıcı olan kişi Koramiral Shiro-Ryu idi. Her ne kadar üzerine giydiği gri renkli kapüşonlu kıyafeti ve altındaki krem –beyaz renkli kısa eşofmanı ile rahat bir tip gibi görünse de soğuk bakışlarıyla insanı ürkütüyordu. Ayrıca el ve ayak bileklerine kırmızı bir şey geçirmişti.
Diğer kişi ise uzun mor saçlar ve mor renkli gözlere sahip, siyah -beyaz renkler içeren geleneksel bir kıyafet giymiş olan Koramiral Papu-Ryu idi. Meirin koramiralin at kuyruğunu beğense de koramiralin bakışlarından ürkmüştü. Bu koramiralin de bakışları çok soğuktu.

Üç koramiralin de ortak noktası genç sayılabilecek yaşta olmalarıydı. Meirin insanların yaşını hesaplamada pek başarılı olmasa da bu üç kişinin de henüz otuzuna gelmediğini düşünüyordu. Acaba bu yaşta nasıl bu kadar güçlenmişlerdi? Belki de işin sırrı soğuk ve ürkütücü bakışlara sahip olmadaydı. Belki ileride bu üçü kadar sert bakışlara sahip olabilirse kendisine de bir ejderha verirlerdi.
Meirin de asker selamı verdikten sonra iki koramirale kendisini tanıttı. Tüm bu tanışma faslı bittikten sonra bir süre daha beklediler.

Bu bekleyiş merdivenden gelen ayak sesleri ile sona erdi. ’’Hazretleri’’ geliyordu. Kapıda üç kişinin silüeti belirdiği anda koramiraller hemen diz çöküp kafalarını yere eğdiler. Meirin de koramiraller gibi diz çöküp kafasını yere eğdi. Bunları yaptığı sırada da göz ucuyla Hazretlerine bakmaya çalışsa da pek başarılı olamadı. Tek görebildiği sarı saçlar ve şık kıyafetler oldu.
Bunun üzerine daha fazla şansını zorlamak istemeyen Meirin göz ucuyla ileri doğru bakmayı bıraktı ve olacakları beklemeye başladı. Bir sorun çıkmadan buradan ayrılabilirlerse bir daha kutsal ejderleri görmelerine gerek kalmayacağını düşünüyordu. Nasılsa ayrı gemide gideceklerdi. Eğer şu dakikaları düzgünce atlatabilirseler her şey iyi olacaktı.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Futatsu No Kingu[Zac-Meirin-Ayberk] - Sayfa 3 Empty Geri: Futatsu No Kingu[Zac-Meirin-Ayberk]

Mesaj tarafından Zachariah Cuma 04 Mart 2016, 22:47

Hayat basit değildir; hayatı basitleştiren ya da zorlaştıran bizlerizdir. Kendini güçlü bir rüzgara şuursuzca bırakan bir yaprak olmakta bizim elimizdedir o yaprağı yönlendiren rüzgar olmakta. Dürüst olmak gerekirse, hâlâ toy ve genç biri olduğumdan ötürü tam olarak ben hangisiyim bilmiyorum. Hayatını şuursuzca bir rüzgara emanet edip nereye savrulduğunu bilmeyenlerden miyim yoksa rüzgar olup sadece kendi hayatımı değil, çevremdeki insanların hayatını da yönlendirenlerden miyim emin değilim. Aslında ejderhalarla konuşma kararım bu ikileme bir örnek; fakat bu kararımdan bu ikilem için bir sonuç çıkartmaya çalışmak ise tahmin edebileceğin gibi azizim pekte kolay iş değil. Yani benim içeri girmeyip kutsal ejderleri hiçe saymam herkesi etkileyebilir ya da sadece benim olay döngüm içerisinde kalır. Bilemeyiz; fakat sonucunu öğrenmemiz yakındır.

Hafif bir heyecan tüm bir vücudumu ele geçirirken elim usulca ejderhanın vücut hatlarına doğru ilerliyordu; fakat bir anda öyle bir şey oldu ki, geçirdiğim duygu değişimi beynimde hasar bırakacak kadar hızlı oldu. Bir anda, tüm dünyanı ateşler kapladı. Zemin bir volkan dağının içerisindeki gibi oldu, gökler kızıla bulandı. Ejderhaların altındaki zemin eridi ve ejderhalar gözle kaş arasında magmanın sıcaklığı arasında kayboldu. Bir an yutkundum. Ne olduğunu anlamaya çalışırken, sadece malikane ve benim üzerimdeki yola hiçbir şey olmadığını fark ettim. Bir anda değişen bu dünyanın gazabından korunuyordum sanki. İçimdeki hüzünle ejderhaların düşüp eridiği yere doğru baktım, yutkundum. İçimi saran hüzün o kadar büyüktü ki, küçük bir çocuk gibi bu hüznü göz yaşına döksem tüm bu dünyayı söndürecek kadar su kaynağı elde ederdim herhalde.

Toprak yoldan kalbimdeki büyük, ağırca hüzünle ilerlerken bir kaç saniye sonra dalgınlığımdan olsa gerek, malikaneye vardığımı gecikmeli olarak fark etmiştim. Her şey eskisi gibi düzgün ve olması gerektiği gibiydi. Yerlerden magma çıkmıyor, dünya alev almıyordu. Muhtemelen bunun arkasındaki herif oydu, Koramiral Dios. Bir anda dünyamı değiştirecek kadar güçlü olan bu adama bir bakış atmıştım. Anlaşılan az önce vereceğim karar sadece beni değil, herkesi etkileyecekti ki buna üçüncü şahıs olarak el atıp beni buraya yönlendirmişti. Göz ucuyla Koramiral Dios'a bakmakla meşgulken, o  sabırlı olup beklememiz gerektiğini belirtmişti. Siktiğimin piçi!... Az önce cidden ömrüm boyunca kendime gelemeyecek bir travma geçirebilirdim. Hayalimi süsleyen iki ejderin bir anda gözlerimin önünde ölmesi... Göz göre göre bana gözdağı vermişti. Senide ejderhalarını da yok ederim, benim gücüm sonsuz... Hassiktir oradan! Senide yakarım hayalden yarattığın o dünyalarıda.  

Gözlerimi bu kırmızı gözlü heriften çekip etrafıma şöyle bir baktığımda büyükçe bir alanda buldum kendimi. Tam karşımdan yukarıya doğru çıkan merdivenler vardı. Solumda muhtemelen bir ailenin vakit geçireceği ve salon dedikleri o yer duruyordu. Onun hemen ilerisinde ise ayrı olarak yemek yedikleri bir oda var gibiydi. Oysa biz yemeğimizi ya mutfaktaki o küçük masada ya da salonda yerdik. Fakat bu malikanedeki insanların yaşamı çok farklıydı. Muhtemelen işemek ve sıçmak için iki ayrı tuvaletleri bile vardır. Tuvalet demişken ileride merdivenin sol tarafında kalan bir tuvalet dikkatimi çekmişti. Gözlerimi sağ tarafıma doğru kaydırdığımda ise bildiğin bir kütüphane, küçük bir kafa dinlenmek için dizayn edilmiş bir oturma odası ve hemen onun ilerisinde merdivenin sağında kalan küçük bir çalışma odası vardı. Soldaki ilk kapıdan en arkada gecikmeli olarak giren benimde eşliğimde kırmızı deri koltukları olan, yere bir ayının postu işlenmiş, şöminesi olan, duvarları eski resimlerle süslenmiş; genişçe salona girmiştik. Eh bir zenginin evi söz konusu olunca eşyalarla ilgili anlatılacak bir o kadarda şey oluyordu.

Usulca etrafıma bakmakla meşgulken iki tane tane tuhaf tip girdi içeri. Birisi tuhaf saç rengine sahip, beyazlara bürünmüş bir tipti. Diğeri ise mordu. Saç renklerini yansıtan bu tiplerin ikiside kılıç taşıyordu. Beyazlara bürünmüş olanın adı Shiro iken diğerininki Papu'ydu. Hazır ola geçip, asker selamımı vermemin ardından: "Başçavuş Zachariah efendim, emrinize amadeyim." dedim ve rahata geçip, beklemeye devam ettim.

Zamanın hızlıca akıp gittiği bir zamanda, merdivenlerin birinde keskin kulaklarım üç kişiden geldiği her halinden belli olan adımlama sesleri ile dikkat kesildi. Her bir saniye sonrası adım sesleri bulunduğumuz salona doğru gelirken, üç tane silüetin belirmesi ile Koramiraller hışımla dizlerinin üzerine çöktü ve bende aynı hızla tepki verip bir dizimin üzerine çökerek, gözlerimi zemine diktim. Kafamı kaldırıp Kutsal ejderleri süzme gereksimi duymadım. Nasıl göründükleri umurumda bile değildi. Kafamı talimat gelmedikçe kaldırmayacak, sesimi çıkartmayacak ve tanrıya her saniye içten bir şekilde dua ederek ters bir durumun oluşmaması için hatim indirecektim. "Her şey denizlerde yardıma ihtiyacı olan insanlar için, bunu unutmazsam nefsime söz geçirebilirim." diye aynı kelimeleri içimde milyonlarca kez tekrar ettim aynı zamanda.

Hadi ama diz çöküp, göz teması kurmayacağım, ne kadar zor olabilirdi ki? Sonuçta bu adamlar şeytan değil, sadece kendini tanrı sanan nartist piçler o kadar. Benim öfkeye kapılıp, bir kutsal ejdere üç tane kor amiral arasında baş kaldıracak kadar dellendiremezler herhalde, değil mi? Bunu anca şeytan yapar ve buradaki tek şeytan benim.  
Zachariah
Zachariah

Mesaj Sayısı : 111
Kayıt tarihi : 22/01/16
Nerden : Logetown

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Futatsu No Kingu[Zac-Meirin-Ayberk] - Sayfa 3 Empty Geri: Futatsu No Kingu[Zac-Meirin-Ayberk]

Mesaj tarafından Misafir Paz 06 Mart 2016, 01:32

Hayalimdeki evde yaşıyor orospu çocukları. Bende böyle büyük, gereksiz şeyleri içinde bulunduran bir evde yaşamak istiyorum! Gerçi bu salaklar işi bilmiyor. Ben olsam evi altın kaplama yaptırırdım, hatta koltukları bile altınla kaplatırdım. Evin her tarafında benim altın kaplama heykellerim, resimlerim olurdu. Giriş kapısının hemen üstüne kocaman altın bir sopa yerleştirirdim. Ne kadar havalı olurdu lan! Tamam, hayaller listesine bir tane daha eklendi! Çok zengin olduğumda ejderhadan önce ev alacağım kendime.

Salonda kısa bir bekleyişin ardından odaya iki Koramiral teşrif etti. İkisinin de adının sonunda 'ryu' eki vardı. Büyük ihtimalle kardeş falanlardır. Neyse, bu iki adamı önce Meirin, sonra da Zac selamlamıştı. Onların hemen ardından yavaşça doğrulup asker selamı verdikten sonra "Uzman Başçavuş Ayberk Çırak, ben de memnun oldum." dedim. Ardından tekrardan kalktığım yere oturdum.

Birkaç dakikalık bir bekleyişin ardından merdivenlerden ayak sesleri gelmeye başladı. Her ayak sesiyle beraber kalbim biraz daha hızlı çarpmaya başlıyordu. Sabahtan beri onlara bu kadar atıp tutuyorum fakat gerçekten bu kadar büyük bir etkileri mi var? Sadece ayak seslerini duymam bile beni bu kadar etkilediğine göre gerçekten büyük insanlar olmalılar.

Önce Koramiraller, sonrasında Teğmen ve Başçavuş dizlerinin üstüne çöküp başlarını önlerine eğdiler. Bu durumda sakin olmalıyım. Eğer diğerlerinin yaptığı gibi dizlerimin üstüne çöker ve başımı önüme eğersem hiçbir sıkıntı çıkmaz. Hiç zaman kaybetmeden bende hızlıca dizlerimin üstüne çöküp başımı önüme eğdim. Ne kadar merak etsem de kafamı kaldırıp onlara bakmayacağım.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Futatsu No Kingu[Zac-Meirin-Ayberk] - Sayfa 3 Empty Geri: Futatsu No Kingu[Zac-Meirin-Ayberk]

Mesaj tarafından East Blue Anlatıcı Ptsi 07 Mart 2016, 00:35

Ejderha nefesi ensenizde dolaşırken, içeri giren 3 sülietin gölgeleri üzerinize düşüp ağırlık veriyordu. Sırada ki hamleleri ne olacaktı? Sizi beğenmeyip öldürmek isteseler ne diyecektiniz? Söz hakkınız bile olacak mıydı? Diz çöktüğünüz yerde karamsarlık içinde beklerken yumuşak bir ses konuştu.
"Abla bana memeni göster."
Küçük Childeric'ti bu. Mavi parlak gözleri heyecanlı Meirin'in üzerinde geziniyordu. Meme görme heyecanı içerisinde arkasında birleştirdiği minik elleriyle belini sallıyordu, küçük çocuk.
"Childeric, çok ayıp oğlum. Gururlu bir denizciden istenecek şey mi bu?" diyor Theuderic yarı sert bir tonda.
"Özür dilerim denizci hanım." diye ekliyor, sonrasında "Lütfen kalkın, bu gereksiz davranışlara son vermenizi istemiştim Dios." diye bitiriyor konuşmasını.
"Ama kocacığım, saygılarını göstermeleri gerekmez mi?" diyor Adalaide.
"Karıcım, daha önce konuşmuştuk bunları. Saygılarını hak ettiğimiz zaman, eğilmek isterlerse eğilirler." diyor yarı sert bir tonda yine.
Karısı memnun olmayan bakışlarla size dönüyor. Dios ve koramiraller ayağa kalkıyor.
Dios "Dilediğiniz zaman gemiye geçebiliriz efendim. Öncü gemimiz ulaştı." diyor.
"Ah çok iyi, Louge Town'ı gerçekten görmek istiyorum. Korsanlar Kralı Roger'ın öldüğü yeri gözlerimle görmek isterim." diyor Theuderic, "Kitleleri peşinden sürükleyen, Dünya'nın tüm denizlerini birbirine katan, Korsanlar çağını başlatan şeytan." diye devam ediyor. "Ben doğduğumda henüz idam edilmişti. Kendisini tanıma şerefine nail olamadım, ama hakkında çok okudum." diyor heyecanı her halinden belli oluyor. Roger'ı görmeyi en az oğlunun Meirin'in memelerini görmek istediği kadar görmek istiyor belli ki.

"Ondan sonraki durağınız Valko Adası olacak. Orada hali hazırda iş yürüten bir tanıdığınız olduğu için, konaklamayı kendi malikanesinde yapmanızı rica etmiş. Sizde uygun görürseniz Louge Town'da 2 gece kaldıktan sonra oraya gideriz." diye devam ediyor Dios.

"Ah şu meşhur Valko Adası. Tora'nın malikanesi ha. Olabilir, o adamın yaptığı iyiliği kabul etmek istemesemde, onun malikanesinde kalmak iyi fikir olabilir. Sanırım gidince görürüz ha. Şu meşhur Valko adasını merak etmiyor değilim." diyor Theuderic.

"Siz burada mı kalacaksınız Shiro-Ryu, Papu-Ryu?" diye sordu sonra.
"Evet efendim." diye onayladı ikisi birden.
"Ejderhaların East Blue üzerinde uçması, paniğe neden olabilir efendim. O yüzden benim adamda istirahat edecekler. Acil bir durum olursa, hemen gelebilirler." diye devam etti arkalarından Dios.
"Ama arzu ederseniz bizimle gelebilirler." diye bitirdi konuşmasını.
"Ah, hayır gerek yok. Siz nasıl biliyorsanız öyle yapın." dedi Theuderic.
"Emredersiniz." dedi Dios usulca. Sonrasında önde Kutsal Ejderler, arkalarında Koramiraller, en arkada siz gemilere doğru gittiniz.
Devasa gemilerine binen Ejderlerden sonra, kanatlarını çıkaran Koramiral devasa geminin gözetleme direğine çıktı. Küçük Childeric gemide gördüğü herkese memesini göstermesini isterken, siz gemide hazırlıklarınızı bitirmeli ve yola çıkmalısınız.

East Blue Anlatıcı

Mesaj Sayısı : 299
Kayıt tarihi : 17/01/16

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Futatsu No Kingu[Zac-Meirin-Ayberk] - Sayfa 3 Empty Geri: Futatsu No Kingu[Zac-Meirin-Ayberk]

Mesaj tarafından Misafir Ptsi 07 Mart 2016, 11:22

Kutsal ejderler iyice yakınlarına gelmişti. Hiç kimseden ses çıkmıyordu. Gördüğü tek şey ejderlerin yere yansıyan gölgeleriydi. Sanki gölgeler odadaki her şeyi içine çekmişti. Eşyalar, renkler, sesler, hatta odadaki ışık bile… Her şey kaybolmuştu. Geriye kalan tek şey karanlıktı. Bu karanlık atmosfer onu birazdan neler olacağını düşünmeye itti. Ya ejderler onları öldürmek isterse? Gerçi öldürülecek bir hata yapmamışlardı; fakat illa ki bir hata yapmaları gerekli miydi? Yaşayıp yaşamayacakları, yaşasalar bile ömürlerinin geri kalanında nasıl yaşayacakları onların ağızından çıkacak iki kelimeye bağlıydı sonuçta. Kendileri bu hayatta basit bir gölgeydi sadece. Işık ise onların, yani tanrıların elindeydi. Eğer ışık kapanırsa…

Bu sırada bir ses duydu. Yumuşak bir ses. Sesin sahibi çocuk ejder Childeric’e aitti. Childeric Meirin’den memelerini göstermesini istiyordu. . Bu çocuk durup duruken neden böyle bir şey istiyordu ki? Ne yapacaktı? İsteği yerine getirmezse muhtemelen öldürülürdü. İsteği yerine getirmeyi ise hiç istemiyordu. Utanıyordu. Bir çözüm düşünmeye çalışsa da bunda başarılı olamadı. Yapacak bir şey yoktu. Hayatı, vücudunun görünecek olmasından daha önemliydi. Çocuğun isteğini yerine getirecekti. Yüzüstü pozisyonunu bozup dizlerinin üzerine dikildi. Başı hala yere doğru baksa da artık göz ucuyla çocuğu inceleyebilirdi. Göz ucuyla çocuğu incelerken elini yavaşça siyah renkli askılı bluzunun uç kısmına doğru götürdü ve bluzunun uç kısmını kavrayıp bluzunu yukarı doğru kaldırmaya hazırlandı.

Mor bir ceket içine beyaz renkli bir gömlek giymiş kocaman siyah renkli bir papyon takan sarı saçlı çocuk, mavi gözlerini heyecanla kendisine dikmiş ve birazdan görecekleri şeylere hazırlanıyor gibiydi. Gerçi göreceklerinden memnun olmayacaktı. Muhtemelen büyük şeyler hayal ediyor olmalıydı. Meirin bluzunu kaldırmaya başladığı sırada araya başka bir ses girdi.

Konuşan kişi ekselansları Theuderic idi. Theuderic, oğluna hafif sert bir ses tonuyla böyle davranmaması gerektiğini, gururlu bir denizciden böyle şeyler istenmeyeceğini söylemişti. Ardından da Meirinden özür dilemiş ve Koramiral Dios’a kalkmalarını söylemişti.
Theuderic , Meirin’i çok şaşırtan bu sözleri söyledikten sonra araya bir kadın sesi girdi. Konuşan kişi bayan kutsal ejder olmalıydı. ’Hazretleri’ Adelaide, sinirli bir ses tonu ile kocasına, denizcilerin ejderlere saygı göstermelerinin gerektiğini söylemişti; fakat Theuderic ona, ejderler saygıyı hak ettikten sonra eğilip eğilmemenin denizcilere kaldığını söylemişti.

Meirin iyice şaşırmıştı. Theuderic denen kişi kafasındaki ‘kötü tanrı’ imajına ağır bir hasar vermişti. ‘’Hay ağzına sağlık, Helal olsun sana koca yürekli ejder ‘’dedi içinden. Bu konuşmalardan sonra Koramiraller ayağa kalkmıştı. Koramiraller ayağa kalktıktan sonra Meirin de ayağa kalktı. Artık herkesi iyice inceleyebilirdi. Yine de bu işlemi çaktırmadan yapacaktı .Gözlerini ejderlere diktiği fark edilirse sonu pek iyi olmazdı.

Theuderic de oğlu gibi sarı saçlı ve sarı gözlüydü. Ayrıca sarı bıyıklara sahipti. Kafasına siyah-beyaz renkli bir şapka takıyordu. Bu şapka üzerindeki elbise ile aynı renklere sahipti. Ekselansları giyinmeyi biliyordu. Ekselansları Adelaide ise üç ejder arasındaki en sade giyinen kişiydi. Mavi bir ceketin içine mavi bir elbise giymişti. Altın bir kemer ve altın bir kolye takan Adelaide, yüzündeki kırışıklıklara rağmen güzel gözüküyordu.

Meirin bir yandan çaktırmadan ejderlere bakarken bir yandan da konuşulanlara kulak kabartıyordu. Ekselansları Theuderic, Loguetown ve Korsanlar kralı Roger hakkındaki düşünceleri ile bir kez daha kendisini şaşırtmıştı. Roger’dan nefret etmesine rağmen ona saygı duyuyordu. Onun bir şeytan olduğunu söylese de liderlik özelliklerini taktir etmeyi ihmal etmiyordu. Tüm ejderlerin bu adam gibi olmadığını biliyordu; fakat tüm ejderler bu adam gibi olsaydı kutsal ejderleri tüm benliği ile kabul edebileceğini düşündü.

Bunları düşündüğü sırada Dios, seyahat programında Loguetown’dan sonra Valko Adası olduğunu söyledi. Ekselansları Loguetown’da iki gün kaldıktan sonra Valko Adasına bir dostunun yanına gidecekti. Meirin Valko Adasını duyunca heyecanlandı. Sonuçta çok kısa bir zaman önce oradaydı. Büyük bir sevkiyatı durdurmuş, bir fabrikanın havaya uçmasını engellemiş, Jack adındaki büyük bir suçluyu pataklamış ve Kızıl kafalı adamın da yakalanmasına vesile olmuştu. Ardından güzel bir para ödülü almak onu mutlu etse de Valko Adasından acele ile gönderilmesi onu huzursuz etmişti. Ardından da yaşanan olaylar onu buraya getirmişti. Zaman ne kadar da hızlı geçiyordu. Daha birkaç hafta önce Kalp adasında takılan bir velet iken şimdi bir teğmen olmuş ve önemli isimlerle tanışmıştı.

Birkaç dakika önce çaresizce bluzunu çıkaracak olmasını hafızasından silip içinden kendi kendini övdüğü sırada Theuderic, diğer iki koramirale Valko adasına gelip gelmeyeceklerini sordu. Koramiraller de burada kalacaklarını söyledi. Bunun sebebini ise koramiral Dios açıkladı. Ejderhaların east blue üzerinden uçması paniğe sebep olacağı için iki koramiral burada kalmalıydı. Acil bir durum olursa hemen onlar da gelecekti. Ekselansları Theuderic bu durumu onayladı. Ardından da kutsal ejderler ilerleyip malikanenin dışına doğru yöneldi. Onları Koramiraller takip etti. Meirin de Zac ve Ayberk ile birlikte koramirallerin arkasına takıldı. Geldikleri yoldan döndükten sonra gemilere ulaştılar.

Kutsal ejderler devasa gemilerine binmişti. Childeric’in ‘meme’ diye haykırışları çevrede yankılanırken Koramiral Dios kanatlarını çıkarıp devasa geminin gözetleme direğine çıkmıştı. Meirin koramiralin hangi şeytan meyvesini yemiş olabileceğini düşündü bir an. Sonra kafasını böyle şeylere yormamaya karar verdi. Nasıl olsa Loguetown’da iki gece kalacaklardı. O sırada koramiraller ile konuşma fırsatı yakalayabilirdi. Şimdi ise işine odaklanması gerekiyordu. Kendilerinin gemisi önden gidecekti. Bu yüzden hemen gerekli hazırlıklar bitirilmeliydi. Hala yapılacak işler olmasına rağmen üzerinden büyük bir yük kalktığını hissediyordu. Kimse ölmemişti. Kutsal ejderler de beklediği kadar kötü insanlar çıkmamıştı. İşin önemli kısmı halledilmişti. Geriye yola çıkıp Loguetown’a dönmek kalmıştı.

Meirin bundan sonra arkasına dönüp Zac ve Ayberk’e gülümseyerek: ‘’Ters bir hareket yapmadığınız için mutluyum. Ölseydiniz üzülürdüm.’’ diyecekti. Ardından da tekrar önüne dönüp: ‘’ Ben Koramiralin bana verdiği rota bilgilerini Ruta’ya verecek ve güzergahımız hakkında ondan bilgi alacağım. Siz de mürettebatın yolculuğa hazır olduğundan emin olun. Loguetown’a dönüyoruz’’ diyecekti. Bunları söyledikten sonra da dediği gibi yapıp gemiye çıkacak ve Ruta’nın yanına gidecekti.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Futatsu No Kingu[Zac-Meirin-Ayberk] - Sayfa 3 Empty Geri: Futatsu No Kingu[Zac-Meirin-Ayberk]

Mesaj tarafından Zachariah Ptsi 07 Mart 2016, 19:57

Ya şimdi ya asla... Özgürlüğün direnişini başlatmak için bir şans işte bana; ama hayır... Bunu yapabilecek cesaretim veya gücüm var mı? Benim kılıcım santimler kadar uzak önümdeki bu mahluklara ulaşabilir mi? Benim bu seviyem bu üç koramiral ile baş edebilir mi? Gerçek tanrılar, sahtelerini öldürmem için bana bir güç bahşeder mi? Bir an, gölgeme baktığımda gölgemin yüz kısmında iki tane göz gördüm, şeytanın gözlerini. Bana bakıyorlardı, kafama doğru fısıldıyorlar ve gölgenin sınırlarından sıyrılıp üç kutsal ejdere doğru ilerliyordu. Bana onları öldür, devrimi başlat ve ölümün binlercesini ayağı kaldırsın diyordu; fakat bunu yapmadım. Gözümü kapattım, aldığım nefesleri en yavaşa indirip, kalp atışlarımı sakinleştirdim. Anlık olarak yükselen vücudum ısım yavaş yavaş sönerken, anlımdan akan bir kaç ter damlası evin zemini ile buluştu.

Ben bu değildim. Işığın yolunda ilerleyen biri olarak yolun kenarlarındaki karanlık yollara giremezdim. Babamın öğütlerine, inançlarıma ve kendime ihanet edemezdim. Bırak kutsal ejderlerden oluşma bir aileyi öldürmeyi denemeyi bunu aklımın ucundan bile geçirmemeliydim. Kim olurlarsa olsunlar, ne kadar aptal olurlarsa olsunlar onlar bir aileydi ve bir aileyi katletmek benim gibi insanların işi değildi. Tam aksine benim işim, o gibi insanları engellemekti. Kendime kızarken, yüzüme okkalı bir tokat geçirmek istiyordum. O sırada, üstlerine bakma gereksimi dahi duymadığım kutsal ejderlerin gölgesini süzüyordum. Bir kadın, bir erkek ve bir çocuk. Gölgelerden anladığım bundan ibaretti. İnsanlardan oluşma köleleri neredeydi? Zincirlerin çıkardığı o tiksindirici ses? Neredeydi o insanlar. Üst katta, bodrum katında? Gözlerimde yeniden bir öfke simsali belirdi. Vücut ısım olağan derecede atmaya tekrardan başladı; lâkin bu gidişatı durdurmam sadece bir kaç saniye sürdü. Sakin olmalıydım.

Bir git gel içerisindeyken, kutsal ejderlerin gölgeleri arasında en küçük olanının Teğmen Meirin'e doğru yaklaşıp söylediği kelimelere bir an kahkaha atarak gülmek istedim. İçimdeki huzursuz düşünceleri bir köşeye atacak olursak, on altısında olan bir teğmen'den istenecek en son istekti bu. Teğmen Meirin'in nazikçe bu durumu geri çevirip, durumu bu küçükçe çocuğa izah edeceğini sanıyordum ki, göz ucuyla o tarafa doğru döndüğümde gördüklerim karşısında bir an o tüm gülme isteğim kayboldu. Sırf kutsal ejder diye altı tane adamın, üstelik bunlardan üçü üstü ikisi altıyken böyle bir şeye kalkışması kabul edilemezdi. Bir an müdahale etmek istedim. Nitekim öyle yapacaktım ama Theuderic adlı erkek kutsal ejderin araya girip oğlunu uyarması ile şaftım kaydı ve duyduğum cümleler karşısında göz bebeklerim bir an büyüdü. Theuderic adındaki bu adam oğluna kızarken, ardından Meirin'den özür dilemişti. Bu duyduğum kutsal ejderlerin  yapacağı bir şey değildi. Göz boyamak için mi yapıyordu yoksa gerçekten böyle mi düşünüyordu? Nutkum tutulmuş, kelimeleri zihnimde bir araya getiremeyecek kadar köşeye sıkışmıştım. Ne kadar düzensiz nefes aldığımın farkında bile değildim. Beni aslında en çok şaşırtan şey konuşmasını bitirirken, Dios'u daha önce diz çökme konusunda uyarmış olmasıydı. Böyle bir şey yapmamızı istemiyordu. Göz boyamıyor gibiydi, öyleyse kutsal ejderler arasında gerçektende iyileri var mıydı? Gerçi olsalar bile, ne değişebilirdi ki? İstisnalar kaideyi bozmazdı. Nitekim Theuderic adlı bu kutsal ejderin karısı olan ve hatırladığım kadarıyla adı Adaila olan kadının davranışı gibi. İlk önce kadın kocasının bu davranışını yadırgadığını belli eden cümleler kurmuş, ardından kocasından aldığı ve beni yine fazlasıyla şaşırtan cevap sonrası asık bir surat takınmıştı. İşte... Nartistliğin barındırdığı güç buydu. Sadece yüzümü saklayarak bir tebessüm etmiştim bu duruma karşı. Yapabileceğim başka bir şey yoktu.  

Tüm bunlardan sonra üç koramiral ayağı kalmış ve ardından bir kaç saniye sonra Teğmen Meirin ayaklanmıştı. Tüm bunları gördükten sonra yüzümdeki şaşkınlığı hâlâ silememiş bir şekilde bende ayaklanmış ve düzgün bir pozisyonda beklemeye koyulmuştum. O sırada Theuderic ve üç koramiral arasında geçen bir sohbet söz konusuydu. Gerçi sohbetin büyükçe bir miktarı Theuderic ve Koramiral Dios arasında geçmişti. Dios, sohbeti başlatan kişi olarak ne zaman isterseniz yola çıkarız tarzı bir şeyler demiş, Theuderic ise korsanların kralı lakabını elde etmiş Roger'ın ölümü ve onun öldüğü yer olan, çok az bir zaman sonra ziyaret edeceği Logetown hakkındaki düşüncelerini çekinmeden anlatmıştı sesli olarak. Roger, ona göre bir şeytan olmasına karşın yaptığı büyük işlerle saygı duyulası ve tanışılması gereken bir insandı. Tabii elli yaşlarında olan bu adam, Roger'in idam edildiği zamanlarda doğmuş ve elbetteki onunla tanışma şerefine nail olamamıştı. Roger ile edindiği çoğu bilgi kitaplardan ve duyduklarından ötesi olmamalıydı. Üstelik bu adamın idam edildiği şehri görmeyi o kadar çok istiyordu ki, bir an kafamda bir çocuğun doğum gününde aldığı hediyeyi açarken ki hali canlandı. Theuderic adlı bu koskoca kutsal ejder aynı doğum günü çocuğunda olan heyecan gibi bir heyecan taşıyordu üzerinde.  

Sohbetin devamında Logetown'dan sonraki duraklarından bahsetmişti Dios. Konuşmanın bu kısmı beni pek alakadar etmediğinden devamını dinlemekle uğraşmamış ve gözlerimi duvara asılı olan tablolara çevirip bir süre onları izlemiştim. Tabii konuşmadan koptuktan bir süre sonra aniden kulaklarım dikkat kesilmiş ve ejder lafı geçince Koramiral Dios'un o tarafa doğru dönmüş ve ağzından çıkanları dinlemiştim. O sırada içimden lanet etmem bir olmuştu. Dios iki tane ejderhanın gökyüzünde uçmasını  bu tarz şeylere alışık olmayan East Blue insanlarını tedirgin edeceğini söylemişti ve Theuderic'te bunu odaklamıştı. Oysa en büyük paniği bu Dios yaratmıyor muydu? Kendi denizcilerini bile korkutacak kadar kötü nam salmış bu adamın burada beklemesi gerekiyordu o zaman halkın paniğine bu kadar dikkat ediyorsa! Ya sabır ya sabır! Dellendim yine adamım, oysa kafamda ejderler ile sohbet etme düşüncesi vardı. Koramiral Dios şerefsizi ikidir buna engel oluyordu! Daşaksız şerefsiz, kini vardı herhalde bana.

Bu boş konuşma sonrası sonunda yola çıkmıştık gemilere doğru. Ejderhalara doğru son bir kez heyecanla bakmıştım giderken. En arkada bizler, bir önümüzde koramiraller ve onların hemen önünde kutsal ejderler vardı. Biraz ilerlememizin ardından geldiğimiz yolu bitirmiş ve gemilerin olduğu yere varmıştık. Kutsal ejderler dev gemilerine binerken, Koramiral Dios çıkardığı kanatlar ile bu dev geminin gözetleme kulesine çıkıp oturmuştu. O sırada bizlerde kendi öncü gemimize gitmiştik. Diğer iki koramiral adada kalmıştı. Muhtemelen sohbet sırasında adada kalmalarıyla ilgili bir konu geçmişti; fakat ben dinlemediğimden konuşmanın bir kısmını tam olarak bilmiyordum.

Gemiye geçmemiz ile etrafıma şöyle boş boş bakarken, aniden Teğmen Meirin bana ve Uzman Başçavuş Ayberk'e dönüp bir şeyler söylemişti. Ters bir hareket yapmamız için sevindiğini belirtiyordu. Teğmen Meirin ile ilgili verdiğim karardan ötürü tek bir duygu belirtisi bile göstermeyip, devam ettiği konuşmasını sırf rütbeler arası saygıdan dinlemiştim. Teğmen Meirin, Koramiral Dios'tan aldığı rota bilgilerini bizim geminin rotacısı olan Ruta'ya ileteceğini belirtmişti. Ben ve Ayberk'e ise geminin sorunsuz kalkması için önlem alın diye emir vermişti. "Emredersiniz efendim." diye soğuk bir tonda söylediklerini onayladıktan sonra geminin kalkış işleri ile bir süre ilgilenecek ve her şeyin normal olduğundan emin olduktan sonra, tekrardan sırtımı geminin korkuluklarına dayayıp denizi izleyecektim.
Zachariah
Zachariah

Mesaj Sayısı : 111
Kayıt tarihi : 22/01/16
Nerden : Logetown

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Futatsu No Kingu[Zac-Meirin-Ayberk] - Sayfa 3 Empty Geri: Futatsu No Kingu[Zac-Meirin-Ayberk]

Mesaj tarafından Misafir Ptsi 07 Mart 2016, 23:52

'Abla memeni göster!'

Bu sözcükleri duyduğum anda içten içe kahkaha atmaya başlamıştım. Sik kadar çocuk, koskoca Teğmen'den memesini açmasını istiyordu ve Teğmen'in yapabileceği hiçbir şey yoktu. Ne kadar tahta göğüslü olsa da meme memedir. Gerçi benim görmeme gerek yok. Zaten birkaç aya yatakta görürüm biricik teğmenimizin memelerini. İlk görüşte aşık oldu kızcağız bana. Limanda beni kesişini hala unutmuyorum tatlı şeyin.

Tam Teğmen memelerini açacakken araya çocuğun babası girdi. Hiçte beklediğim gibi bir insan değildi. Bir Ejder hissiyatı vermiyordu adam. Tavırlarının sokakta görebileceğin sıradan bir insandan hiçbir farkı yoktu. Ayağa kalkmamızı bile söylemişti adam. Böyle iyi kalpli bir insan nasıl oluyor da utanmadan kendine 'Kutsal Ejder' diyebiliyor acaba? Benim bildiğim ejderler kötü kalpli, cani insanlardır. Ne isterlerse yaparlar, nereye isterlerse giderler. Besin zincirinin en tepesi yani! Onlardan gelecek bir emirle bütün denizciler seferberliğe çıkabilir. İşte benim imrendiğim insanlar onlar! Günün birinde ben onlardan daha yüce bir şahsiyet olacağım ve bu denizlere adaleti getireceğim!

Önce Koramiraller, sonra biz ayağa kalktık. Altın sopamın ucunu yere yaslamış bir şekilde konuşmayı dinliyordum. Odaya ilk girdiğimde çok gergindim fakat şuan gerginlikten hiçbir eser kalmamıştı. Sanki uzun yıllardır tanıdığım bir insanın yanında gibiydim. Yine de saygısız davranmamaya dikkat ediyordum. Kutsal Ejder ve Koramiral arasında geçen birkaç dakikalık konuşmanın ardından gemiye doğru yola çıkmıştık. Öncelikle Logue Town'a geri dönecek, ardından Valko adasını ziyaret edecektik. Ayrıca iki Koramiral malikanede kalacaktı. Yani yolculuk boyunca yanımızda sadece kanatlı Koramiral olacaktı. Benim için hava hoş, yanımda kimin olup olmadığı pekte sikimde değil. Şuan tek umrumda olan Teğmen'i yatağa atmak. Hehehehehe...

Gemiye geri döndüğümüzde Teğmen eğer ölseydim üzüleceğini söylemişti. Gerçekten bu karı bana yürüyor. Ümitlerini boşa çıkarmak istemem, sonuçta gerçek bir erkek hiçbir zaman bir bayanın kalbini kırmaz. Benimde ona yürümem lazım fakat ne zamanı ne de yeri. Görev bittikten sonra karargaha döndüğümüzde onu sevgilim yapacağım. Fakat karargahtaki Yüzbaşı da taş. Hem o da bana yürüyor. Acaba ne yapmalıyım, ikisiyle aynı anda birlikte olsam sakınca çıkmaz herhalde. Hayır hayır, Teğmen biraz utangaç olduğundan eminim böyle bir şeyi onaylamayacaktır. Seçim yapmam gerekiyor sanırım. Yüzbaşının göğüsleri biraz büyük olabilir fakat fazla yollu. Yol geçen hanı olmuştur bu zamana kadar. Teğmen ise saf, beyaz bir melek gibi. Eminim daha önce hiç cinsel bir ilişkiye girmemiştir. Eğer ilki olursam beni asla unutmaz değil mi? Tamamdır, kararımı verdim! Görev bittikten sonra Teğmen'le ilişkimi ilerleteceğim.

Başçavuş Zac, benim aşktaki rakibim! Onu saf dışı bırakmam gerekiyor fakat elimde hiçbir koz yok. Düşün Ayberk, eminim aklına bir şeyler gelecektir... Buldum! Gerçekten elime büyük bir koz verdin Zac. Bu kozu verdiğin için pişman olacaksın! Hehehehe...

Zac işlerini bitirdikten sonra geminin koruluklarına dayanıp denizi izlemeye başlamıştı. Yavaşça  yanına sırtımı koruluklara dayadım. "Hey Başçavuş." Yavaşça ceketimin iç cebinden sigara paketimi çıkarttım. İçerisinden bir dal alıp ağzıma yerleştirdikten sonra paketi Zac'e doğru uzattım. Ardından paketimi tekrardan kapatıp cebime yerleştirdim. Sigaramdan bir duman aldıktan sonra "Başçavuş Değersiz sensin değil mi?" dedim piç piç gülerek. Ardından söze girmesine izin vermeden "Neredeyse bütün karargahı gezdik fakat senin odanı göremedim. Ayrıca Başçavuş Değersiz'i de hiçbir yerde göremedim. Bu yüzden böyle bir kanıya vardım. Umarım yanılmamışımdır." dedim. Sigaramdan bir duman aldıktan sonra "Merak etme, seninle dalga geçmek için söylemiyorum bunu. Nasıl oldu da böyle saçma bir lakap aldın merak ediyorum gerçekten." dedim. İlk başta planım Başçavuş'u ezip yerin dibine gömmekti fakat artık onu kendime rakip olarak görmüyorum. Teğmen'e olan soğuk bakışları ona karşı bir şey hissetmediğini belli ediyor. Ayrıca bu adamla arkadaş olabileceğimi düşünüyorum. İyi bir insan benziyor.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Futatsu No Kingu[Zac-Meirin-Ayberk] - Sayfa 3 Empty Geri: Futatsu No Kingu[Zac-Meirin-Ayberk]

Mesaj tarafından East Blue Anlatıcı Çarş. 09 Mart 2016, 23:46

Durgun denizin ve doğu rüzgarının tatlı esintisi ile yol alan görece büyük gemi, ama yanında ki devasa gemiye göre ufacık sayılan gemide yol alan 3 kahramanımız, enselerinde Karga'nın delici kırmızı gözleriyle ile yol alırken, neredeyse hiç bir şey olmuyordu. Havada hareket edecek bulut bile yoktu. İki gemi suda rüzgar arkalarında yavaşça ilerlerken. Rotacı Ruta yelkenlerden yarısını açtırmamıştı. Bu halde bile arada belirli bir mesafe vardı 2 geminin. Arkada ki devasa geminin hızı ile bulundukları gemi karşılaştırılamazdı bile.

Devasa geminin, Dünya Hükümetinin dalgalandığı gözetleme direğine bakarsanız, Koramiral Dios'un sürekli etrafı gözetlediğini görebilirsiniz. Gözlerini neredeyse hiç kırmadan sürekli etrafına bakınıp. Her 240 saniyede bir gözlerini 5 saniyeliğine kapatıp tekrar açıyor. Bu ritimde devam ederken bir süre sonra gözünü batıda bir yere uzun süre dikti. Yaklaşık 3 dakika tek bir noktayı izledikten sonra gözlerini kapatmadan etrafını incelemeye devam etti.
Sonra siyah kanatlarını omuzundan çıkarıp sizin geminize geliyor ve Teğmen Meirin'in yanında duruyor.
"Misafirlerimiz var." diyor sessizce. "Sağda doğuda küçük bir gemi, önümüzde ise büyük bir gemi var. Önümüzde ki büyük gemi bir tuzak. Karşılaşınca bizi doğuya yönlendirip küçük gemide ki bekleyenlerle savaştırmayı planlıyorlar." diyor aynı sessizlikte. "Ben uçarak tuzak gemiye gideceğim. Gemini tüm yelkenlerini açıp, Kutsal Ejderlerin gemisinden önce gemi ile karşılaşıp savaşa başlayın, çok sürmeyecektir. Gemide 5 kişi saydım, en fazla 10 kişi vardır. Biriniz de Kutsal Ejderlerle kalsın." diye emir verip kanatlarını çıkarıp doğuya uçmaya başlıyor.

Ne doğuya baktığınızda, ne de ileriye baktığınızda hiç bir şey göremiyorsunuz. Bu adamın olağan üstü gözleri olmalı.

5 dakikalık bir ilerlemeden sonra karşınızda Kutsal Ejderlerin gemisinden çokta küçük olmayan bir gemi görüyorsunuz. Neredeyse yolunuzun üzerinde duruyor, demir atmış denizin ortasında. Yelkenler kaldırılmış, gemide kimse görünmüyor, neredeyse bir hayalet gemi...

East Blue Anlatıcı

Mesaj Sayısı : 299
Kayıt tarihi : 17/01/16

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Futatsu No Kingu[Zac-Meirin-Ayberk] - Sayfa 3 Empty Geri: Futatsu No Kingu[Zac-Meirin-Ayberk]

Mesaj tarafından Misafir Perş. 10 Mart 2016, 14:05

Hayat, kalbi kalpazanlıktan kırk sene yatıp çıkmış bir adamsa şu uçsuz bucaksız uzanan deniz o adamı uyutan sihirli bir melodi olmalıydı. Cinnete uzanan yollar bu mavi viyadüğe girince cennete çıkıyor gibiydi. Yatıştırıyordu insanı deniz. Hayatının hüzün sızdıran çatlaklarını kısa bir an için bile olsa kapatıyordu. Zaman göreceli bir şey tabi ki. Ne zaman birkaç dakika oturup denizi izlese sanki yıllarca oradaymış hissine kapılırdı. Zaman, bir salyangozun vücudundaymışçasına ağır hareket ederdi o zamanlar. Göz kamaştırıcı, melankolik.

Böyle zamanlarda susup denizdeki dalgaları izlerdi. Zaten susmanın muhabbet kuşu olmuştu çoktan. 'Her sessizlik aslında bir şeyler anlatır.' demişti yıllar önce okuduğu kapağı olmayan kitap. O da sessizliği ile bir roman oluşturmuştu. Hiç bitmeyip sürekli büyüyen bir roman. Romanının sayfalarını koparıp tek tek dalgalara atardı. Bu şekilde kalbini rahatlatmaya çalışırdı. Bir bodrum gibiydi kalbi. Yaptığı şey, karamsarlık suyu basmış bodrumunu ümit kovaları ile boşaltmaya benziyordu; fakat yalnızlıktan başka imparator tanımayan bodrumu dolmaya devam ediyordu. Zaten kovası da delikti.

Deniz her zamanki gibi çok güzeldi. Denizi hep tatlı bir kadına benzetirdi. Uzun saçları mavi, şeffaf teni safir. Yumuşak elleri ile nazikçe iterken gemileri ‘’Yolcu, gittiğin sahil nerede’’ diye fısıldardı usulca. Gökyüzü… Gökyüzü ise yakışıklı bir erkekti. Denizi gördüğünde mutlu olup masmavi açardı. Sürekli hediyeler verirdi denize. Gündüz Güneş, gece Ay… Bir gün kavga etti gökyüzü ve deniz. Gökyüzü şimşekler atarak çekip gitti denizin yanından. Sonradan pişman olup dönmek istese de dönemedi. Bu yüzden sonsuzluğa kadar uzandı gökyüzü. Belki bir yolunu bulup da tekrar denizin yanına dönebilir diye. Başarmış mıydı acaba? Yoksa karanlıkta kendi başına açan kırmızı bir akşamsefası kadar yalnız mı kalmıştı?

Kaç yaşam başlamıştı bu denizlerde , kaç yaşam sonlanmıştı? Kaç hikaye yaşanıp bitmişti? Şu an geçtikleri yerden kaç kişi daha geçmişti geçmişte? Bunları bilmek mümkün değildi. Sonuçta insan bıçağın ucundaki hafızası ile unutan ve unutulmaya mahkum olandı; fakat deniz hiçbir şeyi unutmuyordu. Yaşanan tüm olayları derinliklerinde saklıyordu. Zaten insanlar da bu yüzden açılmıyor muydu denize? Gizem dolu ve ilgi çekici denizin sırlarını çözmek.. Derinliklere saklanmış şeyleri bulup çıkartmak...

Bunları düşündüğü sırada yanına Koramiral Dios’un geldiğini fark etti Meirin. Dios misafirlerinin olduğunu söylüyordu. Korsanları kastediyor olmalıydı. Sessizce korsanların yapmayı düşündüğü şeyi anlattı. Koramiral Dios’a göre ilerilerindeki gemi kendilerini doğudaki küçük gemiye yönlendirecek ve oradakilerle savaştıracaktı. Kısaca büyük gemi bir tuzaktı. Koramiral bunları söyledikten sonra kanatlarını çıkarttı. Kanatlarını çıkarıp doğuya doğru uçacağı sırada da ne yapacaklarını söyledi.

Koramiral doğuya uçup asıl grubu halledecekti. Kendileri ise tam gaz ilerideki gemiye doğru gidip Kutsal ejderlerin gemisi onlarla karşılaşmadan önce o gemi ile savaşacaklardı. Dios’un söylediğine göre işleri fazla uzun sürmeyecekti. Gemide en fazla 5-10 kişi vardı.
Meirin, Dios gittikten sonra hem önüne hem de doğusuna iyice baksa da hiçbir şey göremedi. Dios’un ‘hemen önümüzde’ dediği mesafe ne kadardı acaba? Birazdan anlarız dedikten sonra rütbeli olan Zac, Ayberk ve Ruta’yı yanına çağırdı. Üçü de yanına geldikten sonra rahatta durmalarını emredip konuşmaya başladı.

‘’Koramiral dördümüzden birinin hazretlerinin yanında kalmasını emretti. Geminin başında olduğumdan ben gidemem. Ruta da gemi için önemli olduğundan burada kalacak. Geriye ikiniz kalıyorsunuz. İkinizin de yeteneklerini henüz tam olarak bilmediğimden yüksek rütbede olan Uzman Başçavuş Ayberk’İn benim yanımda kalmasına karar verdim. Bu konuda bir itirazınız olacaksa bile kendinize saklayın.
Zac, senin için bir bot hazırlanacak ve botla büyük gemiye çıkacaksın. Hazırlan. Ruta, Geminin tüm yelkenlerini açtır.İşin bitince yanıma gel. Ejderler gemi ile karşılaşmadan önce bu işi bitirmemiz gerekiyor. Ayberk, sen de topların savaşa hazırlanmasını sağla. İşin bitince de yanıma gel. Herkes iş başına!’’



Meirin’İn konuşması üzerinden yaklaşık 5 dakika geçmişti. Bu 5 dakika sonunda koramiralin bahsettiği büyük gemi görülmüştü. Gemi en az kutsal ejderlerin gemisi kadar büyük gözüküyordu. Acaba küçük gemileri onlarla baş edebilecek miydi? Gerçi koramiralin dediğine göre gemide en fazla 10 kişi vardı. 5 dakikalık mesafeden gemileri görebilecek gözlere sahip birisi sayı konusunda yanılacak değildi. Bu durumda çok da zorlanmamaları gerekiyordu.
Yine de kendisini rahatsız eden bir şey vardı. Geminin yelkenleri kaldırılmıştı ve güvertede de kimse yoktu. Hayalet bir gemiyi andıran bu gemi yollarının tam ortasında duruyordu. Kendilerini bekleyen başka tuzaklar da olabilirdi. Gerçi emirler kesindi. Her şekilde bu gemi ile savaşacaklardı.

Meirin uzun menzilli topların ateşlenmesi emrini verecekti. Uzun mesafeli atışlarla gemiyi yıpratıp aradaki mesafeyi kapatacaklardı. Kısa menzilli topların gemiyi vurabileceği mesafeye gelince kısa menzilli topları da ateşletecekti. Ellerinde çok fazla top vardı. Gemiye yaklaşmadan bile ağır hasarlar verebilirlerdi. Cephanede bir sıkıntı olursa kendi yetenekleri ile problemi çözebilirdi zaten.
Ek olarak gemi ile aralarındaki mesafeyi 15-20 metreye kadar düşürebilirlerse kendi yetenekleri ile güverteye birkaç adam yollamayı planlıyordu. Gemide gördüğü bir şeyi kopyalayıp üstüne erlerden birini bindirip Aerocab saldırısı ile karşı gemiye yollayabilirdi. Bu işlemi birkaç defa yapması yeterliydi.
Tabi bu planlarının sadece her şey istediği gibi giderse işe yarayacağının farkındaydı Meirin. Büyük gemidekiler onlara karşılık verebilir ya da beklenmedik başka şeyler de olabilirdi. Zaten bu yüzden Ruta ve Ayberk’i yanına çağırmıştı. Ters bir durum olursa daha koordineli bir şekilde hareket edebilirlerdi.
Şimdilik uzun mesafeli topları ateşletip karşı tarafın hamlesini bekleyecekti.

Misafir
Misafir


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

3 sayfadaki 8 sayfası Önceki  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8  Sonraki

Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz